Eğitim eve sığar mı?

Tüm dünyayı etkisi altına alan korona virüs salgını tüm yaşamı etkilerken hemen hemen bütün sektörlerin iş yapış biçimlerini de dönüştürüyor. Bir arada olmanın büyük risk taşıdığı bu dönemde uzaktan eğitimler oldukça talep görmeye başladı. Hayatı eve sığdırmaya çalışırken “eğitimi eve sığdırmak mümkün mü?” sorusu ile yüzleşiyoruz. İletişim Uzmanı Nüket Aygen Türcan, uzaktan eğitimin artılarını ve eksilerini 9 Eylül Gazetesi okurları için yazdı.

Eğitim eve sığar mı?

Hazırlayan/ Nüket Aygen TÜRCAN

Uzun yıllardır deneyimlediğimiz “uzaktan eğitim” hayatımıza belki de hiç bu kadar yakın olmamıştı? Bulunduğumuz kaotik sürecin bitmesi için gün sayarken elimizdeki motivasyonel unsurlara sıkıca sarılma ihtiyacı duymaktayız. Slogan haline gelen “hayat eve sığar!” cümlesi kısa bir süre daha bizleri oyalasa da aslında, rutin koşullarıyla devam eden ve sık sık şikayet ettiğimiz hayatlarımızı her yönüyle sorgulamaya neden olmuyor mu? İşte tam bu noktada hayatı eve sığdırmaya çalışırken “eğitimi eve sığdırmak mümkün mü?” sorusu ile yüzleşmekteyiz. Uzaktan eğitim, dünya genelinde halihazırda uygulanan bir yöntem olmakla birlikte çoğu kez performansı hakkında eleştirilere maruz kalmaktadır. Eğitim kurumlarının Covid-19 salgını sebebiyle örgün eğitime kapılarını kapatmasının ardından, acil olarak “uzaktan eğitim” modeline geçilmiş ve “uzaktan eğitim” günlük yaşantımızın bir parçası haline dönüşmüştür. Bu süreçte uzaktan eğitimle ilgili aklımıza pek çok soru takılmaktadır. Örneğin; herkes gerekli olan teknik altyapıya sahip mi?, İnternet erişiminde herkes eşit mi? Diyelim ki tüm koşullarımız yeterli, bizi ekran başına oturmaya sevk edecek motivasyonu kendimizde bulabiliyor muyuz?

19. Yüzyılda başladı

Küreselleşmeye katkı sunan “uzaktan eğitim” bireylere; okul, sınıf veya eğitim salonlarından bağımsız bir eğitim ortamı sunmakla birlikte bu sayede baskıcı sınıf ortamından da katılımcıları uzak tuttuğu düşünülmektedir. Uzaktan eğitimde ilk örnekler İngiltere, Almanya, İsveç ve Amerika’da görülmektedir. 19.yy’da Fransa, Norveç, Kanada, Çin, Japonya gibi ülkeler “Açık Üniversiteler” kurarak mektupla yapılan ilk uzaktan eğitimi yaygın hale dönüştürmüşlerdir. Teknolojinin gelişmesi ile uzaktan eğitim; radyo, televizyon ve internet ortamına taşınırken, ülkeler arasında da yoğun bir rekabet gözlemlenmektedir.

Sanal eğitim rutinin dışına çıkarken hem yeni bir heyecan dalgası yaratmayı başarır hem de Peter Drucker’ın iddialı sözlerini kulaklarımıza fısıldar. Drucker; sanal eğitimin yakın gelecekte üniversite kampüslerini bile ortadan kaldıracağını öne sürmektedir. Drucker’ın ön görüsü aslında geleneksel eğitimin katı yapısına vurgu yapmaktadır.

