Büyük veriyi yöneten insan!

Girişimci bir zihin, sosyal bir kalp ve ekolojik bir ruhla 21. yüzyılın çevik, kapsayıcı ve sürdürülebilir işlerini kurmak, panik durumlarda duygusal tepkilerimizin kontrolünü ele geçirmek, renksiz dünyayı renklendirmek için insan beynini aktif duruma getirecek yöntemleri daha sık kullanmalıyız. Filiz Güleç Kutlu büyük veriyi yöneten insanı 9 Eylül Gazetesi okurları için yazdı.

Büyük veriyi yöneten insan!

Filiz GÜLEÇ KUTLU/ ReSkills Training

Bir önceki yazımızda paradigmal değişime hazırlanmamız gerektiğini ve bu değişimdeki yol haritası önerilerimizden en önemlisinin koçluk olduğunu vurgulamıştık. Her yıl mayıs ayında Uluslararası Koçluk Fedeserasyonu liderliğinde dünyanın bir çok yerinde koçluk haftası kutlanır. Biz de bu sayede bu değerli mesleğin dijitalleşen dünyada niçin bu kadar önemli olduğunu, değişim ve dönüşümde bireysel ve kurumsal olarak neden etkili olduğunu aktaralım istedik.

Pandemi ve getirdikleri nedeniyle doğal olarak, her kesimden insan pek çok duygu ve durum ile karşılaştığından işe odaklanmada, üretmede ve ürettiklerini sunmada zorluklar ile karşılaştı. İşlerin bundan sonra robotlar tarafından yapılacağını teknolojik gelişmeler seyrinde görüyoruz. Evde çalışma düzeni oluşturmakla birlikte dışarıda çalışmak zorunda olanların ciddi tehlike karşısında kendini korumak ve işini yapabilmek dengesi altında ezildiğini deneyimledik. Riskli meslekler yerine gelecekte daha çok robot ve/veya yapay zeka yani insansı yapılar göreceğimizi konuştuk.

Bugüne kadar hayatta hiçbir zaman planlarımızın tam olarak gerçekleşmediği durumlar ile karşı karşıya kalsak da, aşağı yukarı zihnimizde bir zaman çizelgesi bulunmaktaydı. Bu zaman çizelgesi farklı seçenek ve olanaklarla hedeflerimizin gerçekleşmesi ya da gerçekleşmesine yakın sonuçlar ile bize ulaşıyordu. Ancak Kovid-19 bu öngörü ve plan yapabilme becerimizi de elimizden almış gibi görünüyor. Bir de üzerine korono virüs vakalarındaki artış ve ölüm sayıları, ekonominin çöküşü ve durağanlığı, moralsiz ve korku dolu anlarımızın artmasına sebep oluyor. Son dönemde Birleşmiş Milletler de akıl sağlığının önemini vurgulayan uyarılar yapıyor. Yani geçmiş endişelerin üzerine yepyeni bir stres yüklemesi altındayız.

Duygusal tehlike

Böylesi karmaşık bir ortamda değerlerimizden vazgeçtiğimiz hissi, geleceğin belirsiz olma hissi ve robotların işlerimizi elimizden alacağı kaygı ve korkusu amigdalanın etkisiyle kan-ter içinde kalmamıza neden oluyor. Yani son dönemdeki beyin ve sinir bilim alanında yapılan araştırmalar bize gösteriyor ki beynin farklı bölgelerinde farklı tepkimeler ve buna bağlı olarak kontrollü ve kontrolsüz davranışlarımızı ortaya çıkarıyor. Örneğin fiziksel bir tehdit altında kaldığımızda beynin işleyiş yöntemi olarak amigdala temel beyin olarak vücudu korumak için hızlı ve anlık tepkiler vermeye başlıyor. Bir saldırı anında kaçış gibi. Şu anda da fiziksel tehlikenin yanında duygusal olarak da büyük tehlike altındayız. Ve bu amigdala fiziksel ortamda verdiğimiz tepkiler gibi duygusal anlarda tehdit ile karşılaştığında benzer tepkiler veriyor. Dr. David Rock’ın geliştirdiği SCARF modeline göre bu stres yoğun durumlarda duygusal tepkilerin verildiği beş temel duygu durumu var. Bu duygu durumlarında biz olumlu veya olumsuz tetikleniyoruz.

Status – Statütümüz tehdit edildiğinde, ki böylesi bir ortamda işimizi kaybetme riski ile birlikte yönetici, çalışan, gelir getirici rollerimizden feragat etmek kendi zihnimizde kendimize yerleştirdiğimiz statümüzün derinden sarsılmasına neden olabiliyor.

Certainty – Belirlilik-kesinlik-açıklık, mevcut dengenin bozulduğu, her ne kadar bizi mutsuz etse de belli rutini olan durumların değiştiği zamanlar.

Autonomy – Otonomi-özerklik, hayatımızın kısıtlı da olsa kendi kontrolümüz altında olduğu hissinden, bir virüs tarafından bu kontrolün ele alındığı hissine geçiş ciddi biçimde sarsıntı yaratıyor.

Relatedness – Aidiyet, işyerilerimizden, ailelerimizden, çocuklarımızdan uzakta kalmak, onlara dokunamamak, sarılamamak, sohbet edememek yani grubun dışında kalma hissi ciddi stres reaksiyonları yaratan durumlar.

