Boğulmak üzereyken

Boğulmak üzereyken su yüzüne çıkılınca alınan ilk nefes gibi İzmir’imizin yeniden nefes almaya başladığı gündür 9 Eylül 1922

Boğulmak üzereyken

ALTAN ALTIN

Tek cümleyle herhalde bu şekilde tarif edilebilir bizim kurtuluş günümüz. Binlerce sayfa yazı, ciltler dolusu kitaplar yazılmış 9 Eylül hakkında. Biz de o kervana birkaç başlıktan oluşan bu yazımızla katılalım…

O BİLİYORDU… 

26 Ağustos sabahı başlayan ve 6 ayda aşılamaz denilen Yunan savunmasının saatler içerisinde dağılmasıyla birlikte İzmir’deki yabancı ülke konsolosluklarını bir telaş sarmıştı.

28 Ağustos 1922 günü akşamı Afyonkarahisar’daki karargâha bir telgraf geldi. Telgrafı İzmir’deki yabancı ülke konsolosları göndermişti. Konsoloslar İzmir’deki işgalci Yunan yönetiminden gizli olarak bir araya gelmişler ve eğer İzmir’e ulaşırsa İzmir’deki kendi vatandaşlarının can ve mal güvenliklerini güvence altına alma konusunu müzakere etmek için Mustafa Kemal Paşa’dan randevu istiyorlardı.

Mustafa Kemal Paşa bu olayı Nutuk’ta bakın nasıl anlatmış:

“Bizzat Bana verilen telsiz telgrafta İzmir’deki İtilaf Devletleri konsoloslarına benimle müzakeratta bulunmak salâhiyetini verdiklerinden hangi gün ve nerede mülâkat edebileceğim soruluyordu. Buna verdiğim cevapta 9 Eylül 1922’de Nif’te mülâkat edebileceğimizi bildirmiştim.”

1932-33 yılları arasında Ankara ABD Konsolosu olan Charles H. Sherrill da “Bir Elçiden Gazi Mustafa Kemal” adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabında bu olayı; “Türklerin Afyon’a başarılı taarruzlarından sonra, İzmir’de bulunan yabancı konsoloslar bundan sonraki durumun ne olacağını tespit etmek üzere konferans toplanması için Mustafa Kemal’e müracaat etmişlerdi. Mustafa Kemal bu müracaata birkaç kelime ile cevap veriyor ve belli bir günde Nif kasabasında kendileriyle buluşacağını söylüyordu. Bu kasaba ric’at (Geri dönüş) halindeki Yunan birliklerinin çok gerisinde, yine Yunan işgal bölgesindeydi. Bu yüzden Mustafa Kemal’in cevabı “çok saçma” olarak vasıflandırılmıştı. Hâlbuki bu cevap, Mustafa Kemal’in planlarını ne kadar bilerek ve derin bir görüşle hazırladığının yeni bir deliliydi. Mustafa Kemal’in konsoloslara verdiği randevunun tarihi 9 Eylül’dü ve Türk orduları 9 Eylül’de Nif’i geri almışlardı” sözleriyle anlatıyor.

Mustafa Kemal 9 Eylül’de randevu verdiği yerde yani Nif’te muhataplarını bekledi ama Konsoloslar Atatürk’ün verdiği randevunun yer ve tarih olarak imkânsız ve hatta “saçma” olduğunu düşündükleri için Nif’e gelmediler.

Atatürk Nutuk’ta o günü “Filhakika dediğim günde ben Nİf’te bulundum. Fakat mülâkat isteyenler orada değildi” sözleriyle anlattı. Herkes şaşırmıştı ama Gazi Paşa biliyordu. Günlerce, belki de haftalarca önceden Türk Ordusunun 9 Eylül’de İzmir’e gireceğinden emindi.

BU SENSİN!... 

