TÜLAY CENGİZ- Soğuk havaların bastırması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artmasıyla beraber, Türkiye genelinde olduğu gibi İzmir'de de sağlık kuruluşlarının yükü katlanarak artıyor. Son haftalarda çevremizde öksüren, ateşi düşmeyen ve nefes darlığı çeken insan sayısındaki gözle görülür artış, basit bir mevsimsel grip tablosunun çok ötesine geçmiş durumda. Hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde yatan hasta profilinin büyük bir kısmını, solunum yolu hastalıkları nedeniyle tedavi gören, hatta durumu ağırlaşarak entübe edilen hastalar oluşturuyor. Peki, ne oldu da toplum olarak bu kadar kırılgan hale geldik? Yıllardır aşina olduğumuz kış enfeksiyonları neden artık ölümcül seyrediyor?

Bu hayati soruların cevaplarını bulmak için, tıp dünyasında "Ev Tipi Solunum Robotu" ve "Solunum Yeleği" gibi yenilikçi buluşlarıyla patent sahibi olan, akademik kariyerini göğüs hastalıkları alanında zirveye taşıyan değerli bilim insanı Doç. Dr. Duygu Zorlu'nun kapısını çaldık. Medicana İnternational İzmir Hastanesi'nin tecrübeli ismi, içinden geçtiğimiz bu zorlu dönemin haritasını çizerken, doğru bilinen pek çok yanlışın da altını çizdi.

Solunum yolu enfeksiyonlarında tırmanış var

Sayın Zorlu, son aylarda polikliniklere ve yoğun bakımlara başvuran hasta sayısında, özellikle de nefes darlığı ve şiddetli öksürük şikayetlerinde ciddi bir artış gözlemliyoruz. Göğüs hastalıkları uzmanı olarak sahada en sık hangi tablolarla karşılaşıyorsunuz?

Doç. Dr. Duygu Zorlu: Maalesef kış mevsiminin dinamikleri ve değişen yaşam koşulları, polikliniklerimize başvuran hasta profilini oldukça ağırlaştırdı. Güncel pratiğimizde en sık karşılaştığımız ve kliniklerimizi en çok meşgul eden akciğer hastalıkları arasında başı çeken belli başlı rahatsızlıklar var. Bunların ilk sırasında, özellikle inatçı virüslerin neden olduğu akut bronşit geliyor. Hemen ardından, halk arasında oldukça yaygın olan ve maalesef sıklıkla ağır seyreden zatürre vakalarını görüyoruz. Bunun dışında kronik hava yolu hastalıkları olan astım ve alerjik solunum hastalıkları da bu dönemde büyük ataklar yapıyor. Elbette yaşlanan nüfusumuz ve tütün kullanımı alışkanlıklarımız sebebiyle KOAH ve akciğer kanseri gibi çok daha hayati ve uzun soluklu tedavi gerektiren hastalıklar da mesaimizin büyük bir bölümünü oluşturuyor. Kış ayları, hava kirliliğinin artması ve kapalı alanlarda virüs sirkülasyonunun hızlanması nedeniyle bu hastalıkların tamamı için büyük bir tetikleyici faktör görevi görüyor.

Pandemi sonrasının ağır faturası

Geçtiğimiz yılın ikinci yarısından itibaren özellikle zatürre vakalarında ve solunum yetmezliğine bağlı acil servis başvurularında dramatik bir yükseliş yaşanıyor. Toplumda ani ölümlerin de arttığına dair bir algı var. Bu korkutucu tablonun temel sebepleri nelerdir?

Doç. Dr. Duygu Zorlu: Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; aslında bu bahsettiğiniz ağır enfeksiyon tabloları her kış döneminde belirli bir oranda sık görülüyor. Fakat pandemi süreciyle birlikte toplumda oluşan 'algıda seçicilik' nedeniyle, son zamanlarda bu hastalıkların eskisinden çok daha fazlaymış gibi algılandığı bir gerçek. Ancak ortada bilimsel bir gerçek daha var: Covid-19 sonrası insan metabolizmasındaki dengeler kökünden değişti. Bu virüsü sadece akciğerlerle sınırlı basit bir solunum yolu enfeksiyonu olarak görmek en büyük yanılgımız olur. Hastalığın tüm vücudumuzu etkileyen sistemik ve oldukça yıkıcı olumsuz etkileri oldu. Virüsün bedenimizde bıraktığı tahribat, yıllarca savunduğumuz bağışıklık sistemi dengemizin bozulmasına yol açtı. Buna bir de çoklu viral enfeksiyonların, yani farklı virüslerin aynı anda vücuda saldırması eklenince, toplumun genelinde zatürre ve solunum yetmezliğine olan yatkınlık inanılmaz derecede arttı. Kısacası, Covid-19'un vücutta bıraktığı açık kapılardan diğer fırsatçı enfeksiyonlar çok daha kolay girerek ağır tablolar oluşturuyor.

