Sri Lanka'da yaptığım en anlamlı şey

Yıllar önce Ürdün - Petra’ya gittiğimde, yol boyunca o ıssız Petra’da çocuklar, benden dilenci gibi, sakız, şeker, cips isteyip durunca kalbime sanki bir hançer saplanmıştı.

Sri Lanka'da yaptığım en anlamlı şey

Hazırlayan / Neşe BAYRAÇ

Doğrusu hiç aklıma gelmemişti onlar için yanımda bir şeyler getirmek. Zaten böyle şeyler de zararlıydı. O gün aklıma koydum bundan sonra gittiğim yerlere yanımda çocuklar için birşeyler götürecektim ama zararlı değil. Tabiki çikolata olabilir ama en önemlisi bunlara kırtasiye götürmek diye geçti aklımdan. Hiç olmazsa böyle başıboş dolanacaklarına oturup okuyup, yazıp, çizerler diye düşünmüştüm.

Sri Lanka’ya Ayurvedik tedavi için gideceğim zaman da bunu uygulamaya karar verdim. Başladım hem çevremden, hem çalıştığım okuldan, hem de evden toplamaya. Uçakta 40 kg izin olduğu için de rahat davrandım. Sağ olsun çevremde seferber oldu. Onlar da bana teşekkür ettiler, çünkü nasıl elden çıkaracaklarını bilemiyorlarmış.

Meğerse, bizim evde de bir sürü şey varmış. İyi oldu onları toparladım. Çok az kullanılmış bir yazıcı vardı. Kimsenin de kullandığı yok. Bir süre önce minimalist yaşama geçmeye karar verip fazlalıkları elden çıkartmaya başlayınca bazı şeyleri satıp, çoğunu da kullanacağını düşündüğüm kişilere birebir elden vererek dağıtmıştım. Yazıcıyı satmaya kalksam 50 TL etse iyi. O nedenle ben bunu satmayacağım ve ihtiyaç sahibi birine vereceğim.” diye düşünüp saklamıştım. İşte zamanı deyip onu da yanıma aldım.

Ayurverdik Merkezde yöneticilere, yanımda yardim malzemeleri getirdiğimi söyleyip, beni bir okula götürmelerini rica edince onlar da Sosyal Sorumluluk Projeleri çerçevesinde bir okulu desteklediklerini ve o okula bağışta bulunmamdan çok mutlu olacaklarını söylediler. Bu arada yaptıkları destekleri ve fotoları paylaştıkları bir köşe yapmışlar, gösterdiler. Resimlerden anladığım kadarı ile de hem kendileri hem de benim gibi ziyaretçileri destek olmuşlar.

Ben açıkçası, etrafta bir okula götürecekler ve ben de emanetleri vereceğim diye düşünürken, “Okul Müdüründen randevu alıp gidelim.” dediklerinde şaşırdim. Ama ilgi ve ciddiyetlerine de sevindim.

Randevu günü ben ve tesisin 2 yöneticisi ile yola çıktık. Gittiğimiz Okul, kaldığım tesisin yöneticilerden de birinin oğlunun okuduğu okulmuş. Sanırım biraz torpil yapmış oğlunun okuduğu okula. Neyse, başka şansım olmadığı için bir şey demedim.

Yaklaşık 45 dakika yolculuktan sonra okula vardık. Varır varmaz ben hemen bagajdakileri çıkarıp vermek isterken, onu sonra yaparız, önce Müdür’le tanışalım sizi bekliyor dediler.

Hakikatten de Müdür Bey bizi bekliyormuş.

Resimdeki beyaz gömlekli en esmer kişi Müdür Bey. Benim solumdaki yardımcısı ve en soldaki kaldığım tesisin, oğlu bu okulda olan, yöneticisi. Okul tesisin desteğinde olmasına rağmen oldukça mütevazi koşullarda. Müdür, direkt olarak yazıcı getirip getirmediğini sordu. Ben de “evet” dedim. CD’leri de var mı dedi. Evet deyince duyduklarına inanamadı. Meğerse, tam 3 yıldır yazıcı bekliyorlarmış. Ben de O’nun söylediğine inanamadım. Alt tarafı bir yazıcı. Bizler için çok sıradan olan bir şeyin bazı insanlar için bu kadar ulaşılmaz olacağını düşünemezdim doğrusu. Yazıcıyı anlamlı değerlendirmek ancak bu kadar etkili olabilirdi. Kimseye vermeyip buraya getirdiğim için inanılmaz mutlu oldum. Okul yaklaşık 1000 öğrencisi olan bir okul. İlkokuldan lise sona kadar.

