Savaşçı Atatürk'ten Barışçı Atatürk'e

Çok iyi bir savaşçıydı, Atatürk. Bunu önce Çanakkale’de ve ardından, yarattığı “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır” stratejisi ile kazandığı Kurtuluş Savaşımızda kanıtlamıştır. Ama üzerinde yeterince durulmayan barışçı yönü çok daha önemlidir ve onu eşsiz kılar.

Savaşçı Atatürk'ten Barışçı Atatürk'e

Prof. Dr. Ülgen Zeki OK

Atatürk’ün başarısının temelinde birçok zıtlığı harmanlayarak oluşturduğu muhteşem sentezlerin yattığı görüşündeyim. Savaş ve barış zıtlığından oluşturduğu olağanüstü sentez sayesinde bir olanaksızı başarmış ve savaştan sadece 12 yıl sonra, savaştığı ülkenin önceki başbakanı tarafından Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilebilmiştir.

9 Eylül 1922'de ordumuz İzmir'i geri alırken, Mustafa Kemal Belkahve'de bir incir ağacının altında Kadifekale'de dalgalanan bayrağımızı ve İzmir'i ve düşman donanmasını izler; geceyi Nif’te (Kemalpaşa) geçirir. ‘Savaşçı’ Atatürk’ten ‘Barışçı’ Atatürk’e geçişin başlangıç tarihini 9 Eylül 1922 gecesi olarak düşünebiliriz.

10 Eylül günü İsmet (İnönü), Asım (Gündüz) Fahrettin (Altay) Paşalar ve Mareşal Fevzi (Çakmak) ile Hükümet Konağı’na giren Mustafa Kemal İzmirlileri selamlar ve “Bu başarı milletindir” der. Konak Meydanı'nda kuzu kesilmesini önlemeye çalışsa da talimat zamanında ulaşmayınca başarılı olamaz. Aynı gün yaşanan Yunan Bayrağı ile ilgili iki olaydan ilki pek bilinmez. İzmir Valiliği’nin önünde bir atın kuyruğuna bağlanmış olarak Yunan bayrağını yerde sürüyen Süvari Çolak İbrahim’i görünce emir çavuşu Ali Metin ile ona şu haberi yollayarak, bayrağı kaldırtır: “Bayrağı ters taşıyabilirler fakat yerde süründürmesinler, bu bizim adetlerimize yakışmaz.”

İkinci öyküyü ise duymuşsunuzdur: Karşıyaka'da kalacağı İplikçizade Köşkü merdivenlerine ipek bir Yunan bayrağı serilir ve “Buyurunuz geçiniz. Yabancı kral bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti” sözlerine “O geçmişte kötü etmiş. Bir milletin istiklalini temsil eden bayrak çiğnenmez. Ben onun hatasını tekrar edemem” karşılığını verir ve bu bayrağı da kaldırtır. Böylece ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesinin temelleri İzmir’in kurtuluşundan bir gün sonra atılmış olur.

Atatürk’ün Yunanistan’a uzattığı zeytin dalı karşılık bulur; sağlam dostlukların ve barışın kurulmasına ön ayak olur. Özellikle 1930 sonrasında, Yunanistan’da başbakanlık yaptığı dönemde Elefterios Venizelos’un barış sürecine çok önemli katkıları olmuştur; hem de yeniden seçilmemeyi göze alarak…

Venizelos 26 Ağustos 1930'da heyeti ile Türkiye'ye yaptığı dostluk ziyaretinde Atatürk ile ilk kez görüşür. Atatürk, hiçbir mahzuru olmadığını söyleyince, Rum Patrikhanesi'ni ziyaret eder. Venizelos, Türkiye ile imzalanan barış, dostluk ve işbirliği anlaşmasını Türkçe “Hayırlı olsun” sözleriyle dünyaya duyurur. Yunan heyeti 30 Ağustos Zafer Bayramı törenini protokol tribününden izlerken, Atatürk’ün sağ yanına Yunan Başbakanı Venizelos oturur.

Fotoğraf: Meclis çıkışı (30 Ekim 1930)

Venizelos’un 27–31 Ekim 1930 tarihleri arasında, Türkiye’ye yaptığı ikinci ziyaretinde ise siyasi, askeri ve ekonomik konular ile ilgili üç antlaşma imzalanmıştır. Meclis ziyaret edilir. Atatürk, Ankara’dan ayrılırken konuğuna çok güzel beyaz bir Ankara Kedisi hediye eder.