9 Eylül 1922 sabah saatleriydi…

Belkahve yönünden İzmir’e girecek olan askeri birlikler Kasaba (Turgutlu) üzerinden Nif’e (Kemalpaşa) doğru ilerliyordu. Yol üzerinde askeri birlikleri bekleyen halkın yaşadığı sevinç görülmeye değerdi. Mustafa Kemal Atatürk ve beraberindeki komuta heyeti de öğlen saatlerinde aynı güzergah üzerinden Armutlu’ya ulaştılar. Atatürk’ün arabası bir an durmak zorunda kalmıştı. Aracın üstü açık olması nedeniyle, tamamen toz içindeydiler. Gözlerinde toz gözlükleri vardı.

Gazi Paşa’nın Yaveri Salih Bozok o esnada yaşananları şöyle anlatıyor:

“Armutlu’dan geçerken, köy halkı Türk askerini seyretmek için yol kenarına çıkmışlardı. Yanık bakraçları, kırık testileriyle de yoldan geçen askerlere su veriyorlardı. Buradan geçerken, arabalara ve hayvanlara rastlıyorduk. Onlara yol vermek ve yolun açılmasını beklemek üzere otomobilimizi durdurmuştuk.

Gazi Mustafa Kemal Paşa bir sigara yakmak için toz gözlüğünü gözünden kaldırdığı zaman, yaşlı bir köylü ani bir hareketle kalabalığın arasından ayrıldı. Otomobile yaklaşan köylü bir süre Gazi’nin yüzüne baktıktan sonra elini koynuna soktu ve çıkardığı kartpostalı avucu içinde saklayarak otomobilin basamağına çıktı. Tüm dikkatimle ihtiyarı inceliyordum. İhtiyar bir karta, bir de Gazi’nin yüzüne baktıktan sonra sağ elinin işaret parmağını önce karta sonra Gazi’ye çevirdi ve:
-‘Bu sensin!’ diye bağırdı ve devamında köylülere döndü:
-‘Arkadaşlar, Mustafa Kemal’dir’ dedi. Bunu işiten köylüler, kadın, erkek ellerindeki testileri, bakraçları atarak her taraftan otomobile girdiler. Gözyaşları dökerek Gazi’nin kalpağını, omzunu öptüler. Köylünün elindeki kart kim bilir ne zamandan beri ve ne güçlüklerle sakladığı Gazi’nin bir fotoğrafıydı.

Köylüleri Gazi’nin etrafından ayırmak zor olduğu için, şoföre, çaresiz olarak motoru çalıştırmasını söyledim. Motor çalışınca ayrılmak zorunda kaldılar. Hareket ettik, fakat sesleri hâlâ bizimle beraber geliyordu.”

Elindeki fotoğraftan Atatürk’ü tanıyan o ihtiyar köylünün Armutlulu Mehmet Kemalettin Eskicioğlu olduğunu Basın Şeref Kartı sahibi usta gazeteci ağabeyimiz Türkmen Parlak’tan öğrenmiştim. Türkçe öğretmeni, tarih sevdalısı yazar Rahim Sağ kardeşim de gitmiş Armutlu’da Mehmet Kemalettin Eskicioğlu’nun torunu Erbil Eskicioğlu’na ulaşmış ve Onun bir fotoğrafını bulmuş. Mehmet Kemalettin Eskicioğlu’nun Atatürk’ü tanımasına vesile olan o resim de 1915 Çanakkale Savaşlarında Alman Ressam Wilhelm Victor Krausz tarafından yapılan ve devrin gazetelerinde yayınlanan bir temsili resimmiş.

Gazi Paşa o gün öğlen üzeri saatlerinde Nif’e (Kemalpaşa) ulaştı. Türk Ordusu her yönden akın akın İzmir’e girerken 9 Eylül 1922 günü akşam saatlerinde Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve diğer silah arkadaşları Belkahve’deki küçük bir yolcu kahvesinden, Kadifekale’deki Türk Bayrağını izliyor ve zaferi yaşıyorlardı. Mustafa Kemal o gün orada kahvesinden bir yudum alarak yanındaki Fevzi Paşa’ya döndü ve mutlu kapanış ya da mis gibi son anlamına gelen “hitamuhû misk” sözüyle Büyük Taarruzun son noktasını koydu.
Gazi Paşa ve silah arkadaşları yeniden Nif’e döndü ve geceyi orada geçirdikten sonra 10 Eylül günü İzmir’e geldi.

BORNOVA VE GAZİ PAŞA…

Elbette anlatmakla bitmez ama biz yazımızın bu bölümünde yönümüzü Bornova’ya çevirelim ve kurtuluş süreci ve daha sonraki yıllarda Gazi Paşamızın Bornova’daki izlerini anlatalım.

 

BORNOVA’DAKİ GENELKURMAY BAŞKANLIĞI 

İzmir'in usta gazetecisi Türkmen Parlak'ın 1983 basımı "İşgalden Kurtuluşa" adlı iki ciltten oluşan kitabı İzmir’in işgal yılları ve kurtuluş günleri ile ilgili önemli başucu kitaplarımdandır. Kitapta 16 ve 17 Eylül 1922 tarihlerinde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Bornovalı Bayan Hortense Wood’un evini ziyaret ettiği anlar Hortense Wood’un günlüklerinden naklen anlatılır..

Günlüğe göre o gün, Mustafa Kemal ile birlikte İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Asım Paşa ve ve Halide Edip Adıvar da köşkün misafirleri arasındaydı. Hortense Wood’un söylemiyle “üst kattaki kadife koltuklarda imparatorluğun geleceği konusunda kararların alındığı” o köşk Ege Üniversitesi Rektörlüğü karşısında bulunan, günümüzde bilinen adıyla Steinbuchell Köşkü’dür.

Yıllardır pek çok kayıtta Hortense Wood’un günlüğündeki bu not yüzünden bu evin karargah olarak kullanıldığı yazıldı. Evet, Mustafa Kemal ve yakın silah arkadaşları iki gün o eve gelmişler ve özel görüşmeler yapmışlardı ancak, yine aynı günlükteki bir küçük ip ucu Bornova’da resmi karargah olarak kullanılan evin bir başka ev olduğunu net olarak ortaya çıkardı.

Hortense Wood 17 Eylül 1922 tarihli günlük sayfasındaki notlarında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının o gün tekrar geldiklerini ve toplantı yaptıklarını anlattığı sayfanın son satırına da “İsmet Paşa Mary'lerde kalıyormuş” şeklinde bir not düşmüştü.

O günlerde 70’li yaşlarını sürmekte olan Hortense Wood, günlüğünde Mary’nin soyadını yazmamıştı. Büyük ihtimalle arkadaşı ve muhtemelen kendisine yakın yaşlarda olan bir hanımefendi idi.

İsmet Paşa’nın evlerinde kaldığı Mary kimdi ve bu ev Bornova’daki hangi evdi?
Bir süre soy ağacı sitelerinde yaptığımız internet araştırmasından sonra nihayet bir Mary'ye ulaştık... Edward Whittal'in eşi Bayan Mary Whittall...

Peki bu ev neresiydi...

Bu ev, şu anda efsane güzellikteki bahçesiyle bilinen ve halen bir levanten dostumun mülkü olan Büyük Parkın kemerli girişinin karşısındaki evdi. Hortense Wood’un günlüğündeki küçücük bir cümle İsmet İnönü’nün İzmir'in kurtuluş günlerinde Bornova’da kaldığı evi ortaya çıkarmamızı sağlamıştı

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun yıllar önce okuduğum "Politika'da 45 Yıl" adlı anı kitabında da benzer bir not vardı. Kitabın 20. Sayfasında Yakup Kadri Bornova’daki Garp cephesi Kumandanlığından bahsediyor ve İsmet Paşa'nın da o günlerde bu evde kaldığından söz ediyordu...

