YAĞMUR KARADAĞ/Dokuz Eylül TV’de yayınlanan “Gerçeğin Öteki Yüzü – Fikr-i İsyan” programında Türkiye’nin hem ekonomik hem de siyasi gündemi masaya yatırıldı. Petkim’in zayıflayan üretim kapasitesi ve artan dışa bağımlılık tartışılırken, küresel gelişmelerin sanayi üzerindeki etkileri çarpıcı örneklerle ele alındı. Programda ayrıca TOGG yatırımı, 19 Mart süreci ve Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel’e yönelik operasyonlar üzerinden hukuk, demokrasi ve ekonomi ilişkisi kapsamlı şekilde değerlendirildi.
PETKİM AVRUPA’NIN DEVİYDİ
Programda, Türkiye ekonomisinin kritik başlıklarından biri olan Petkim üzerinden sanayi politikaları, dışa bağımlılık ve olası kriz senaryoları detaylı şekilde tartışıldı. Türkiye’nin önemli sanayi kuruluşlarından Petkim’in durumuna dikkat çeken İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, “Petkim, geçmişte yalnızca Türkiye’nin değil Avrupa’nın da en önemli petrokimya tesislerinden biriydi. 2008 yılında özelleştirildiğinde sadece Türkiye'nin değil Avrupa'nın deviydi. Ancak özelleştirme sonrası tesisin petrokimya ürünlerinde yüzde 70-80’lere varan bir daralma yaşadı. Türk sanayicisinin ihtiyaç duyduğu birçok ara ürün artık üretilemiyor, ithalatla karşılanıyor” dedi.
Petkim’in zayıflamasının Türkiye’yi doğrudan dışa bağımlı hale getirdiğini belirten Gappi, “Özellikle de Türk sanayicisinin çok işine yarayacak olan plastik ürünleri, eskiden yanı başımızdan temin edebileceğimiz hammaddeleri bugün dünyanın öbür ucundan getirmek zorunda kalıyoruz. Petkim gözümüzün önünde kan kaybediyor, bu nedenle ürünlerin hepsi ithalatla Türkiye'ye geliyor” diye konuştu.
Petkim’in 2008’deki özelleştirme sürecine değinen Gappi, yapılan anlaşmalarda yeni yatırımların şart koşulduğunu hatırlattı ancak gelinen noktada bu hedeflerin gerçekleşmediğini ifade etti, “’O dönem Petkim gibi 10 tesis kurulacak’ başlıklarını veriyorduk. En büyük kaynak Azerbaycan’dan SOCAR ile birlikte geleceği söyleniyordu ama geldiğimiz noktada hiçbiri olmadı” görüşünü aktardı. Gappi, tüm olumsuz tabloya rağmen hâlâ müdahale şansı olduğunu ancak bunun uzun vadeli ve planlı yatırımlar gerektirdiğini söyledi, “Bugün başlansa bile etkisini görmek yıllar alır” dedi.
HAMMADDE GELMİYOR
Gazeteci Ender Aldanmaz ise küresel gelişmelerin krizi daha da derinleştirdiğine dikkat çekti. Ortadoğu’da yaşanan savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının, Türkiye’nin petrokimya hammaddesi tedarikini ciddi şekilde aksattığını belirtti. Aldanmaz, Ege Plastikçiler Sanayicileri Derneği Başkanı Şener Gençer’in açıklamalarına değinerek, “Hürmüz Boğazı kapandıktan sonra bir kilo hammadde gelmiyor. Hammadde karaborsaya düştü. Biz burada sabahtan akşama kadar karaborsada hammadde arıyoruz, onu bile bulamıyoruz. 12 günden beri ızdırap çekiyoruz. Plastik sektörü üretim yapamaz hale gelebilir” sözlerini dile getirdi. Aldanmaz ayrıca, savaşta rafinerilerin zarar görmesi halinde küresel üretim kapasitesinin toparlanmasının 10 yılı bulabileceği ve bunun dünya genelinde ciddi fiyat artışlarına yol açabileceğini söyledi.
Programda Petkim’in yalnızca kapasite değil, teknoloji açısından da geride kaldığı görüşünü paylaşan Aldanmaz, sektör temsilcileriyle yaptığı görüşmelere dayanarak tesisin nafta bazlı üretim yaptığını, bunun ise etan ve metan bazlı üretime göre daha maliyetli olduğunu aktardı, bu nedenle Petkim’in üretim yapsa dahi rekabet etmekte zorlanabileceği ifade etti.
