Partiye yönelik "mutlak butlan" kararı ve genel merkezin polis eliyle boşatılmasının ardından siyasi rotayı tamamen Anadolu sahasına çeviren CHP Lideri Özgür Özel, bu hafta da partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda kürsüye çıkarak meydan okudu. Meclis salonunu dolduran partililere ve ekran başındaki kamuoyuna seslenen Özel, bürokratik vesayete teslim olmayacaklarını belirterek, "İşgalin ardından Ankara'da oturmadık. Zaten partinin hedefte olmasının sebebi de çeşitli ihtarlara, telkinlere rağmen Ankara'da oturmak yerine nerede olmamız gerekiyorsa orada olduğumuz içindir" ifadelerini kullandı.
İzmir'in altı ilçesinde yüz binlerin iradesi kucaklaştı
Grup konuşmasının en coşkulu bölümünü dün gerçekleştirilen büyük İzmir programına ayıran Özgür Özel, Küçük Menderes Havzası'ndaki üretim alanlarından Konak Kordon'a kadar uzanan altı ilçelik maratonun detaylarını anlattı. Bayındır'da çiçek üreticisi emekçi kadınların yer sofrasında kahvaltı yaptıklarını belirten Özel, partiye yönelik yargı operasyonlarına üzülen bir teyzenin gözyaşlarını ve kendisine verdiği desteği şu duygusal sözlerle paylaştı:
"SANA OTOBÜS DE ALACAĞIZ DİYEN TEYZEM..."
Dün günlerden İzmir'di. İzmir'de Küçük Menderes havzasındaydık. Bir günde 6 ilçemizi ziyaret ettik. Bayındır'da çiçek üreten kadınlarla sabah kahvaltısı sofrasında buluştuk. 'Üzüntüden 4 kilo verdim' diyen, 'Üzülme, sana otobüs de alacağız, bina da yapacağız' diyen teyzemin gözyaşlarında, ülke için hem hüzünlü ama bir o kadar da inançlı insanlarımızın kararlılığında gücümüze güç, inancımıza inanç kattık.
Ödemiş'te rahmetli Ecevit ile aynı meydanda bir römork kasasının üzerindeydik. Kiraz'da aşure dağıtırken, Beydağ'da keşkek döverken, Tire'de sokaklara sığmazken binlerle, on binlerle birlikteydik.
Kordon'a... Son olarak Konak'a, Kordon'a gittik. Zira, bir sokak arkasındaki babaevimize, Sultan-Butlan ittifakından sonra bir gece yarısı, bir Babalar Günü'nde oranın iyice boş olduğundan istifade yapılan işgalden sonra çok çok ısrarla çağırmalarına rağmen 'Siz o gerilimi sürdürmeyin' dediğimizde zaten yakında bir yeri bize bürolarını, iş yerlerini bir partilimiz yeni il binamız olarak, seçilmişlerin il binası olarak verdiler demişlerdi. Geçtiler orada çalışmaya başladılar. Dün 6. ilçe Konak'a gidip il binasında seçilmiş il başkanını görelim dedik, ne de görelim? Önünde 10 binleri gördük, 10 binlerle birlikte İzmir'de bir kez daha kucaklaştık.
Bir yanda, bir yanda bir mahkeme kararıyla mutlak sultanın mutlak butlandan partiyi bölme umutlarıyla ve onun teklif ettiği görevi kabul eden bir avucun yalnızlığı, bir avucun yalnızlığı bir yerde; İzmir'de yüz binlerin kararlılığına yürekten teşekkür ediyorum.
Kıymetli misafirlerimiz, il başkanlarımız, belediye başkanlarımız, ilçe başkanlarımız ve sesini duyurmak, bizimle dayanışma içinde olmak ya da bizim desteğimizi almak üzere çareyi Cumhuriyet Halk Partisi grubunda gören çok değerli konuklarımız, hepinizi ayrı ayrı selamlıyorum, hepiniz hoş geldiniz.
Televizyonlarından izleyenlere, radyolarından dinleyenlere saygılarımızı sunuyoruz. Yoğun bir haftanın ardından grup toplantımızda yeniden bir aradayız.
"İŞGALİN ARDINDAN ANKARA'DA OTURMADIK"
Partimize yönelik saldırının, işgalin ardından Ankara'da oturmadık. Zaten partinin hedefte olmasının sebebi de çeşitli ihtarlara, telkinlere rağmen Ankara'da oturmak yerine nerede olmamız gerekiyorsa orada olduğumuz, yerel seçim sürecinde 105, devamında 9'u tematik, 21'i büyük halk buluşması 30, ardından Saraçhane ile başlayan 111 mitingle sahada ve sürekli milletimizle birlikte olduğumuz için partimize yönelik saldırıların sonucunda alınan butlan kararı ve ardından devletimizin polisi, milletimizin evlatları polisleri kullanarak 15 katlı binadan çıkarıldıktan sonra bu hafta sonu en son dün pazartesi günü 15. ilimizde milletimizle buluştuk.