Yani o ev aynı zamanda kurtuluş günlerinde Garp Cephesi Kumandanlığı olarak kullanılmıştı.

Ama bununla ilgili bir kararname, kayıt ya da buna benzer bir şey olmalıydı... Biraz internet araştırmasından sonra nihayet bir sonuç ortaya çıktı.

Zeki Sarıhan tarafından hazırlanan ve Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan Kurtuluş Savaşı Günlüğü'nün 4. kitabına göre 14 Eylül 1922 tarihinde Erkan-ı Harbiye ve Garp Cephesi Karargâhları Bornova'ya nakledilmişti...

İsmet İnönü'yü misafir eden Bornova'daki o ev, 14 Eylül 1922 tarihinden itibaren bir süre günümüzdeki tanımıyla genelkurmay başkanlığı karargâhı olarak görev yapmıştı. Bu evin bahçesinde elliden fazla Türk subayının o günlerde çektirdiği Hulusi Alataş arşivindeki hatıra fotoğrafı da “evet, bu ev orası” diyordu bize.

Tarihe tanıklık eden bu muhteşem yapıyı yüz yıl önceki güzelliği ile günümüze kadar ayakta tutmayı başaranlara sonsuz teşekkürlerimle.

AH SELANİK…

Tarih 18 Haziran 1926 idi.

Gazi Mustafa Kemal Paşa Bornova’ya geliyordu. Üç gün önce ortaya çıkarılan suikast girişimine rağmen program iptal edilmemiş ve O'nun şerefine Bornova Ziraat Mektebi’nin bahçesinde muhteşem bir balonun hummalı hazırlığı vardı.

Kolay değil, o akşam Bornova Gazi Paşasıyla birlikte olacaktı.

Bornova’nın yaşadığı heyecanı düşünün. Ziraat Mektebi bahçesi pırıl pırıl süslenmiş, geceyi aydınlatmak için bahçenin her yeri ampullerle donatılmıştı. Kaymakamdan okul müdürlerine kadar bütün bürokratlar telaş içindeydi. Gazi Paşalarını çok iyi ağırlamalıydılar.

Akşam 21,00 civarında gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk gecenin geç saatlerine kadar Bornovalılarla birlikte hoş vakitler geçirdi. Kaymakam askeri zevat ve Bornovalı bürokratlar Gazi Paşaları ile gece boyunca sohbet ettiler.

O gece Kars İlkokulu Müdürü Tahsin Bey de oradaydı. Soyadı Kanunundan sonra Çatıkkaş soyadını alan ancak Bornovalıların “Arap Tahsin” lakabıyla bildiği Tahsin Bey sadece bir dakikacık bile olsa Gazi Paşayla sohbet etmek için fırsat kolluyordu.

Tahsin Bey aradığı fırsatı ancak geç saatlerde bulabildi…

Kalabalığın arasından süzülüp birkaç adım attıktan sonra nihayet Gazi Paşa ile karşı karşıya kalmıştı.

“Paşam” dedi, “Ben ve eşim de Selanikliyiz. Eşim sizinle aynı sokaktan. Mahalle çocuklarıyla birlikte çok oyunlar oynamışsınız.”

Atatürk birden dikkat kesilmişti… “Tanır mıyım acaba? Eşinin adı ne?” diye sordu…
Tahsin Bey’den “ Benim eşim Nazmiye” cevabını alan Atatürk’ün yüzünü neşeli bir şaşkınlık kaplamıştı. “Nazmiye Bornova’da mı? Keşke görüşebilseydik” dedi, ama vakit geç olmuştu. Atatürk’ün dudaklarından bir de “Ah Selanik” sözcükleri döküldü.

O geceden sonra Atatürk Bornova’ya birkaç kez daha gelmesine rağmen, iki mahalle arkadaşı hiç buluşamadılar. Nazmiye Hanım’ın biraz da hüzünlenerek hep anlattığı bu anıyı arkadaşım olan torunlarından dinledim. Unutulmaz bir anı, ama bence bu anının en çarpıcı yeri Atatürk’ün içindeki Selanik özlemini dile getirdiği “Ah Selanik” sözcükleridir. Selanik Onun için hep yürek burukluğu oldu. Bu dünyadan veda edeceği son günlere kadar Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik özlemi hiç bitmedi.

Ağır bir komanın hemen ardından gözlerini açtığı 28 Eylül 1938 günü sabahı başında bekleyen manevi kızı Afet İnan’a “Ölüm demek ki böyle olacak kızım” dedikten sonra karşı duvardaki Dört Mevsim adlı tabloya bakarak “Gidelim Afet, oraya gidelim. Her şeyi bırakalım. Şöyle basit bir ev, ocaklı bir oda... Evet... Evet... Hemen çekip gidelim ormanlara... Hele ben bir iyi olayım da...” sözleriyle belki de Rumeli yaylalarına, Selanik’e olan hasretini anlatıyordu.

ATATÜRK BORNOVA’YA KAÇ KEZ GELDİ?

Rus Bandralı vapurla Trablıusgarp’a gönüllü olarak giderken Urla tahaffuzhanesinde (karantina) karaya inmeksizin İzmir’i uzaktan gördüğü 17 Ekim 1911 tarihini de listeye dâhil edersek Gazi Mustafa Kemal Atatürk tam 18 kez İzmir’i ziyaret etmiş.

Peki… Gazi Paşa bu İzmir ziyaretlerinin kaç tanesinde Bornova’ya gelmiş? Hadi birlikte göz atalım…

16-17 Eylül 1922: Ege Üniversitesi Rektörlük binasının karşısında yer alan Steinbuchell köşkü o günlerde Bayan Hortence Wood ve kız kardeşinin kullanımındaydı. Düzenli olarak günlük tutmakta olan Hortense Wood’un notlarından anlıyoruz ki Mustafa Kemal Paşa beraberindeki İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Asım (Güven) Paşa ve Halide Edip Hanım’dan oluşan grupla birlikte 16-17 Eylül tarihlerinde iki gün Bornova’ya gelerek dar dairedeki toplantılarını bu köşkte yapmıştı.

8 Ocak 1924: 1924 yılında tam 52 gün (2 Ocak- 22 Şubat arası) İzmir’de kalan Gazi Paşa, 8 Ocak 1924 günü Işıklar Köyü’ndeki kız ve erkek mekteplerini ziyaret etti.

12 ve 15 Ekim 1925: İzmir’de bulunduğu 11-16 Ekim tarihleri arasında önce 12 Ekim’de Kemalpaşa’daki ordu manevralarını izledikten sonra Bornova’daki Türk Ocağı’na gelen Gazi Paşa 15 Ekim’de de bir kez daha Bornova’ya gelerek Ziraat Mektebi’ni ziyaret etti.

18 Haziran 1926: 16 Haziran’da İzmir’e gelen Gazi Paşa onuruna Bornova Ziraat Mektebinde bir garden parti planlanmıştı. Bir kaç gün önce ortaya çıkarılan suikast teşebbüsüne rağmen parti iptal edilmedi. 18 Haziran günü saat 21,30’da Bornova’ya gelen Gazi Paşa, keyifli saatler geçirdiği bu garden partinin ardından 19 Haziran sabahı saat 03’te Bornova’dan ayrıldı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti İlelebet payidar kalacaktır” sözünü Bornova’daki garden partiden ayrıldıktan kısa süre sonra Anadolu Ajansı’na verdiği demeçte söylemiştir.

2 Mart 1930: Beraberindeki İçişleri Bakanı ve Milletvekilleri ile birlikte Bornova Ziraat Mektebi’ne gelen Mustafa Kemal Atatürk, okulda yapılan çalışmaları inceledi ve öğrenci ve öğretmenlerle birlikte öğlen yemeği yedi.

2 Şubat 1933: Yeni inşa edilen Bornova Ziraat Mektebi binasını (Günümüzdeki EÜ. Bilgisayar Mühendislik Fakültesi binası) incelemek için Bornova’ya gelen Gazi Paşa o gün ayrıca Bornovalıların büyük sevgi gösterileri eşliğinde Bornova Halk Fırkası binasında Bornovalılarla bir araya geldi.

11 Nisan 1934: 57. Tümen’in manevralarını izledikten sonra Tümen Komutanı Baki Vandemir’in daveti üzerine Gazi Paşa 11 Nisan günü Bornova’ya geldi. Bornovalıların yoğun sevgi gösterileriyle karşılaşan Gazi Mustafa Kemal bir anda aracından inerek Bornovalıların arasına karıştı ve yürüyerek onlarla sohbet etti. Bir süre Zabit Yurdu’nda (Günümüzde Subay Ordu Evi) dinlenen Gazi Paşa daha sonra yine Bornovalıların coşkun sevgi gösterileri arasında Bornova’dan ayrıldı.

22 Haziran 1934: Konuğu İran Şahı Rıza Pehlevi ile birlikte yurt gezisine çıkan Gazi Mustafa kemal Paşa 22 Haziran günü Şah Pehlevi ile birlikte Bornova Ziraat Mektebi’ne geldi. Bir süre okulun laboratuvar ve dershanelerini gezen Gazi Paşa ve Şah Pehlevi okulun bahçesinde meyvelerle donatılmış bir sofrada biraz dinlendikten sonra Bornovalıların sevgi gösterileri arasında Bornova’dan ayrıldılar.
Tam 10 kez gelmiş Atatürk Bornova’ya. Atatürk’ün Bornova’yı ziyaret ettiği günlerde Bornovalıların yaşadığı heyecanı 98 yaşındayken geçtiğimiz günlerde vefat eden Rahmetli Faruk Elmalıoğlu’ndan bizzat dinlemiştim. Okullar tatil olurmuş, bayram olurmuş Bornova’da.

BİR FİKİR BİR ÖNERİ:

Atatürk’ün Bornova’da olduğu günlerden biri her yıl “Bornova Günü” ya da benzer bir isimle kutlansa eminim Bornovalılar çok mutlu olacaktır… İlgililerin dikkatine…

 

İLK ATATÜRK ANITI HANGİSİ? … İŞTE BELGESİ…

Aslında gazeteci dostum Alaattin Gürırmak’ın 9 Kasım 2012 tarihli 9 Eylül Gazetesi’ndeki haberiyle gerçek ortaya çıkmıştı. Habere göre hemen her yerde bahsedildiği gibi Türkiye’de dikilen ilk Atatürk Anıtı Sarayburnu’ndaki anıt değil, ondan 3 Ay önce Bornova’da Ziraat Mektebi bahçesine dikilen anıttı.

Mevzu çok netti. “İlk Atatürk Anıtı” olarak kabul edilen Sarayburnu’ndaki anıtın kitabesindeki tarih 3 Ekim 1926, Bornova’daki Atatürk Anıtının kitabesindeki tarih ise Haziran 1926’ydı. Yani kitabelere göre Bornova’daki Atatürk Anıtı 3 ay önce dikilmişti.

Fakat temkini elden bırakmayan bazı tarihçi dostlarımız Bornova’daki Atatürk Anıtının üzerindeki tarihin, Atatürk’ün 18 Haziran 1926’da Bornova’ya gelişi nedeniyle Haziran 1926 olarak yazılmış olma ihtimalinden bahisle heykelin daha sonraki tarihlerde dikilmiş olabileceğinden söz ettiler.

Bu nedenle de ilk Atatürk Anıtının Sarayburnu’ndaki anıt olduğu söylemine devam edildi.

Gelin şu işe bir nokta koyalım.

Sanat tarihçisi Dr. Derya Uzun Aydın “Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Türk Heykel Sanatındaki Yeri ve İlk Heykeltraşlar” başlıklı doktora tezinde 1926 yılında Bornova Ziraat Mektebi Müdürü olan Abidin Ege’nin Hizmet Gazetesi’ndeki Sarayburnu’nda açılışı yapılan Atatürk Anıtı ile ilgili haberine cevap olarak gönderdiği mektuptan söz etmiş.

Bornova Ziraat Mektebi Müdürü Abidin Ege mektubunda:

“Bugünkü Hizmet gazetesinde bir telgraf gördüm. Gazi hazretlerinin heykelinin Sarayburnu’na dün dikildiği, açılış merasiminin yapıldığı bildiriliyor ve altına da ‘Türkiye’de Gazi hazretlerinin heykelinin ilk defa dikilmesi şerefini İstanbul vilayeti kazanmıştır’ ibaresi ilave ediliyordu. Hâlbuki bundan tam üç buçuk ay evvel Gazi hazretlerinin İzmir’i şereflendirmeleri münasebetiyle Gazi’nin ilk heykeli, İzmir’de Ziraat Mektebi’nde mermer bir kaide üzerine dikilmiş ve 22 Haziran 1926 tarihinde Gazi hazretlerinin mektebimizi teşrifinde kendileri tarafından bizzat açılış yapılmıştır. Dolayısıyla Gazi’nin ilk heykelini dikmek şerefini İstanbul değil, İzmir kazanmıştır. Lütfen gazetenizde o şekilde düzeltilmesini bir İzmirli sıfatıyla rica eder, sevgi ve saygılarımı teyit ederim efendim”

ifadeleriyle düzeltme talebinde bulunmuş.

Abidin Ege bunları yazmış ama Dr. Derya Uzun Aydın’ın tezinde belirttiği gibi bu mektup tarihsel açıdan çelişkiler içeriyor. Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk Bornova’ya mektupta belirtildiği gibi 22 Haziran 1926’da değil, 18 Haziran 1926’da gelmiştir ve anıtın açılışında bulunmamıştır. Bana sorarsanız mektup tarihsel açıdan çelişkiler içerse de Sarayburnu’ndaki Atatürk Anıtının ilk anıt olduğuna daha o günlerde yapılan bu itiraz çok nettir. Hadi içeriğindeki tarihsel hatalar nedeniyle bu belgeyi de yok sayalım…

Ama tartışmaya son noktayı Servet-i Fünun Dergisi koymuş…

İlk Atatürk Anıtı olduğu söylenen Sarayburnu’ndaki anıtın açılış tarihi olan 3 Ekim 1926 tarihinden 2,5 ay önce yayınlanan 15 Temmuz 1926 tarihli Servet-i Fünün Dergisinde Bornova Ziraat Mektebi bahçesinde yer alan Atatürk Anıtından fotoğraflı olarak bahsedilmiş. Elde bu kadar net bir belge varken, konu kapanmıştır diye düşünüyorum…

Türkiye’de dikilen ilk Atatürk Anıtı Bornova Metro durağının karşısında, EÜ. Bilgisayar Mühendisliği Fakülte bahçesindeki Avusturyalı Heykeltraş Heinrich Krippell’in eseri olan Atatürk Büstüdür. Nokta…

Bu şehir 15 Mayıs 1919 ile 9 Eylül 1922 tarihleri arasında yaşadığı esaret günlerinde boğulmak üzereyken özgürce alınan her nefesin ne kadar kıymetli olduğunu çok iyi öğrendi.

Musibetlerle kazanılan tecrübeler unutulmaz.

Unutmayız, unutturmayız.

Güncelleme Tarihi: 13 Eylül 2020, 02:30
YORUM EKLE

banner92