Bronşit mi zatürre mi?

Acillerdeki yoğunluğun nedeni ne?  Prof.Dr. Mehmet Ceyhan yanıtladı
Acillerdeki yoğunluğun nedeni ne? Prof.Dr. Mehmet Ceyhan yanıtladı
İçeriği Görüntüle

Halk arasında 'üşüttüm, bronşit oldum' söylemi çok yaygın. Ancak bunun zatürreye çevirmesinden de büyük korku duyuluyor. Bu iki hastalık arasındaki sınır nedir ve solunum yetmezliğini önlemek, akciğerlerimizi korumak için gündelik hayatta neler yapmalıyız?

Doç. Dr. Duygu Zorlu: Bu ayrımı doğru yapmak tedavinin başarısı için çok mühimdir. Bronşit dediğimiz durum, akciğerlerimize hava taşıyan ana yolların (bronşların) daha yüzeyel ve hafif seyreden iltihaplanmasıdır. Ancak zatürre (pnömoni), akciğer dokusunun çok daha derin ve geniş bir alanında meydana gelen, oksijen alışverişini doğrudan bozan çok daha ağır bir iltihaplanma tablosudur. Zatürrenin zamanında, doğru antibiyotikler ve destekleyici tedavilerle kontrol altına alınmaması durumunda hastanın hızla solunum yetmezliğine doğru sürüklenmesi kaçınılmazdır.

Bu ağır bedelleri ödememek ve akciğer hastalıkları riskinden korunmak için uyulması gereken altın kurallar var. Birincisi ve en önemlisi; soluduğumuz havanın kalitesidir. Ev, iş yeri veya yaşadığımız çevre ortamının toz, yoğun egzoz gazı ve kimyasallar gibi kirleticilerden arındırılmış olması hayati önem taşır. İkincisi, eğer geçmişte ağır bir Covid-19 enfeksiyonu geçirdiysek veya zaten bilinen kronik bir akciğer hastalığımız varsa, şikayetlerin artmasını beklemeden düzenli doktor kontrolüne gitmektir. Üçüncüsü ise, vücudumuzun savunma kalkanını güçlendiren mevsimsel grip ve pnömokok (zatürre) aşılarının zamanında yaptırılmasıdır. Ayrıca elektronik sigara dahil her türlü tütün ürününden ve pasif içicilikten uzak durulması, bu hastalıkların önlenmesinde tartışılmaz bir kuraldır.

Aşı karşıtlığı ve virüsün bıraktığı kalıcı hasarlar

Toplumda dolaşan en büyük ve en tehlikeli bilgi kirliliklerinden biri de, son dönemde artan kalp krizleri, pıhtı atmaları ve geçmeyen nefes darlıklarının yaptırılan Covid-19 aşılarından kaynaklandığı yönünde. Bir hekim ve bilim insanı olarak bu iddialara yanıtınız nedir?

Doç. Dr. Duygu Zorlu: Bu konu maalesef bilimden uzak, kulaktan dolma bilgilerle çok yanlış yorumlanan, toplum sağlığını tehdit eden kanayan bir yaramızdır. Kesin ve net olarak altını çizmek istiyorum: Görülen bu ağır hastalıkların, ani kalp krizlerinin veya solunum sıkıntılarının aşılar ile olumsuz hiçbir ilişkisi yoktur. Tam aksine aşılar bizi bu tablolardan korumak için üretilmiş tıbbi kalkanlardır. Burada asıl suçlu aşılar değil, bizzat Covid-19 hastalığının ta kendisidir. Bu sinsi virüs, sadece bir göğüs hastalığı olmanın ötesine geçerek insan bedeninde damar yapısını, pıhtılaşma mekanizmalarını ve kalp kasını hedef almıştır.

Bugün karşılaştığımız kalp krizleri, beyine veya akciğere pıhtı atılması durumları, yeni gelişen şiddetli alerjik reaksiyonlar, aylar geçmesine rağmen düzelmeyen kalıcı nefes darlığı, kronik halsizlik, yorgunluk ve hatta odaklanma bozuklukları tamamen virüsün hücresel boyutta bıraktığı kalıcı hasarların birer sonucudur. Bütün bu sistemik sorunları önlemek ve mevcut hasarı kontrol altına almak için, sosyal medyadaki komplo teorilerine değil, bilimin ışığında kendi uzman hekiminize güvenmeniz ve size özel çizilen tedavi planını özenle uygulamanız gerekmektedir.