TOGG yatırımına da değinen Aldanmaz, 14,61 milyar zarar olduğunu belirtti. Otomotivde yerlilik oranları üzerinden örnekler vererek, Türkiye’de mevcut üretim altyapısının zaten belirli bir seviyeye ulaştığını aktaran Aldanmaz, buna karşılık petrokimya alanında ciddi bir açık bulunduğunu dile getirdi. TOGG adımının aslında stratejik olduğunu dile getiren Aldanmaz, “Devlet bu adımdan şu an zarar etti Halbuki tam tersi bir noktaya stratejik hamle yapsa, kendi parçalarımızı da çok hızlı bir şekilde yerlileştirme şansımız olacak” dedi.
KRİZ MİLLİ GÜVENLİK BOYUTUNA ULAŞABİLİR
Petkim'in özelleştirilmesi ve günümüzdeki halinin yönetim basiretsizliği olmadığını, bile isteye yapıldığını savunan Murat Aydın, TOGG’un ise iktidara oy getirmesi için hedefiyle bir iş olduğunu dile getirdi. Aydın, “14 milyarı çöpe atma işi. Petkim'e yapılacak 14 milyarlık yatırım ülkenin ekonomisini ve sanayisini geliştirir ama bu seçim kampanyasında üstüne binip gezeceğiniz bir araba haline gelmez. Dolayısıyla siyasi iktidarın ülkenin kaynaklarını verimli kullanalım, ülkenin milli ekonomisini geliştirelim gibi bir derdi yok. Siyasi iktidar kullanışlı gördüğü her şeyi kullanmak peşinde. Ve bir hüsran da yok burada, çünkü zaten baştan bilinçli yapılan bir şey” dedi.
Aydın, pandemi döneminde yaşanan tedarik sorunlarını hatırlatarak, benzer bir durumun petrokimya ve sanayi ürünlerinde yaşanması halinde Türkiye’nin ciddi sıkıntılarla karşılaşabileceğini ifade etti. Aydın, meselenin yalnızca üretim değil; kriz anlarında ülkenin kendi kendine yetebilme kapasitesi olduğunu belirterek, bu kapasitenin zayıflamasının ise uzun vadede daha büyük riskler doğurabileceğine dikkat çekti.
TÜRK SİYASİ TARİHİNDE DÖNÜM NOKTASI
Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının birinci yılına dikkat çeken Dilek Gappi, 19 Mart’ın ise Türk siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak anılacağını belirtti. Bu sürecin kabul edilemez olduğunu dile getiren Gappi, konuyu hukuk ve demokrasi açısından değerlendirmeye açtı.
SİVİL DARBE GİRİŞİMİ OLARAK ANILACAK
Avukat Murat Aydın, 19 Mart sürecini “sivil darbe girişimi” olarak nitelendirdi. Aydın, “Şu an bir darbe girişimi sürecini, yani bir ara rejim yaşıyoruz. Bütün ara rejimlerde olduğu gibi hukuksuz, demokrasinin alabildiğine kısıtlandığı, sadece bir kişinin konuşup diğerlerinin seslerinin kısıldığı bir dönem yaşıyoruz. Bütün darbe girişimlerine karşı direnilmeli. Darbe girişiminin darbe girişimi olduğu bilinmeli. Kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun bu girişime karşı hukuk içinde demokratik tavırla direnç gösterilmeli. Çünkü darbe girişimleri başarılı olduğunda oradan oluşacak rejimin kimin için tehdit oluşturacağı, kimin kapısını çalacağı artık belirsiz hale gelir” görüşlerini aktardı.
Aydın, Ekrem İmamoğlu’na yönelik yargı sürecinin yalnızca kişisel ya da parti meselesi olmadığını, tüm yurttaşları ilgilendiren bir hukuk güvenliği sorunu olduğunu savundu. Hukuk güvenliğinin olmadığı bir ortamda temel hakların tehdit altında olacağını dile getiren Aydın, “Bu en nihayetinde döner dolaşır yurttaşların refahını da etkiler. Çünkü adaletin ve hukuk güvenliğinin olmadığı bir yerde müteşebbis hürriyeti derler, müteşebbis hürriyeti de olmaz” diye konuştu.
İddianamenin yaklaşık 3 bin 739 sayfa olmasını da eleştiren Aydın, bu kadar hacimli dosyaların genellikle tekrarlarla dolu olduğunu söyledi, iddianamede “kopyala-yapıştır” yöntemiyle ifadelerin tekrarlandığını, Nisan ayı sonunda dahi sanık savunmalarının tamamlanamayabileceğini dile getirdi.
KUŞADASI OPERASYONU: “BÜYÜK RESMİN PARÇASI MI?”
Programda Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel’in tutuklanması süreci de gündeme geldi. Gazeteci Ender Aldanmaz, Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel’in tutuklanmasının, İstanbul’daki dava süreciyle ilişkilendirilmeye çalışıldığını ifade etti.
Aldanmaz, emniyet ifadelerinde yer alan iddiaların, Ekrem İmamoğlu davasıyla paralellik taşıdığını belirtti. Aldanmaz, “Çeşitli rüşvet ve irtikap gibi konularla ilgili olarak toplanılan paraların belli bir havuza gönderildiği, bu havuzda da Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde bu paraların kullanılacağına ilişkin bazı tanık ifadelerinin olduğunu emniyet ifadelerinde okumuş olduk” dedi.
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu ile ilgili tartışmaların da kamuoyunda etkili olduğunu söyleyen Aldanmaz, “Aydın basınında Özlem Çerçioğlu'nun Ömer Günel'in tutuklanması veya yargılanması ile ilgili olarak bazı çalışmalar yürüttüğü iddiaları da haberlere yansımıştı. ‘İmar rantına geçit yok’ isimli Özlem Çerçioğlu imzalı afişleri Aydın’da görmek mümkün. Bu meseleyle ilgili sadece hukuki koridorlarda değil aslında sokağa taşan bir hikaye izlemiş olduk. Süreç, Çerçioğlu'nu doğrudan etkiler diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“YAŞANANLAR TESADÜF DEĞİL, SİYASİ OPERASYON”
Murat Aydın ise yaşananların tesadüf olmadığını savunarak, sürecin siyasi bir operasyon olduğu görüşünü dile getirdi. Aydın, “Özlem Çerçioğlu'nun halkın oylarını satarak başka bir partiye geçtiği hepimizin malumu. Bunun karşılığında almaya çalıştığı şeylerden birisi de bu yaşanan durum herhalde. Ama sonuçta Ömer Başkan'ın bu olaydan alnının akıyla çıkacağını biliyoruz. Aydın halkı da Özlem Çerçioğlu'na gerekli cevabı verecek. Anladığım kadarıyla Özlem Çerçioğlu siyasi hayatını burada noktalamaya çalışıyor, noktalarken de yapabildiği kadarını, elde edebildiği kadarını elde etmeye çalışıyor” dedi. Ayrıca Aydın, yaşananların Aydın halkına hiçbir faydası olmadığını vurgulayarak, bu tür uygulamaların herkes için tehlike oluşturabileceğini belirtti ve yargının araçsallaştırılmasının ciddi riskler doğuracağının altını çizdi.
GAZETECİLİK DÜNYANIN EN ZOR MESLEĞİ
Ayrıca programda, AK Parti İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı ile sosyal medya hesapları üzerinden paylaşım yapan grup arasında yaşanan tartışma da ele alındı. İGC Başkanı Dilek Gappi, “Ceyda Hanım konuya dair açıklama yaptı, mahkemeye taşınmış noktada. Son zamanlarda dijital tufanla birlikte maalesef önü alınamaz bir kirlilik oluştu. Başka bir alandan mesleğini kazancını elde edenler dijitalleşmenin verdiği fırsatlardan yararlanıyor ve bir girişim kuruyorlar. Bu sosyal girişimlere hiçbir itirazımız yok. Ama sosyal girişimler eğer gazetecilik ve gazeteciyim mottolarını kullanıyorsa, gazeteciyim mottosuna uymak zorunda. Gazetecilik dünyanın en zor mesleği. Halktan saklanan bilgileri bulmak zorundasınız. Araştırma ve soruşturma haberleri yapmak durumundasınız. En ufak bir yorumunuzun arkasında bile 20 yıllık tecrübelerinizin olması gerekir. Ama maalesef son zamanlarda arabasıyla bariyeri ezen, oradaki güvenlik görevlileriyle mahkemelik olan oluşumlar türemiş durumda. Bunların hiçbiri gazeteci değil. Hayatımız, bu tür yaklaşımlarla mücadeleyle geçti ve geçmeye de devam edecek. Sesimiz de hiç cılız çıkmıyor, İzmir bu konuda örnektir. Bu dijital tufana karşı biz de kendi mesleğimizi korumaya devam edeceğiz” açıklamasında bulundu.