1933’te Venizelos’un yerine başbakan olan Panagis Tsaldaris de ilişkileri geliştirir; heyeti ile geldiği Ankara’da 14 Eylül 1933’te her iki ülke sınırlarının ihlal edilemezliğini karşılıklı garanti eden Samimi Misak’ı imzalarlar. İki ülke arasında bir gümrük birliği kurulması, ardından siyasi bir birliğe doğru adımlar atılması gibi radikal öneriler bile dillendirilmeye başlamıştır.

Venizelos’un 12 Ocak 1934 tarihli bir mektupla Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermesi muhteşemdir; mektuptan bir bölüm:

“…Gerçekten, bir ulusun yaşamında, bu kadar kısa bir süre içinde, bu derece köklü bir değişimin başarılması enderdir. Hak ve din kavramlarının karıştırıldığı teokratik bir rejim altında, çökmekte olan bir imparatorluğun yerini, ulusal, modern, canlılık ve hayat dolu bir devlet almıştır.

Büyük Reformist Mustafa Kemal Paşa’nın itici gücüyle, sultanların mutlakıyetçi rejimi kaldırılmış ve devlet açıkça laikleşmiştir. Ulus, tümüyle ve haklı olarak, uygar ulusların öncüleri arasında yer almak üzere gösterdiği şiddetli arzu ve istek doğrultusunda, gelişmeye doğru atılımda bulunmuştur. Ayrıca, barışın güçlendirilmesi hareketi, belirgin biçimde ulusal, modern Türk devletine bugünkü görünümünü sağlayan iç reformlarla birlikte sürdürülmüştür.

Gerçekten de, ulusal ve siyasal sınırlarından açıkça memnun Türkiye, komşularıyla tüm toprak sorunlarını çözümlemiş ve böylece Yakındoğu’da barışın temel direği olmuştur. Düşmanlık içinde geçen uzun yüzyıllar boyunca, Türkiye ile kanlı savaşları sürdürmüş olan biz Yunanlılar, eski Osmanlı İmparatorluğu’nun yerini alan bu ülkedeki köklü değişikliğin etkilerini, ilk olarak hissedebilme fırsatını elde ettik.

Küçük Asya felâketinin hemen ertesinde, savaştan bir ulusal devlet olarak çıkmış ve yeniden sağlığına kavuşmuş Türkiye ile anlaşma olanağını görerek, ona elimizi uzattık ve o da bunu içtenlikle kabul etti ve sıktı. Barış arzusu beslendiği takdirde, en tehlikeli anlaşmazlıkların ayırdığı halklar arasında bile anlaşma sağlanabilmesi için bir örnek teşkil eden bu yakınlaşma, ilgili iki ülke için olduğu kadar, Yakındoğu’da da barış düzeninin korunması için sadece olumlu sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

İşte, barış sorununa bu değerli katkıyı sağlayan kişi, Türkiye Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’dır. Yakındoğu’da, barış yolunda yeni bir çağ açan Yunan-Türk anlaşmasının imzalandığı dönemde, 1930 yılındaki Yunan Hükümetinin Başbakanı kimliğiyle, Nobel Barış Ödülü Komitesi’nin seçkin üyeleri önünde, bu onur ödülüne lâyık olarak, Mustafa Kemal Paşa’nın adaylığını önermekten şeref duymaktayım…”

Kanlı bir savaşın hemen ardından, iki ülke arasında mükemmel bir barış ortamının sağlandığını kanıtlamasına karşın bu teklif kabul edilmemiş, 1934 yılı Nobel Barış Ödülü İngiliz İşçi Partisi lideri Arthur Henderson'a verilmiştir. Neymiş, silahsızlanma çalışmalarına gayret sarf etmiş! Mustafa Kemal Atatürk’e verilmeyen ödül, Barack Obama’ya verildi; dinamitin mucidine ithaf edilen ‘barış’ ödülü de ancak bu kadar olur.

Atatürk’ü çok iyi anlayıp, çok iyi anlatan bir başka isim de Kıbrıslı Rum halk ozanı Haralambos M. Azinas’tır. Kıbrıs'ta Atatürk'ün ölümünden sonra 1938’de basılan ‘Kemal Atatürk’ün Yaşamı ve Ölümü’ isimli 154 dizelik Rumca şiirinde Azinas doğumundan 10 Kasım 1938’e dek Atatürk’ü anlatır.

Şiirin başlangıç bölümünde şu dizeler yer alır:

“...Siz hazır bulunanlar; Kulak verin sözlerime

Kemal Atatürk’ün hayatını anlatacağım. Ölüm bulutlarının ırkını örttüğü

Avrupa’yı bir baştan bir başa yasa boğduğu

Bu olaydan ürpermedik tek yürek bırakmayacağım.”