Ve son olarak Fairness – Adalet örneğin uzaktan çalışma kurallarına uygun olarak canla başla çalıştığımız halde 'sen de iş mi yapıyorsun' diyen yöneticimizin bizdeki adalet duygusunu derinden sarsması saldırma dürtüleri yaratıyor. İşte böylesi panik durumlarında yapmamız gereken duygusal tepkilerimizin kontrolünü ele geçirmek ve profrontal ön korteksimizi yani bilincimizi, yani farkındalığımızı tekrar aktive etmek…

Gerçekliği kavrayış

İşte koçluk böylesi bir durumda sakinlikle olanı görmek, olanı olduğu gibi kabul etmek, hangi durumlarda tetiklendiğimizi, bu tetiklemelere nasıl tepki verdiğimizi, bu verdiğimiz tepkilerin sorumluluğunu nasıl taşımamız gerektiğini bize cevaplayan bir sorular bütünüdür. Yani beyin aktivasyonunuzu hızlandırır. Bilinen şu ki, sese ve görüntüye duyarlı olan beyin duyduğu sesleri geçmiş deneyimlerinden yola çıkarak bu sesin neyin çıkardığını bulmayı sağlıyor, bu sayede sese dikkat edip etmememiz konusunda hızla karar veriyor, duyduğumuz seslerde özel anlamlar bulmaya çalışıyor. Görsel hafızamız da o anda gerçek olmayan şeyi bile görüntüleyebilme becerisine sahip. Yani dil ve görüntü düşünme şeklimizi şekillendirmekte çok çok önemli. İşte koçlukta kullanılan soru-cevap, görsel hafızada canlandırma pratikleri bu tür amigdala tetiklenmelerine karşı önkorteksimizi yani hesaplama becerisine sahip bölgemizi aktive eder. Bu tip panik durumlarında yapmamız gereken bilincimizi, yani farkındalığımızı tekrar aktive etmek… Çünkü beyin perspektif değiştirince algıladığı şeyi de değiştiriyor. Eric Fromm “Olma Sanatı” kitabında farkındalığı şöyle tanımlar; “Farkındalığın özgürleştirici etkisi nasıl mümkün olabilir sorusuna verilebilecek cevaplardan biri şu fikirde yatıyor: insanın dünyadaki konumunun gücü onun gerçekliği kavrayış derecesine bağlıdır. Ne kadar az kavrıyorsa o kadar kafası karışır ve dolayısıyla kendini güvensiz hissedip sırtını putlara dayayarak güvenceyi onlarda bulur. Gerçekliği ne kadar çok kavrarsa kendi ayakları üzerinde o kadar sağlam durur ve kendi iç benliğini varoluşunun merkezi kılar”. Koçlukta doğru sorular ile yeni olasılıkların tohumlarını atmak, eski sorulara yeni açılardan bakmak, yaratıcı bir düş gücünü tetikleyerek sahne ışıkları gibi karanlık yerleri aydınlatmak temel felsefedir. Yerinde bir soru yeni alanları aydınlatacaktır. Gölgelerden oluşan bir resme renklendirme yapmak beynin becerisidir ve böylesi büyük tehlike ve tehdit anlarında görüşü aydınlatacak, renklendirecek, amigdala tetiklenmelerine sakinlikle cevap verecek, dönüşümsel öğrenmeyi sağlayacak şey koçluktur. Geleceğin bu karmaşa dünyasına hazırlık sağlar.

Veri odaklı dönüşüm

Dijitalleşen dünyada bu karmaşayı konuşurken daha çok yapay zekadan, makineleşmeden, otomasyondan, nesnelerin internetinden, blockchainden konuştuk ve konuşacağız. Bu kısım artık çok net. Ancak dijitalleşme ile dijital dönüşüm arasındaki farkı ortaya koyan şeyin insan beceri ve etkisi olduğunu ve özellikle insanların gelişimine ciddi yatırımlar yapılması gerektiğini vurgulamıştık. Alphanet Yönetim Kurulu Başkanı Eric SCHMİT, “keşfedeceğimiz şeyin, en akıllı algoritmaları geliştiren en akıllı mühendislere sahip olanın kazanacak olmasıdır” der. Yani veri odaklı bir dönüşüme yolculuk ederken, işyerlerinin demografik özellikleri derinden değişirken, dijital yoğun bir dünyaya evrilirken kendimizin ve çalışanlarımızın zihinsel evrimini de desteklemek zorundayız. Girişimci bir zihin, sosyal bir kalp ve ekolojik bir ruhla 21. yüzyılın çevik, kapsayıcı ve sürdürülebilir işlerini kurmak, panik durumlarda duygusal tepkilerimizin kontrolünü ele geçirmek, renksiz dünyayı renklendirmek için insan beynini aktif duruma getirecek yöntemleri daha sık kullanmalıyız. Benim Kişisel Learning Management System dediğim şey işte bu koçluk aktivasyonları ile başlıyor. Kendi hayatınızın sorumluluğunu alarak kendi kendinizin lideri olmak ve dijitalleşen dünyada varolmanızı sağlayacak yöntemleri geliştirmek gerekiyor. İçgüdülerine güvenerek bu krizden faydalanmak ve afet sonrası fırsatları yakalamak için stratejiler geliştirmenin akılcı yollarından biri de koçluk. Çünkü koçluk ile deneyimler yeniden ele alınır, gelecek yeniden pozitif olarak tasarlanır, öz farkındalığa zaman ve alan ayrılır, pozitif bilişsel aktiviteler gerçekleştirilir. Bu da beynimizin bir dünya algısı yaratmak için geçmiş deneyimlerden yararlandığı görüşüne bağlı olarak makinaların veriyi analiz etme becerisinden daha büyük olan farklı sonuç çıkarabilme becerisine bizi götürür ki dönüşümün kritik önemi burada yatıyor.

Yeni normalde koçluk yetkinliklerini ve yöntemlerini kucaklayın. Kıtlık zihniyetinin ele geçirdiği krizler esnasında sahip olduğunuz becerileri hatırlayın. Dönüşümsel öğrenmeyi sağlayarak, gidilecek yönün netleşmesini sağlayın.

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2020, 10:18
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER