Milyonlarca yurttaşın hayatı artık devlet yardımlarıyla ayakta duruyor. Elektrik faturasını ödeyemeyen, gıda desteğine muhtaç kalan, sağlık primini karşılayamadığı için devlet güvencesine sığınan milyonların sayısı her yıl büyüyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın açıkladığı son veriler, Türkiye’de yoksulluğun ulaştığı boyutu ve milyonlarca insanın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını çarpıcı biçimde ortaya koydu.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın uzun süredir kamuoyuyla paylaşılmayan son raporuna göre 2021 yılından bu yana e-Devlet üzerinden sosyal yardım almak için yapılan başvuruların sayısı 26 milyon 792 bin 172’ye ulaştı. Türkiye genelinde 3 milyon 991 bin 766 haneye her ay ortalama 5 bin 50 lira sosyal yardım ödemesi yapılıyor. Hane başına ortalama dört kişi esas alındığında, yaklaşık 6 milyon kişinin yaşamını büyük ölçüde bu yardımlarla sürdürdüğü görülüyor.
2025 yılı verileri özellikle enerji ve gıda giderlerinde devlet desteğinin belirleyici hale geldiğini gösterdi. Elektrik faturasını ödeyemeyen 3 milyon 509 bin 828 hanenin tüketimi kamu desteğiyle karşılandı. Temel gıda ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan 1 milyon 46 bin 793 haneye gıda yardımı yapılırken, 1 milyon 302 bin 353 haneye kömür, 717 bin 773 haneye ise doğalgaz desteği sağlandı.
Sosyal yardımlara yönelik talepteki artış başvuru hatlarına da yansıdı. Sadece 2025 yılında Alo 144 Sosyal Destek Hattı’na yapılan başvuru sayısı 4 milyon 718 bin 583 olarak kaydedildi. Kamu kurumlarının aynı yıl içindeki toplam sosyal yardım harcaması ise 587,1 milyar TL’ye ulaştı. Veriler, yardım alan hane sayısındaki artışı da gözler önüne serdi. 2019 yılında 2 milyon 501 bin 106 olan sosyal yardım alan hane sayısı, altı yıl içinde yaklaşık 1,5 milyon artarak 4 milyon sınırına dayandı.
“Yardımlarla övünülmez, fakirliği bitirmekle övünülür”
Açıklanan verileri değerlendiren İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği Başkanı Nesibe Gencer, sosyal yardım sayısındaki artışın ekonomik tabloyu açık biçimde ortaya koyduğunu söyledi. Yardımların kalıcı bir çözüm olmadığını belirten Gencer, milyonlarca emekli ve asgari ücretlinin de yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini ifade etti.
“Birincisi bu övünülecek bir durum değil. Aksine iktidarın 24 yılda ülkeyi getirdiği durumun en çarpıcı özetidir. Bu rakamlar yoksulluğun durumunu gözler önüne seriyor. Oysa bir ülkede yardıma muhtaç aile sayısı ne kadar az olursa orada ekonomik durum iyidir denilebilir. Bırakalım yardıma muhtaç aileleri, milyonlarca emekli açlık sınırının altında olan asgari ücretin bile altında bir maaşla geçinmeye çalışıyor.
İkincisi milyonlarca çalışan ise asgari ücret ile geçinmeye çalışıyor. Dolayısıyla aldıkları ücret temel ihtiyaçlarını karşılamak bir yana zar zor karnını doyurabiliyor. Yani beslenemiyor ancak karnını doyurabiliyor. Yani düzenli geliri olanlar bile yardıma muhtaç duruma getirilmiştir. Bu neredeyse çalışan nüfusun yarısına denk geliyor.
Üçüncüsü bu durumdan en çok da gelişme ve okul çağındaki çocuklar etkileniyor. Düzenli ve sağlıklı beslenemedikleri için fiziksel açıdan gelişimleri yeterli değil. Ayrıca bu akademik anlamda da başarısız olmalarına sebep oluyor. Diğer yandan sağlıklı beslenemedikleri için de bağışıklık sistemleri zayıflıyor ve çok çabuk hastalanıyorlar. aileleri en çok zorlayan kalemlerin başında barınma (kira, elektrik, su, ısınma giderleri), beslenme, eğitim ve sağlık giderleri geliyor. Birçok aile sinemaya, tiyatroya ya da eğlence merkezlerine gidemiyor. Temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor ki kültür ve sanat faaliyetlerine zaman ayırsın.
Neredeyse Karşıyaka Vapurunda ‘gevrek–çay’ bile Kordonboyu’nda yemekten daha lüks hale geldi. Sobanın üzerinde kestane pişirmek, mevsiminde bile kiraz, ayva tatmak bile yok.
Ülkemizde 26 milyon 599 bin 256 hane olduğunu TÜİK söylüyor. 4–5 milyon hane bu yardımı alıyorsa hesaba göre 20 haneden neredeyse 5’i bu yardımı almış oluyor. Bu yardımlar, yoksulluğun had safhada olduğunun göstergesidir. Bu yardımlar seçim yatırımı haline geldi. Asıl yapılması gereken yoksulluğu kalıcı olmaktan çıkararak halkın refah seviyesini yükseltmektir. Fakir fukaraya yardım etmekle övünülmez, tam tersine fakirliği bitirmekle övünülür.”
“Tek gerçek: Açlığa dayanmak”
Gencer, ekonomik krizin özellikle emekliler, asgari ücretliler ve çocuklar üzerindeki etkisinin daha da ağırlaştığını belirterek, gelir dağılımındaki bozulma ve işsizlik sorununa dikkat çekti.
“Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için Şubat 2026 itibarıyla aylık harcama tutarı 43 bin 415 TL, yoksulluk sınırı ise 105 bin 273 TL’dir. Sağlıklı beslenmenin günlük maliyeti 1.447 TL’yi aşmışsa; 17 milyon emekli, asgari ücretliler, kısacası yüzde altmışımız beslenemiyoruz, açız.
‘İşsizlik tüm kötülüklerin anasıdır’ hadisini ezbere bildiğimiz halde işsizliği önlemeyen hükümetin programında hiçbir yol açıcı önlem yok. İşsizliği bitirmek gibi bir çalışma olmadığı gibi tam tersine işsizlik cehennemindeki işsizlerin yüzde 83’ü işsizlik ödeneğinden de yararlanamıyor.
Sadece işsiz sayımızla Avrupa’da birinci olmuyoruz, gelir eşitsizliğinde de Avrupa birincisiyiz. Asgari ücretle çalışanlar olarak yine birinciyiz. Türkiye’de asgari ücretle çalışan sayısı yaklaşık 20 AB ülkesindeki asgari ücretli toplamından daha fazla. Avrupa Birliği’ndeki 21 ülke genelinde toplam 12,8 milyon kişi kendi ülkelerinin asgari ücretleri ile çalışırken İngiltere’de bu sayı yaklaşık 1,9 milyon, Fransa’da 3,5 milyon, üçüncü sıradaki Almanya’da 3,2 milyon, Türkiye’de ise 11,2 milyon kişi oldu.
Türkiye’de her 10 kişiden 2’si yoksul. En az 17 milyon 821 yurttaş en temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak gelire sahip. Tek işte çalıştığı halde yoksul olanların oranı ise yüzde 11. İlköğretimde 4 çocuktan biri okula aç gidiyor, aç geliyor. Asgari ücret, kamu çalışanlarının ve emeklilerin maaşı şu anda yüzde beş yüz artsa bile bu uygulanan talan ekonomisi devam ettiği sürece paramız pul olmaya devam edecek, sefalet içinde kalacağız.
O halde pahalılığın ve işsizliği önlemenin tek yolu mücadele ederek üretim seferberliği başlatmaktır. Devletin halktan değil, halkın devletten üstün olduğu bir düzen kurulmalıdır. Bu kısır döngü ancak işsize iş vererek, en son teknolojiyi kullanarak üretim seferberliği ile bitirilebilir. Ne çalışanı takatinin üstünde çalıştırarak ne de bir yumurtayı 99 kişiye taşıttırarak bu sorun çözülebilir.”