Ardından okul yılları, Sofya’ya Askeri Ataşe olarak atanma ve ardından sıra Çanakkale ve Milli Mücadele’ye gelir:

“Dirençle ve yürekten savaşır Çanakkale’de.

Arkasından çetecilik dönemi gelir ve büyür gün günden yandaşları.

Yararlık ve başarılarını gördükçe halk.

Ona yürekten bağlanır.”

Şiirin en çarpıcı bölümünde, Milli Mücadele sonrası Yunanistan’la kurulan dostluk köprülerini ve arkasından kurulan Balkan Paktı’nı dile getirir:

“Diyelim açmazlık içinde olduğu Yunanla

Ki hiç nedensiz barışmaz düşman idiler.

Oturup anlaştılar

Ve köklü bir dostluğun temelini attılar.

Arkasından bu dostluk halkası büyür

Ve tüm Balkanları içerir.

Bitsin artık nefret ve savaş

Ülke kalkınması önde gelir.”

Çağdaşlaşma ve devrimleri ise şöyle anlatır:

“Gereğince ve gücünce çalışıp

Düşlerini gerçek kıldı.

Çağdaş programlardı uygulanan

Bundan yepyeni bir kuşak yaratıldı.

Vatan yüceldi yüceldi

Kemal adı ona ün kazandırdı.

Buna hayran olan Türkler değildi özelde

Tüm ülkelerde vardı bu tutkunluk genelde.”

Atatürk’ün rahatsızlığı ve sonsuzluğa göçü ile devam eder, şiir:

“Sağlığa kavuşması için tümden yakarır Yunan halkı

Eller Tanrıya açılır, mumlar yakılır...

Uyan ulu önder, Türk’ün atası uyan!

Halkın övüncü, ulusun baştacı uyan!

Uyan ve çevreni gözet.

Yarattığın yeni kuşağı göresin

Sevdiklerini, konuşmak istediklerini

Ve seni izleyen dostun Metaxas’ı göresin;

Bak nasıl yaş dökerek yanında durmaktalar.”

Ve şöyle sonlanır:

“Sen ölmedin Kemal, yaşıyorsun.

Dost yüreklerdedir senin yerin.

Sözü noktalarım: ‘Ruhu şad olsun.’ diyerek.”

Savaşın son bulduğu, barışa ilk adımın atıldığı kenttir, İzmir. Ve İzmirliler, hemşerileri Atatürk’ü farklı ve candan severler.

“Hemşerileri” diyorum, çünkü İzmir Belediye ve Yönetim Meclisleri Atatürk'e 14 Eylül 1922’de hemşerilik teklif eder ve teklif Atatürk tarafından kabul edilir. Atatürk, “İzmir Muhterem Hamiyetli Ahalisine” hitaben başladığı 24 Eylül 1922 tarihli mektubunu “Ülkemizin Akdeniz'e karşı ışığı olan, düşman işgalinden kurtulması için bütün ülkeyi seve seve yıllarca sıkıntılara sürüklemiş bulunan İzmir'imizin hemşerileri arasında sayılmak bana sonsuz bir sevinç ve övünç olmuştur… …İzmirli hemşerilerime sevgi ve bağlılıkla teşekkürlerimi sunarım. İzmir'in acılarını gidermek için genel görevlerimizin verdiği zorunluluktan başka özel ve içten bir ilgi ile çalışmak, benim için bir ülkü olacaktır. Hepinize selam ve sevgi hemşerilerim” şeklinde sonlandırır.

Kalbimizde sonsuza dek yaşayacaksın, Sevgili Hemşerimiz…

Fotoğraf: Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet Bayramı Balosu'nda Yunanistan Başbakanı Venizelos'la ve Macaristan Başbakanı Kont Betlen birlikte. (29 Ekim 1930)

     Başlıca Kaynaklar:

Bestami S. Bilgiç, Atatürk Döneminde Türkiye-Yunanistan İlişkileri, 1923-1938. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi. 2015

Eren Akçiçek, Atatürk'ün Hayatında İzmir

Ahmet Gürel, Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, 2009.

Ahmet Gürel, Türk Yunan İlişkilerinin Dünü Bugünü, Hukuk Gündemi, Atatürk Özel Sayısı, 2013.

https://www.gazetenehaber.com/makale/kibrisli-rumlar-ve-ataturk-186     

Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2020, 17:29
YORUM EKLE

banner92