Sosyal medyanın ölümcül tuzakları ve bitkisel kür efsanesi

Özellikle internet ortamında ve gündüz kuşağı programlarında karşımıza çıkan, 'akciğeri temizleyen mucizevi sular', 'bronşları açan doğal kürler' gibi pazarlama stratejileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Hastalar bilgi kirliliğinin pençesinden nasıl kurtulmalı?

Doç. Dr. Duygu Zorlu: Tıp mesleğinin onurunu ve hasta sağlığını en çok zedeleyen konulardan biri budur. Hastalıklar ve sağlıkla ilgili hayati bilgileri; komşulardan, geçmişte benzer bir hastalığı atlatmış olan tecrübesiz arkadaşlardan ve en tehlikelisi hiçbir tıbbi eğitimi olmayan, tamamen ticari kaygılarla hareket eden sosyal medya fenomenlerinden asla almamalıyız. Ekranlarda veya videolarda 'akciğeri temizleyen, mukusu söken doğal ve bitkisel kür' adı altında sunulan içeriklerin bilimsel hiçbir karşılığı yoktur. Dahası, masum zannedilen bu kontrolsüz bitkisel karışımlar, hastalarımızda kalıcı ve geri dönüşü olmayan çok ciddi karaciğer ve böbrek yetmezliklerine neden olmaktadır. Akciğerini temizleyeyim derken organlarını kaybeden hastalarımız var.

Vatandaşlarımız, sağlıkla ilgili güncel ve doğru bilgileri yalnızca uzman hekimlerden ve bu alanda otorite kabul edilen bilimsel derneklerin resmi kaynaklarından öğrenmelidir. Örneğin; Türk Toraks Derneği, Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) veya Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) gibi köklü kuruluşların internet sitelerinde yer alan 'Hasta Bilgilendirme' sayfaları, en güvenilir ve süzülmüş bilgileri içerir. Şunu asla unutmamalıyız: Her hastalık, her insanda aynı şekilde seyretmez ve aynı şiddetle belirti vermez. Komşunuza iyi gelen bir ilaç veya yöntem, sizin için ölümcül olabilir. Bu yüzden her sağlık sorunu, sadece kendi uzman hekimi tarafından değerlendirilmeli ve kişiye özel, kanıta dayalı tıbbi yaklaşımlarla çözülmelidir.

DUYGU ZORLU KİMDİR?

Medicana İnternational İzmir Hastanesi'nin tecrübeli ismi Doç. Dr. Duygu Zorlu, sadece poliklinik odasında hasta muayene eden bir hekim olmanın çok ötesinde, Türk tıbbının akademik gelişimine de büyük katkılar sunan bir bilim insanı. 2005 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra uzmanlığını Süleyman Demirel Üniversitesi'nde tamamlayan başarılı doktor, yurdun dört bir yanında hizmet verdi. Yozgat ve Denizli Devlet Hastanelerindeki mecburi hizmetlerinin ardından Ahi Evran Üniversitesi'nde uzun yıllar akademisyen olarak görev yapan Zorlu, burada yüzlerce tıp fakültesi öğrencisi ve asistan hekim yetiştirerek geleceğin sağlık ordusuna yön verdi.

Doç. Dr. Zorlu'nun en dikkat çeken özelliklerinden biri de tıbbi cihaz teknolojilerine olan ilgisi. Kendisinin "İlaçlı Tedavi Fonksiyonu Barındırmayan Ev Tipi Solunum Robotu" ve "Solunum Yeleği" gibi solunum fizyoterapisinde çığır açabilecek resmi patent başvuruları bulunuyor. Yoğun klinik pratiğinin yanı sıra bilimin ışığından ayrılmayan Zorlu'nun; KOAH'tan uyku apnesine, akciğer kanserinden pulmoner emboliye kadar uzanan geniş bir yelpazede yayınlanmış sayısız uluslararası (SCI/SSCI) ve ulusal makalesi mevcut. Hastalıkların genetik temelleri ve tedaviye verdikleri yanıtlar üzerine yazdığı akademik eserler, dünyanın saygın tıp dergilerinde atıf almaya devam ediyor. Bilgiyi sadece üreten değil, aynı zamanda pratik hayatta hastalarının şifası için kullanan Doç. Dr. Zorlu, yenilikçi tedavi yöntemleriyle Ege Bölgesi'ndeki hastalar için umut kapısı olmaya devam ediyor. Hastalıklara teslim olmadan, modern tıbbın güvencesinde sağlıklı yarınlara yürümek hepimizin kendi elinde.

Kaynak: TÜLAY CENGİZ