GENEL

Genç nüfus yerini yaşlanan demografiye bırakıyor

Türkiye'nin yıllardır övündüğü genç nüfus avantajı yerini giderek yaşlanan bir demografik yapıya bırakıyor. Son yayımlanan resmi verilere göre, toplumdaki 65 yaş üstü bireylerin oranı yüzde 11,1 seviyesine tırmanarak kritik bir eşiği aştı. Doğum oranlarındaki dramatik düşüşe dikkat çeken uzmanlar, ülkenin geleceğini güvence altına almak adına İskandinav modeli bütünleşik aile teşviklerinin acilen devreye sokulması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor.

Abone Ol

Türkiye, uzun yıllardır sahip olduğu dinamik ve genç nüfus yapısını yavaş yavaş kaybederek küresel yaşlanma trendinin sarmalına giriyor. Ekonomiden sosyal güvenlik sistemine kadar hayatın her alanını derinden etkileyecek olan bu demografik dönüşüm, açıklanan son istatistiklerle bir kez daha somutlaştı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından paylaşılan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2025 Sonuçları, ülkenin demografik haritasındaki grileşmenin ivme kazandığını net bir biçimde ortaya koyuyor. Özellikle 65 yaş ve üzeri vatandaşların sayısındaki önlenemez yükseliş, Türkiye'nin gelecekteki sosyoekonomik politikalarını baştan aşağı revize etmesini zorunlu kılıyor.

İstatistiklere yansıyan sessiz yaşlanma

Açıklanan son verilere göre, Türkiye sınırları içerisinde yaşayan 65 yaş üstü vatandaşların sayısı 9 milyon 583 bin 59 gibi rekor bir seviyeye ulaştı. Sadece bir yıl öncesine, 2024 yılına bakıldığında bu sayının 9 milyon 112 bin 298 olduğu göz önüne alınırsa, yaşlı birey sayısında on iki ay gibi kısa bir sürede 470 bin 761 kişilik devasa bir sıçrama yaşandığı görülüyor. Bu hızlı artışın bir sonucu olarak, söz konusu yaş grubunun toplam nüfus havuzu içindeki payı bir yılda 0,5 puanlık bir ivmeyle yüzde 10,6'dan yüzde 11,1'e fırladı. Geriye dönük beş yıllık projeksiyon ise tablonun ciddiyetini daha da derinleştiriyor. 2021 yılında 8 milyon 245 bin 124 olan yaşlı nüfus miktarının, aradan geçen beş yılda 1 milyon 337 bin 935 kişi artmış olması, yaşlanma hızının giderek ivmelendiğini kanıtlıyor.

Yarım asırlık düşüşün getirdiği sonuç

Konunun uzmanları, tablonun ardında yatan sebepleri tarihsel bir perspektifle ele alıyor. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İsmet Koç, Türkiye'de nüfusun ortadan ikiye bölündüğü yaşı ifade eden ortanca yaş değerinin 34,9'a yükseldiğine dikkat çekiyor. Uzman isme göre bu tablonun arkasında yatan en temel etken, son elli yıllık süreçte kadın başına düşen doğum hızı oranının 4,1 çocuktan 1,48 çocuğa kadar inanılmaz bir hızla çakılması. Buna ek olarak, modern tıbbın gelişmesi ve yaşam standartlarının artmasına paralel olarak azalan ölüm hızları da yaşam beklentisini yukarı çekiyor. Günümüzde erkekler için 78, kadınlar için ise 81 yıla kadar uzayan ömür beklentisi, doğum oranlarındaki azalmayla birleşince toplumu hızla yaşlandırıyor.

Gelecek çeyrek asırda bizi neler bekliyor

Mevcut eğilimin kırılmaması halinde Türkiye'yi oldukça zorlu bir yirmi beş yıl bekliyor. Bilimsel modellemelere göre, yaşlanma trendinin bu hızla devam etmesi durumunda 2050 yılına gelindiğinde Türkiye'deki yaşlıların oranının yüzde 23 seviyelerine kadar ulaşması öngörülüyor. Bu durum, Cumhuriyet tarihinde ilk kez yaşlı nüfus oranının çocuk nüfus oranını geride bırakması anlamına geliyor. Aynı dönem için ortanca yaş beklentisinin 44,8 seviyesine fırlayacak olması, iş gücü piyasasından sağlık sistemine kadar pek çok alanda devasa yapısal reformların şimdiden planlanmasını zorunlu hale getiriyor.

Avrupa modeli teşvikler şart oldu

Japonya, Güney Kore ve pek çok Batı Avrupa ülkesinin halihazırda pençesinde olduğu bu krize karşı Türkiye'nin acil kalkan oluşturması gerekiyor. Araştırmalar, doğurganlık oranının yakın gelecekte 1,4 seviyesine kadar gerileme tehlikesi taşıdığını gösterirken, bu gidişatı tersine çevirebilecek tek çıkış yolu olarak güçlü ve sürdürülebilir nüfus politikaları işaret ediliyor. Sadece nakdi yardımların veya vergi indirimlerinin yeterli olmayacağını belirten uzmanlar; anne ve babalar için uzun süreli ücretli izin hakları, annelerin iş hayatına dönüş garantisi ve özellikle ülke geneline yayılmış ücretsiz kreş desteği gibi ayni teşviklerin hayati önem taşıdığını vurguluyor. Türkiye'nin bu konuda adımlar atmaya başlamasına rağmen, söz konusu politikaların Fransa ve İskandinav ülkelerindeki refah standartlarına çekilerek bütünleşik bir devlet politikası haline getirilmesi gerektiği ifade ediliyor.