Eğitim salonuna ulaşmak için herhangi bir toplu taşıma aracına binmediğimiz, trafik stresi yaşamadığımız hatta kişisel bakımımızı bile ihmal ederek katılabileceğimiz bir eğitim ortamında sadece kahvemizi alıp eğitmene odaklanmak ideal bir durum gibi gözükebilir. Üstelik internet sayesinde tüm eğitim içeriklerini eğitim platformunda hazır bulmak da mümkündür. Tüm bu detaylar çerçevesinde uzaktan eğitimin bizlere “zaman ve maliyet” açısından ekstra avantajlar sunduğu net olmakla birlikte tüm avantajlarına rağmen “uzaktan eğitim” zihnimizdeki bazı ön yargılardan kendisini kurtaramaz.

Ülkemizde uzaktan eğitim denildiğinde ilk akla gelen sistem “açık öğretim” olmakla birlikte “uzaktan eğitim” programları uzun yıllardır pek çok eğitim kurumu tarafından başarıyla sürdürülmektedir. Fakat tüm başarılı uygulamalara rağmen “açık öğretim veya uzaktan eğitim mezunları” iş arama platformlarında “örgün veya uzaktan” ayrımıyla yüz yüze gelmektedir. Eğitim süresi, testler, mezuniyet belgeleri örgün eğitimde sunulanlarla birebir aynı ise neden uzaktan eğitim yine de algılarımızın tuzağına düşer? Uzaktan eğitimde katılımcıların “sınıf, eğitim salonu veya üniversite ortamı”nı yaşamamaları ön yargının temelinde gözükmektedir. İnternet ortamında elde edilen diploma veya sertifikaların örgün eğitimden kazanılan belgelerle aynı kulvarda değerlendirilemeyeceği görüşü de yaygındır. Yapılan pek çok araştırma internet üzerinden yapılan eğitimlerde katılımcıların büyük bir çoğunluğunun eğitimini “tamamlamadan” sistemden çıktığını göstermektedir.

Uzaktan eğitim mi örgün eğitim mi?

Uzaktan eğitim ve örgün eğitim arasındaki temel fark teknolojinin kullanımı olması sebebiyle yüz yüze yapılan eğitimle arasındaki diğer temel farklara da kısaca değinmek yerinde olacaktır.

Uzaktan eğitimin olumlu yönleri;

- Zaman ve mekandan bağımsız olarak sürdürülebilir. Katılımcılar aynı zamanda aynı mekanda olmak zorunda değildir.

- Katılımcıların faydalanabileceği eğitim materyallerini eğitimden önce ve eğitim sonunda hazır bulabilecekleri elektronik bir ortamda saklı tutmak gerekmektedir.

- Ders materyalleri kolaylıkla güncellenebilir.

- Yüksek katılımcı sayısıyla gerçekleşmesi mümkün olsa bile teknik alt yapının uygun koşulları sağlaması gerekmektedir.

- Katılımcıların uzaktan eğitim sırasında karşılaşacakları her türlü teknik probleme müdahale edebilecek bir destek servisinin bulunması gerekmektedir.

- Bireylerin bilgi, beceri ve yetkinliklerini geliştirmek amacıyla örgün eğitimin dışında öğrenme fırsatına erişmelerini sağlar ve “yaşam boyu öğrenme” sunar.

- Eğitimde fırsat eşitliği sunar.

Olumsuz yönleri ise;

- Katılımcıların bireysel olarak çalışma alışkanlığı yoksa eğitim beklentiyi karşılamayabilir.

- Bireylerin sosyalleşmesine katkı sunmayabilir.

- Eğer eğitimler uygulamalı yapılması gereken bölümleri de kapsayacaksa katılımcılar “uzaktan” uygulama yapmakta zorlanabilirler.

- Aynı eğitim ortamında yüz yüze olmadan yapılacak testler güvenilir sonuçlar vermeyebilir.

