Geleneksel Türk misafirperverliğinin en belirgin özelliği, "Bir lokmadan bir şey olmaz" veya "Bunu senin için özel yaptım, yemezsen darılırım" şeklindeki o tatlı ama bir o kadar da ısrarcı ikram kültürüdür. Ancak uzmanlar, formunu korumak isteyen bireylerin bu duygusal baskıya karşı kibar ama kararlı bir "hayır" diyebilme sanatını öğrenmeleri gerektiğinin altını çiziyor. Gittiğiniz her kapıda sunulan o şerbeti damlayan baklavaları veya kadayıfları geri çevirmek ev sahibine bir saygısızlık değil, kendi bedeninize duyduğunuz saygının bir göstergesidir. İkramları reddetmekte zorlanıyorsanız, "Çok teşekkür ederim, bir önceki ziyarette fazlasıyla yedim, sadece sade bir kahvenizi alayım" gibi nazik bir kalkan kullanabilirsiniz. Unutmayın; bayramın amacı mideleri tıka basa doldurmak değil, sevdiklerimizle hasret gidermek ve o güzel sohbetlerin tadını çıkarmaktır.

Şerbetli tatlıların masum alternatifi sütlü tatlılar gerçekten kurtarıcı mı?

Misafirliklerde önünüze altın yaldızlı tepsilerle sunulan tatlı seçenekleri arasında doğru tercihi yapmak, kilo kontrolünün en temel ve hayati adımıdır. Un, yağ ve yoğun rafine şeker üçlüsünden oluşan ağır şerbetli tatlılar, kan şekerini aniden fırlatarak vücutta doğrudan yağ olarak depolanmaya en müsait gıdalardır. Bunun yerine, eğer seçme şansınız varsa güllaç, sütlaç, kazandibi veya muhallebi gibi sütlü tatlılara yönelmek kalori alımınızı neredeyse yarı yarıya düşürecektir. Sütlü tatlılar, içerdikleri protein ve kalsiyum sayesinde kan şekerinin daha yavaş ve dengeli yükselmesini sağlar, böylece insülin patlamalarının önüne geçerek tatlı krizlerini engeller. Ancak burada da "sütlü tatlı masumdur" yanılgısına düşüp porsiyonları abartmamak, sadece nefsi köreltecek kadar tüketmek altın kuraldır.

Misafirliğe giderken aç karnına yola çıkmak neden büyük bir hata?

Bayram sabahı yapılan en büyük ve en yaygın beslenme hatalarından biri, "Gittiğim yerlerde zaten çok tatlı ve börek yiyeceğim, bari evden aç çıkayım da kaloriyi dengeleyeyim" mantığıdır. Bu düşünce, metabolizmanızı yavaşlatmanın yanı sıra, kan şekerinizin düşmesine ve misafirliğe adım attığınız an gözünüzün dönerek karbonhidratlara saldırmanıza neden olur. Aç karnına yenen ilk şekerli gıda, vücutta şiddetli bir insülin salınımına yol açar ve sizi sürekli daha fazla yeme döngüsünün içine hapseder. Bu tuzağa düşmemek için evden çıkmadan önce mutlaka yumurta, peynir, zeytin ve bol yeşillikten oluşan, tok tutucu ve protein ağırlıklı sağlam bir kahvaltı yapılmalıdır. Tok bir mideyle yapılan ziyaretlerde, önünüze gelen o baştan çıkarıcı ikramlara karşı iradenizi korumanız inanamayacağınız kadar kolaylaşacaktır.

Tatlı tüketiminin ardından kan şekerini dengelemek için ne yapmalıyız?

Tüm önlemlere ve iradenize rağmen o nefis ev baklavasına dayanamadınız ve bir porsiyon tükettiniz. Peki, "Battı balık yan gider" diyerek ipin ucunu bırakmalı mıyız? Kesinlikle hayır. Tüketilen tatlının kan şekerinde yaratacağı o tahribatı ve yağ depolanmasını minimuma indirmek için uygulayabileceğiniz bilimsel ve çok pratik hileler mevcut. Tatlı yedikten hemen sonra bir bardak tarçınlı su içmek, şekersiz bir Türk kahvesi veya yeşil çay tüketmek insülin salınımını baskılamaya yardımcı olur. Ayrıca, tatlının yanında veya hemen sonrasında tüketilecek olan bir bardak ayran, bir çay bardağı süt veya küçük bir kase sade yoğurt, içerdikleri protein sayesinde mideden şekerin kana karışma hızını yavaşlatır. Bu basit protein takviyesi, tatlı krizlerinin bir saat sonra yeniden nüksetmesini engelleyen mucizevi bir fren sistemidir.

Arefe günü kargolar açık mı? Yurtiçi, MNG, PTT ve Aras Kargo çalışma saatleri netleşti
Arefe günü kargolar açık mı? Yurtiçi, MNG, PTT ve Aras Kargo çalışma saatleri netleşti
İçeriği Görüntüle

Su tüketimi tatlı isteğini ve vücuttaki ödem oluşumunu nasıl engeller?

Ramazan ayı boyunca değişen yeme içme saatleri ve azalan sıvı alımı, bayramın ilk günlerinde vücudun suya olan ihtiyacını zirveye taşır. Çoğu zaman beynimiz, susuzluk hissini açlık veya tatlı krizleriyle karıştırarak bize yanlış sinyaller gönderir. Bayram ziyaretlerinde ikram edilen çay, kahve veya asitli içecekler suyun yerini tutmadığı gibi, diüretik etkileriyle vücuttan daha fazla su atılmasına neden olur. Tatlı yedikten sonra hücrelerde tutulan şeker, vücutta ciddi bir ödem (su tutulumu) yaratır ve tartıda sizi olduğunuzdan 1-2 kilo daha ağır göstererek moralinizi bozar. Bu ödemi atmak, metabolizmayı hızlandırmak ve o sahte tatlı krizlerini bastırmak için günde en az 2,5 - 3 litre su tüketmek hayati bir zorunluluktur. Suyunuzun içine atacağınız birkaç yaprak taze nane, bir dilim limon veya çubuk tarçın, hem alkali dengenizi sağlayacak hem de tatlı yeme isteğinizi bıçak gibi kesecektir.

Bayramda alınan kalorileri yakmak için günlük rutine neler eklenmeli?

Masa başında oturarak yapılan uzun bayram sohbetleri, tüketilen yüksek kalorili ikramlarla birleştiğinde vücudumuz için tehlikeli bir durağanlık yaratır. Alınan o ekstra enerjiyi yağa dönüşmeden vücuttan uzaklaştırmanın tek ve en etkili yolu, fiziksel aktiviteyi artırmaktır. Elbette bayram telaşı içinde spor salonlarına gitmek pek gerçekçi bir hedef olmayabilir; ancak günlük rutininize entegre edeceğiniz küçük hareketler büyük farklar yaratır. Örneğin; yakın mesafelerdeki akraba ziyaretlerine şahsi aracınızla veya toplu taşımayla gitmek yerine yürüyerek gitmeyi tercih edebilirsiniz. Asansör kullanmak yerine merdivenleri çıkmak, akşam yemeklerinden sonra ailece yapılacak tempolu bir mahalle yürüyüşü veya çocuklarla parkta oynanacak hareketli oyunlar, gün içinde aldığınız o masum baklava diliminin kalorisini yakmanıza fazlasıyla yardımcı olacaktır.

Tatlı yerken porsiyon kontrolünü sağlamanın psikolojik sırları neler?

Kilo kontrolü sadece midemizde değil, aslında zihnimizde başlayan psikolojik bir süreçtir. "Mindful eating" yani bilinçli farkındalıkla beslenme tekniği, bayram sofralarında en büyük kurtarıcınız olabilir. Önünüze gelen tatlıyı hızlıca, sohbetin hararetiyle farkında bile olmadan yutmak yerine; yavaş yavaş, küçük lokmalar halinde ve her lokmanın tadını, dokusunu hissederek yemek beynin doygunluk merkezini çok daha çabuk uyarır. Şerbetli bir tatlı yiyecekseniz, porsiyonu ikiye bölüp "Yarısını şimdi yiyeyim, diğer yarısını gerçekten istersem daha sonra yerim" diyerek kendinizle anlaşma yapın. Çoğu zaman o ilk birkaç lokma nefsinizi köreltmeye yeterli olacaktır. Unutmayın, yediğiniz ilk dilim baklava ile dördüncü dilim baklavanın tadı tamamen aynıdır; değişen tek şey bedeninize yüklediğiniz boş kaloriler ve sonrasında yaşayacağınız o derin pişmanlık duygusudur. Kendinizi yasaklarla strese sokmak yerine, bilinçli ve kontrollü bir özgürlük tanımak, bayramı hem formda hem de mutlu geçirmenizin yegane anahtarıdır.

Kaynak: haber merkezi