Kuzey Ege’nin verimli toprakları, zeytinlikleri ve binlerce yıllık tarihi mirasıyla öne çıkan Bergama, son yıllarda siluetini değiştiren rüzgar türbinlerinin en yoğun kümelendiği bölgelerden biri haline geldi. Bölgedeki mevcut projelere eklenen kapasite artışları, ek türbin talepleri ve saha revizyonları, Bergama’yı adeta devasa bir enerji koridoruna dönüştürmüş durumda. Bu kapsamda, Yalnızdam Mahallesi sınırları içerisinde özel bir şirket tarafından planlanan kapasite artışı ve türbin alanı değişikliği projesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan beklenen vizeyi aldı. Bakanlığın verdiği "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" kararıyla birlikte proje yasal zeminini tamamlamış oldu. Ancak kağıt üzerinde "temiz ve yenilenebilir enerji" olarak tanımlanan bu yatırımların, sahadaki kümülatif yoğunluğu ve tarımsal dokuyla olan sert etkileşimi, bölge halkı, çevre örgütleri ve ziraat mühendisleri tarafından endişeyle takip ediliyor.
Verimli arazilere sanayi tipi dokunuş
Yatırımın hayata geçirileceği Yalnızdam Mahallesi, Bergama’nın tarımsal üretim potansiyeli ve mera varlığıyla bilinen stratejik noktalarından biri olarak dikkat çekiyor. Bölgeye yapılacak olan bu enerji yatırımı, ulusal elektrik şebekesine temiz enerji sağlama gibi önemli bir hedef taşısa da projenin seçilen konumu, arazi kullanım tercihleri konusunda yeni bir tartışma penceresi açıyor. Yüzlerce yıllık zeytinliklerin ve aktif hayvancılık faaliyetlerinin sürdüğü bu coğrafyada, dev türbinlerin, şalt sahalarının ve bunlara ulaşım yollarının inşası, tarımsal bütünlüğü parçalama riski taşıyor. Konunun uzmanları, enerji yatırımlarının gerekliliğini savunmakla birlikte, yer seçiminde birinci sınıf tarım arazileri ve meralar yerine, tarımsal niteliği daha düşük ve verimsiz alanların tercih edilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Yalnızdam’daki bu son proje, "Enerji üretimi ile tarımsal süreklilik aynı parselde, birbirine zarar vermeden nasıl bir arada yaşayacak?" sorusunun yanıtını arayan kritik bir örneklem oluşturuyor.
Revizyonlarla büyüyen kapasite endişesi
Bakanlığın onayladığı proje, teknik dosyada "T1 Nolu Türbin Alanı Revizyonu" başlığı altında geçiyor ve 2 adet türbin ile 12 MWm/11,9 MWe gücündeki bir kapasiteyi kapsıyor. Tek başına ele alındığında sınırlı bir etki alanı gibi görünse de enerji sektöründe sıkça başvurulan "revizyon", "tadil" ve "kapasite artışı" yöntemi, bölgedeki toplam yükün algılanmasını ve bütüncül değerlendirmeyi zorlaştırabiliyor. Sıfırdan büyük bir santral kurmak yerine, mevcut lisans sahaları içinde yapılan bu parçalı büyümeler, Bergama genelindeki yüzlerce türbinle birleştiğinde, kırsal alanın ortasında devasa bir sanayi sahası görüntüsü ortaya çıkarıyor. Bu durum, projelerin tekil çevresel etkilerinden ziyade; gürültü kirliliği, gölge etkisi (flicker), kuş göç yolları ve ekosistem üzerindeki toplam baskı anlamına gelen "kümülatif etkinin" çok daha hassas hesaplanması gerekliliğini ortaya koyuyor.
Yasal onay tamam, ama...
Bakanlık tarafından yapılan resmi duyuruda, İnceleme Değerlendirme Komisyonu’nun çalışmaları ve halkın görüşleri dikkate alınarak ÇED sürecinin olumlu sonuçlandırıldığı belirtildi. Yasal prosedürlerin kağıt üzerinde eksiksiz işlediği süreçte, bürokratik onaylar tamamlanmış olsa da yereldeki sosyal kaygılar varlığını koruyor. Bergama köylüsü, özellikle meraların daralması, iş makinelerinin tarım yollarını kullanması ve arıcılık gibi hassas faaliyetlerin rüzgar santrallerinden olumsuz etkilenmesi konusundaki endişelerini her platformda dile getiriyor. Ankara’dan gelen "onay" ile yerel halkın beklentileri ve yaşam gerçekleri arasındaki bu mesafe, enerji şirketlerinin sadece yasal mevzuata değil, "sosyal onay" mekanizmasına da daha fazla ağırlık vermesi gerektiğini gösteriyor. Yatırımcıların, bölge halkıyla daha şeffaf bir iletişim kurarak, tarımsal üretime zarar vermeyecek güvenceleri sahada somutlaştırması bekleniyor.
Bölgenin taşıma kapasitesi zorlanıyor mu?
Yalnızdam Mahallesi’ndeki 101 Ada, 264 ve 15 numaralı parseller üzerinde yükselecek veya revize edilecek bu türbinler, Bergama’nın sırtındaki ağır enerji yükünün son halkası oldu. Kozak Yaylası’ndan ovalara kadar yayılan güneş panelleri, taş ocakları, biyokütle tesisleri ve rüzgar gülleri, ilçenin doğal ve tarımsal kimliği üzerinde ciddi bir baskı unsuru oluşturuyor. Yenilenebilir enerjiye geçiş, küresel iklim kriziyle mücadele için elzem ve kaçınılmaz bir adım olsa da bu geçişin mekansal planlama ilkeleri ve tarımsal öncelikler gözetilerek yapılması hayati önem taşıyor. Söz konusu proje, mevzuata uygunluğu tescillenmiş bir yatırım olsa da Bergama’nın ekolojik ve tarımsal taşıma kapasitesinin sınırlarının zorlandığı gerçeğini değiştirmiyor. Bölge, sanayi tipi enerji üretimi ve geleneksel tarımın iç içe geçtiği bu yeni düzende, hassas bir terazide dengesini bulmaya çalışıyor.