Köy köy, belde belde... Köy köy, belde belde, şehir şehir gidiyoruz ve milletimizle kucaklaşıyoruz. Cadde cadde, sokak sokak, meydan meydan mücadelemizi büyütüyoruz. Yeni siyaseti, temiz siyaseti, cesur siyaseti, teslim olmayan, başkasının planına göre değil, milletin hesabına göre yapılan siyaseti milletimizle birlikte ilmek ilmek örüyoruz. Belki makamlar yok, binalar yok, şatafatlı sahneler yok, hiç olmadı, hiç kullanmadık. Ama bazen bir kamyon kasasının arkasında, bazen bir traktör römorkunun arkasında, bir kahve sandalyesinin üstünde ya da bir bankın üzerindeyiz ama milletin gönlündeyiz.
"DEMİRTAŞ'IN SELAMLARINI ALDIK"
Bu hafta önce Diyarbakır'daydık, Diyarbakır sokaklarındaydık. Baskılardan, kayyımlardan çok çeken o şehrin bizi en iyi anlayacağı şehir olduğunu biliyorduk. Diyarbakır'a adımımızı attık ve birtakım tartışmaları da geride bırakmıştık ama bizi karşılayan Diyarbakır'dan kıymetli bir isim dedi ki 'Dün akşam üzerimde bir selam var' dedi. Dün akşam gece avukatlarını çağırmış, Genel Başkanı karşılayacağını, toplantıda olacağını duydum, onun üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel'e selamlarımı ilet, şehrimize hoş gelmiş dedi. Sayın Demirtaş'ın selamlarını aldık, başımızın gözümüzün üzerine koyduk.
Ulu Camii'de cuma namazını kıldık. Esnaflarımızla buluştuk. Dört Ayaklı Minare'ye vardık. Rahmetli Tahir Elçi'nin, Barış Elçisi Tahir Elçi'nin katledildiği yere çiçeklerimizi bıraktık. Rojin'in, Gülistan'ın acılı annelerinin yasını bir kez daha paylaştık. Köşk mezrasında çiftçilerin, köylülerin, üreticilerin bitmeyen dertlerini dinledik. Onlarla birlikte biçerdöverle buğday hasadı yaptık. Diyarbakır'ın iş insanlarıyla buluştuk, sivil toplumuyla buluştuk. Muhtarlarımızın armağan ettiği, muhtarımızın armağan ettiği 36 taşlı iktidar tespihimizi aldık.
İnancımızı, umudumuzu pekiştiren, bizi bağrına basan Diyarbakır'dan en sıcak duygularla ayrıldık. Diyarbakır'a yürekten teşekkür ediyor, Diyarbakır'ı gönülden selamlıyorum.
Ertesi sabah Antep'e geçtik. Geçerken Nizip... Öyle 'Nizip'ten geçip gitmek o kadar kolay değil' dedi. Yüzlerce araç, binlerce kişi, Nizip yol üzerinde, Nizip sınırında, bir benzin istasyonunda günün ilk kendiliğinden mitingini yaptık.
Varınca Gaziantep'e, iş dünyasıyla, işçilerle, sendikacılarla, sivil toplumla bir araya geldik. Esnaf ziyareti yapamadık. Kalabalıktan, izdihamdan sokakta esnafa doğru adım atamadık. Girdiğimiz bir iki dükkanı baktık ki girmek mümkün değil, çıkmak mümkün değil, esnafı selamlayı selamlayı, binlerle, on binlerle beraber Balıklı Park'a doğru gittik. Orada bir bank bulduk, üstünden Gaziantep'in inancını, Gaziantep'in kararlılığını hep birlikte paylaştık.
Eyüp Sultan Mahallesi'nde bir kamyonet kasasının üstünde ya da ev kadınlarının yer sofrasında çaylarını içtik, sohbet ettik. Nerede durduğunu dosta düşmana gösteren Gaziantep'in yiğit insanlarına da yürekten teşekkür ediyorum.
ROJİN'İN AİLESİNİN MESAJINI İLETTİLER: HALA İNTİHAR ETTİ DİYENLER VAR
Biraz önce söyledim, Diyarbakır'da iki ziyaret. İki anneye, kardeşlere borcum var, sözüm var. Rojin Kabaiş'in ailesinin yanındaydık. Soruşturmanın başlangıcından adli tıp aşamasına kadar şüpheler ve ailenin kaygılarının, ailenin şüphelerinin, ailelerin sorularının yanıtlanmadığı bir süreç yaşanıyor. Israrla söylediler, ısrarla söylediler. Dediler ki annesi, babası, kız kardeşi... Baba Diyarbakır'da oturuyor, Iğdır'da bir minare inşaatında elleriyle taş taşıyor, izin günlerinde Van'a koşup evladı için adalet arayışını sürdürüyor.
Ve aile diyor ki, 'Rojin'in vücudunda iki tane erkek DNA'sı bulundu. Halen daha bize suyun içindeki 15 günden sonra bile bulunan bu iki erkek DNA'sı için hiçbir şey demeyip ısrarla Rojin intihar etti, bunu kabul edin diyenler var. Bunu böyle söyler misiniz?' Ben dedim ki, 'Biz bunları okuduk ama bunu böyle söyleyeyim mi?' Annesi dedi ki 'Söyle', kız kardeşi dedi ki 'Söyle'. Babalarını aradılar, babaları dedi ki 'Allah aşkına söyle. Bunları konuşun ki millet bilsin'. Rojin Kabaiş'in ailesinin adalet arayışından hepimizin haberinin olması, onların hiç olmazsa bir miktar daha umutlanmasına, toplumun bu noktada kendilerine sahip çıkacağına olan inançlarına katkı sağlayacak."