Ancak, bu kadar verimli değerlendirilebilirdi.

Benim tek isteğim okulu gezmekti. Onlar da zaten hazırdılar gezdirmeye. Gittiğim ülkelerde izin alabildiğim ölçüde okulları gezmeye bayılırım. Kültürü tanımak için büyük şans olduğunu düşünürüm. Bazı ülkelerde maalesef izin verilmiyor. Örneğin Vietnam’da. Araya tanıdık koysanız bile olmuyor. Çok katılar. Avrupa da öyle. Ben de o zaman Üniversiteleri gezerim. Daha doğrusu Üniversiteleri hep gezerim de fırsat verirlerse ilk ve orta dereceli okulları da gezerim.

Neyse, başladık gezmeye. Önce öğretmenler odasına götürdüler. Çok ilgiyle karşılandım. Geleneksel kıyafetleri içinde öğretmen hanımlar çok güzellerdi. Sağımdaki İngilizce öğretmeniydi.

Oradan çıkıp Tarım dersi öğrencileri ile buluştuk. Tarım dersi olması ne anlamlı.

Sri Lanka’da tüm okul üniformaları beyaz renktedir.

Oradan okulun kütüphanesine gittik. Hiç kullanan yok çünkü Kütüphane hazır değil. Üzüldüm.

Kütüphaneye girişte ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz.

Ve Kütüphanenin içi.

Rehavet içinde kütüphane hazırlanıyordu gibi geldi doğrusu.

Okulun bahçesi çok büyük ve yeşil. Yeri gelmişken söyleyeyim Sri Lanka toprağının rengi muhteşem bir kızıl kahve. Bazı yerlerde ise hardal sarisi. Demir oranı yüksek bir toprak olabilir. Bildiğim bu renk toprakların çok bereketli olduğu. Üzerindeki yeşilin envai çeşit tonu Hint okyanusunun grisiyle birleşince görüntü gerçekten İNANILMAZ oluyor.

Okulun oyun parkı

Okul sınıf seviyelerine göre değişik binalarda eğitim veriyor. Binalara yaklaştıkça öğrenciler balkonlara çıkıyor. El sallıyorlar ama çok da utangaçlar.

Arada gördüğüm tel kafesler de ilginç.

Etrafta gördüğünüz kadınlar da annelermiş. Sırayla anneler yemek yapıp çocuklara öğle yemeği olarak getiriyorlarmış. Gittiğim saat öğle yemeği saati olunca öğle yemek seremonilerini de yakından görebildim.

Hint kökenli Asya kültüründe yemek elle yeniyor. Yemekte sebzeli körili pirinç, yumurta ve yağda kızartılmış, bizim pişiye benzer ekmekleri vardı. Haşlanmış yumurta, pilav ikilisi Pakistan kültüründen.

Okulu gezmeye devam ediyoruz.

Bahçede bu kız öğrenciyle karşılaşıyoruz. Her şeyiyle kültürün tüm özelliklerini taşıdığını düşünüyorum. Giyim kuşamı ve duruşuyla örnek öğrenci olmalı.

Başka bır kız öğrencinin sevimliliği beni benden alıyor. Yakasındaki bez mendil beni çocukluğuma götürdü. Bizim bez mendillerimiz ya önlük cebimizde ya da önlüğün gömlek cebinde olurdu. Böyle yakaya süslü bir şekilde asılması değişik. Daha çok süs gibi.

Kaldığım tesisin yöneticisi beni oğluyla tanıştırıyor. Nasıl sevimli, cin gibi bir çocuk. Yaşının tüm enerjisi üzerinde. Dayanamayıp sarılıyorum. Utanıyor.

Sonra başlıyoruz sınıfları gezmeye.

Öğretmenlerden çok ilgi gördüm. Hem foto çektirmek istediler hem de bizim çocuklarla fotomuzu çektiler. Sonra sosyal medyadan da arkadaş olduk.

Yaptıkları faaliyetlerde hep fil olması gayet normal. Ne görürlerse ne yaşarlarsa onları yansıtırlar.

Asya ülkeleri daha klasik eğitim verdikleri için, yazı yazmak çok önemli. Bir Hintliyi bir Filipinliyi yazısından tanırsınız. Her ülkenin çok karakteristik yazısı vardır. İşte bir örnek yazı çalışması.