“Buz kırıcı” oyunlar

İnternet günümüzde artık basit bir teknoloji olmakla birlikte, “teknoloji ve insan psikolojisi arasında denge” kurulması gerekliliğine dikkat çeker. Bilgi yoğunluğunun artması ve yeniliklerin eş zamanlı olarak kullanılması sebebiyle internet bir fırsat olarak görülmektedir. Ancak, bilginin hızla güncellenmesiyle beraber eğitmenler ve eğitim kurumları aynı hızda bu değişime ayak uydurabilmekte midir? Uzaktan eğitimin sunduğu yenilikler, yüzlerce yıllık klasik eğitim ve öğretim birikimine tehdit oluşturabilir mi? Uzaktan eğitimin günümüzdeki durumunu tasvir edebilmek amacıyla pek çok araştırma yapılmakta ancak somut bir eğilim tespit edilememiştir. Araştırmalar aynı zamanda “öğreten ve öğrenen” arasındaki psikolojik mesafeye de odaklanmaktadır.

Teknolojinin temel bir öğrenme sunabileceği ancak etkili bir eğitimcinin yapabildiğini tam olarak yapamayacağı ileri sürülmektedir. Örgün eğitimin aktif sınıf ortamındaki “öğrenen-öğreten” etkileşimi uzaktan eğitimde yeterli olarak sağlanamamaktadır. Eğitmenin uygulayacağı “buz kırıcı” oyunlar sanal ortama taşınsa bile yine de beklenen etkiyi vermekten uzaktır. Eğitmenin, mimiklerini ve tüm beden dilini kullanarak zenginleştirmeye çalıştığı içerik uzaklığa yenik düşmektedir. Farklı şehirlerde veya ülkelerde birebir katılacağımız eğitimler bizlere “hayat bilgisi” de sunmaz mı? Eğitimlere katılmak için yaptığımız tüm hazırlıklarda zihnimiz otomatik davranışlarla doludur. Örneğin; eğitim ortamına uygun giyinebilmek için kısa sürede hazırlık yapmayı ve tüm ihtiyaçlarımızı tek bir valize sığdırmayı öğrenmek, kullanacağımız ulaşım aracıyla ilgili tercih ve zamanlamayı doğru yapmayı öğrenmek, seyahat boyunca yeni yerler ve ortamlar görmenin keyfine varmak, eğitimi sunan kurum ve kuruluşlardaki kişilerle tanışmak, molalarda sohbet etmek, eğitim salonundaki kahvenin kokusunu duymak bile “örgün” bir hayatın gerçeği değil midir?

Yaşadığımız kriz ortamı ihtiyaç duyduğumuz teknolojiler kadar hayata bakış açılarımızı da değiştirmeye zorlayacaktır. Gelecekte yapay zekanın hatta robotun insana karşı üstünlüğünün tartışılacağı yeni gündemlerimiz olacaktır. Hangi sektörde çalışırsak çalışalım “insanı insan yapan” temel duyguların sıcaklığı ve yakın mesafedeki etkisi “uzaktan” yapılacak tüm işlerin karşısında görülmez bir duvar gibi yükselmeye devam edecektir. Geldiğimiz nokta itibariyle internet temelli uzaktan eğitimlerin; uygulamalardan faydalanacak kişi sayısının fazlalığı, programları finanse edecek kuruluşların varlığı ve araştırmacıların önerileri nedeniyle uzun yıllar boyunca bizleri kıyas yapmaya mecbur bırakacak gibi görünüyor.

Nüket Aygen TÜRCAN kimdir?

İzmir doğumludur. Yüksek lisansını işletme alanında tamamlamıştır. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nde doktorasına devam etmektedir. İkna ve algı yönetimi konularında farklı kurum ve kuruluşlarda eğitimler vermiştir. Türk İşaret Dili eğitimi almış, bu alanda başlattığı projeler ile işitme engellilerin yaşadıkları zorluklara yönelik farkındalık kazanılmasını sağlamıştır. Şu anda özel bir kurumda eğitim müdürü olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Güncelleme Tarihi: 30 Nisan 2020, 08:57
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner92