Rojda DOLGUN/ İzmir Konak’ta SGK İl Müdürlüğü önünde toplanan kamu çalışanları ve emekliler, hızla artan hayat pahalılığı karşısında eriyen maaşlarına dikkat çekmek için bir araya geldi. Türkiye Kamu-Sen İzmir İl Temsilciliği öncülüğünde düzenlenen basın açıklamasında, enflasyon karşısında yetersiz kalan ücret artışları, ağırlaşan vergi yükü ve emeklilik sistemindeki adaletsizlikler eleştirildi. Kamu emekçileri, geçim mücadelesinin her geçen gün daha da zorlaştığını vurgulayarak hükümete acil düzenleme çağrısı yaptı.
Sendika üyeleri, artan hayat pahalılığına karşı eriyen maaşlara, derinleşen vergi yüküne ve emeklilik sistemindeki adaletsizliklere karşı itirazlarını yüksek sesle dile getirdi. Açıklamayı okuyan Türkiye Kamu-Sen İzmir İl Temsilcisi Recep Çakmak, yaşanan tablonun artık geçici bir kriz değil, kalıcı bir ekonomik dar boğaz olduğunu vurguladı.
“Ücretler gerçek hayat karşısında eridi”
Alanda paylaşılan verilere göre, 2025 yılı için açıklanan enflasyon oranı yüzde 30,89 olarak kayıtlara geçti. Buna karşın kamu çalışanlarına yapılan toplam maaş artışı yüzde 22,5’te kaldı. Bu fark, sadece bir istatistik değil, her ay mutfak masrafından kira ödemesine kadar her kalemde hissedilen bir kayıp olarak memurun cebine yansıdı. Recep Çakmak, “Bugün yaşadığımız şey, ücretlerin gerçek hayat karşısında adım adım erimesidir. Bu tablo artık olağan hale getirildi” diyerek, maaş artışı ile enflasyon arasındaki makasın kamu çalışanlarını savunmasız bıraktığını söyledi.
“Enflasyon farkı zam değildir”
Enflasyon farkının zam olmadığının altını çizen Çakmak şu ifadeleri kullandı:
“Kamu çalışanlarının ve emeklilerinin alım gücü her geçen gün biraz daha erimekte, geçim şartları sürdürülemez hâle gelmektedir. 2025 yılına ait enflasyon verilerinin açıklanmasıyla birlikte memur ve emeklilerin maaş artışlarının, gerçek hayat şartları karşısında ne denli yetersiz kaldığı bir kez daha net biçimde ortaya çıkmıştır. Resmî verilere göre 2025 yılı enflasyonu %30,89 olarak gerçekleşmiştir. Buna karşın memur maaşlarına yapılan artış yıl içinde %22,5 seviyesinde kalmıştır.
Sonuç açıktır: Enflasyon yükselmiş, maaşlar erimiştir. Ne yazık ki bu tablo, memur ve emekliler açısından artık istisnai değil, alışılagelmiş bir durum olmuştur. Nitekim 2024 yılında da maaşlar enflasyonun 15,37 puan gerisinde kalmış; 2025 yılında ise toplamda 18,53 puanlık bir kayıp yaşanmış, bu kayıp ancak sonradan verilen enflasyon farkı ile telafi edilmeye çalışılmıştır. Buradan bir kere daha açıkça ifade ediyoruz: Enflasyon farkı, zam değildir.
Enflasyon farkı, maaşları yalnızca gerçekleşen enflasyona eşitleyen bir telafi ödemesidir. Zam ise maaşın alım gücünü artırması beklenen bir düzenlemedir. Son yıllarda maaş artışlarının sürekli olarak enflasyonun altında kalması, yapılan düzenlemeleri zam olmaktan çıkarmıştır.”

“Bu parayla bir memur ay sonunu nasıl getirecek?”
Memur maaşlarının yoksulluk sınırının, emekli maaşlarının ise açlık sınırının altında kaldığının altını çizen Çakmak şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün gelinen noktada memur maaşları, adeta ön ödemeli enflasyon farkı sistemiyle belirlenmektedir. Açıklanan rakamlar, maaşların yalnızca enflasyon karşısında değil; gıda, kira, ulaşım ve temel ihtiyaç harcamalarındaki artışlar nedeniyle alım gücü açısından da ciddi biçimde gerilediğini göstermektedir. Ortaya çıkan tablo, kamu çalışanları ve emekliler için açık bir ekonomik çıkmazdır. Tutmayan hedeflerin bedeli, kamu görevlilerine ve emeklilere ödetilemez. Bu gidişata acilen müdahale edilmesi zorunludur.
Memurlarımız 2026 yılının ilk maaşını yarın alacaklar. Bordrolarında 2025 yılına göre oransal olarak enflasyon farkıyla birlikte %18,6; taban aylığa brüt 1000 TL ve unvan bazında tazminat artışı içeren bir maaş zammıyla karşılaşacaklar. Bütün bu artışlarla birlikte en düşük dereceli bekar memurun maaşı %22,4 artacak ve 47 bin 500 TL’den 58 bin 200 TL’ye yükselecek. Ortalama memur maaşı ise %22 oranında artacak ve yaklaşık 52 bin 500 TL’den 64 bin 100 TL’ye yükselecek.
Yani en düşük memura 10 bin 700; ortalama bir memura ise 11 bin 600 TL artış gelecek. Bu rakamlarla memurlarımızın 6 ay geçinmesi beklenecek. Ancak bu rakamlar, kamu çalışanlarının gerçek hayat koşullarını karşılamaktan uzaktır. Bugün memur maaşları yoksulluk sınırının, emekli maaşları ise açlık sınırının altında kalmıştır. Yoksulluk sınırı 100 bin lira civarında, ortalama maaş 64 bin lira. Bu rakamlar içimizi karartıyor, umutlarımızı köreltiyor”
“Kimse emekli olmak istemiyor”
Kimsenin emekli olmak istemediğini vurgulayan Çakmak “Özellikle 2023 yılında ödenmeye başlanan ilave ek ödemenin emekli aylığına yansıtılmaması, emeklilik sistemini kökünden sarstı, görev aylığı-emekli maaşı dengesini yerle bir etti. En düşük memur emeklisi aylığı asgari ücretin bile altına düşmüş durumda. Kimse emekli olmak istemiyor. Eskiden mezarda emeklilik getiriliyor diye eleştirdiğimiz sistemde, şimdi memurlar gönüllü olarak gücü yettiğince çalışmak zorunda kalıyor. Bu tablo mutlaka değiştirilmelidir. Bu tablo ancak ve ancak memur ve emekli maaşlarına ek zam yapılarak, maaşlara refah payı eklenerek tersine çevrilebilir” dedi.
“Mevcut sistem adaletsiz”
Pasta büyüyorsa payın da büyümesi gerektiğini belirten Çakmak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğer 2026 yılı için memur ve emekliler lehine bir revizyon yapılmazsa, gelir dağılımındaki adaletsizlik daha da derinleşecektir. Bu nedenle maaşlar hedeflenen değil, gerçekleşen rakamlar üzerinden değerlendirilmelidir. Mevcut sistem, birçok adaletsizliği de içinde barındırıyor. Sadece maaşlar düşük değil, ücretler kendi içinde de adalet barındırmıyor.
Pasta büyüyorsa payımız da büyüsün. Memurun emeklinin yüzü gülsün. Ekonomideki olumsuzlukları memura, emekliye mal ederseniz, toplumu enflasyona kurban verirsiniz. Çalışanları sürekli fakirleşen millet, gelişemez, ilerleyemez. Bu maaş politikasıyla kamu memur ve emekliliğe karşı sürekli borçlanmaktadır.
Milletten hangi oranda alıyorsanız, çalışanınıza emeklinize de o oranda zam verin. Verilen sözlere uygun olarak İlave ek ödemenin ve tüm ödemelerin emekli aylığına yansıtılmasını sağlayın. İçinde adalet olmayan verginin, hakkaniyete dayanmayan maaş sisteminin refah getirmesi mümkün değildir. Memuru, emeklisi mutlu olmayan ülkenin mutlu olması mümkün değildir. Refah payı olmayan maaş artışına zam denmez. Biz enflasyon kadar zammı kabul etmiyoruz. Zaten alım gücü sürekli düşerken, bizden daha fazla fedakârlık beklemeyin. Memur, emekli hakkı olmayanı istemiyor. Başkasının kaynağını bize aktarın demiyor. Milli gelire yaptığı katkının, alın terinin, emeğinin hakkını istiyor.”