Her ayrıldığım binadan böyle uğurlandım.

Son olarak Lise binasına gittik. Bu çok ilginç bir sınıftı. Sınıfın pencerelerinde cam yoktu. Tel kafes. Asya’da açık otel lobisi görmüştüm ama hiç okul binası görmemiştim doğrusu. Yilboyu sıcaklık 25-30 dereceler civarı olunca pencere camına para harcamak istemediler sanırım.

Sınıf çok büyük. Bu kadar kalabalık bir gruba nasıl ders anlatılır? Üstelik tahtaya yan oturmuşlar. Kızlar, erkekler de ayrı ayrı.

Çıkışta, bu gençlerle karşılaştım. Ne kadar düzgün ve hedeflilerdi. Lise son sınıftalarmış. Her birinin ayrı ve güzel hedefleri vardı ve bu yolda ciddi ciddi çalışıyorlarmış. Gönül dolusu başarılar diledim. Bu ülkede ve bu koşullarda doğmak çok zor. Hayatları hep bu savaş ile geçecek. Ne yazık ki, okusalar bile karşılarına hep pasaportlarının getirdiği koşullar çıkacak.

Bundan sonrası benim için tam sürpriz oldu.

Ben gezimiz bitti hadi gidelim diye beklerken dediler ki “aaa olmaz sizi bırakmayız”

Dedim ne oldu? Dediler bağış töreni yapacağız. Aaa neden? Hediyeleri almadınız mı arabanın bagajından. Aldık ama biz tören hazırladık siz bize tören ile vereceksiniz. İnanamadım.

Bir baktım bir sinifi bahçeye dizmişler ve manzara söyle.

Bu manzarada kendimi sömürge ülkelerini ziyaret eden Lady Diana gibi hissettim. İnanılmaz bir anıydı benim için.

Bu arada, resimde görülen bir düzine kitabı elime tutuşturdular. Bunları ben getirmedim deyince bunları tesiste kalan bir İngiliz’in getirdiğini ve tören yapılmadığı için kütüphaneye almadıklarını söylediler. İnanılmaz! Ben gelmesem kimse bu kitapları kütüphaneye koyup çocukların okumasına fırsat yaratmiyacakmiydi? Kim bilir ne kadardır bekliyordu.

Tören de bitti hadi artık gidelim derken size küçük bir ikram hazırladık lütfen buyurun dediler. Karşılaştığım manzara.

Bu kadarını da beklemiyordum doğrusu.

Asya insaninin misafirperverliğini ve sıcaklığını seviyorum. Sağ olsunlar. Büyük incelik göstermişler.

Dönüş yolunda, iyi ki okul ziyaretini yaptığımı düşündüm. Benim için büyük iç huzuru yaratan, unutulmaz bir deneyimdi. Hiç önemsemediğimiz imkânlarımız ile başkalarının hayatında ne kadar büyük farklılık yaratılabiliyordu. Bu bana ilerde yapacağım gezileri de bu bakış açısıyla planlama açısından büyük motivasyon yarattı.

Seyahat etmek, insanın dünyasında büyük değişim sağlıyor. Çok farklı kültürleri gördükçe aslında dünyada tek doğru olmadığını, ayni olaya 3600 farklı bakış açısı olabileceğini, sizinki sadece size sunulan bakış açısı olduğunu, bazen daha iyisini görerek değişirken bazen de kabul edilemez olarak düşünülse de, koşullarına baktığınızda, daha toleranslı olmanızı gerektiğini görüp, gelişiyorsunuz. Bu size kazandırdığı. Bir de sizin onlara kazandırmanız gereken şeyler olabilir mi? Bu deneyim bana bundan sonra kendi gelişimim yansıra gittiğim yere de imkânlarım ölçüsünde katkıda bulunmayı da eklemem gerektiğine karar verdirdi. Sadece kendim değil, gezdiğin yere katkı sağlamak, onların gelişimine destek verebilmek hani derler ya balda kaymak.

Özellikle de geri kalmış, 3. Dünya ülkelerine ziyarette, yapılacak en iyi şey, eğitim desteği olarak deneyimledim. Bu bana ayrıca, onların eğitime bakış açılarını gözlemlerken, kendi bakış açımı genişletmemi de sağlıyor. Tek hareketle bu kadar kazanım ancak bu kadar olabilir.

Başka ne tür destek sağlanabilir? Fikri olan paylaşırsa ne güzel bir katkı sağlamış olur.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER