ÖZGE UYANIK - Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in göreve başladığı Haziran 2023’ten bu yana eğitim alanında yaşanan tablo da bu durumu güçlendirdi. Bu süreçte okullarda 46 şiddet vakası yaşandı, 37 kişi hayatını kaybetti. Aynı dönemde iş cinayetlerinde 220 çocuk yaşamını yitirdi. Çocuklar bir yandan okulda şiddetle karşı karşıya kalırken, diğer yandan çalışma hayatında ölüm riskiyle baş başa. Bu yaşananlar çocukların hem eğitimden kopmasına hem de güvencesiz koşullara itilmesine neden oldu. Bir yanda okulda şiddet, diğer yanda atölyede, inşaatta, işyerinde ölüm riski… Çocuklar 23 Nisan’a, bayramın neşesinden uzak, şiddetin ve çalışmanın gölgesinde girdi.

271575

13 yılda 836 çocuk çalışırken öldü

Türkiye’de çocuk işçiliği derinleşiyor. 15-17 yaş grubundaki her dört çocuktan biri çalışırken, son 13 yılda en az 836 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamasının çocuk emeğini yaygınlaştırdığı ve meşrulaştırdığı yönündeki değerlendirmeler, sahadaki verilerle de destekleniyor. 2024 yılı itibarıyla 15-17 yaş arası her dört çocuktan birinin (yüzde 24,9) işgücüne katıldığı belirtilirken, son 13 yılda en az 836 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Çocukların çalıştıkları işletmelerde denetim eksikliği dikkat çekerken, iş sağlığı ve güvenliği açısından ciddi riskler var. İSİG Meclisi’nin Nisan ayında açıkladığı verilere göre yalnızca bir ay içinde 5 çocuk çalışırken hayatını kaybetti.

Uzun çalışma saatleri

Haftanın 4 günü işyerinde bulunan öğrenciler, zaman zaman yasal sınırların üzerinde çalıştırıldı. Eğitim ile meslek edinme arasında kurulması gereken denge ise çoğu durumda ağır çalışma koşullarının gölgesinde kaldı. Mevzuata göre çocuklara sigorta yapılması ve asgari ücretin belirli bir oranında ödeme yapılması gerekirken, bazı iş yerlerinde bu kurallara uyulmadı. “Usta-çırak” anlayışıyla çocuk emeği karşılıksız ya da düşük ücretle değerlendirildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ülkede yaklaşık 21,3 milyon çocuk bulunurken, çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında kaldı. Bu da yaklaşık 7,8 milyon çocuğun yoksulluk kıskacında olduğunu ortaya koydu.

TÜİK’in son yayımladığı “istatistiklerle çocuk” raporunda çocuk işçiliğine ilişkin bazı veriler paylaşılmadı. 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılımına dair detaylı tabloların yayımlanmaması, verilerin kapsamının daraltıldığı tartışmalarını beraberinde getirdi.Eğitimden kopuş da dikkat çeken bir diğer başlık oldu. 2024’te ortaokuldan mezun olan 266 bin öğrenci liselere kayıt yaptırmadı. Lise çağındaki her 5 çocuktan biri eğitimini tamamlayamadı.

23 Nisan haftası 3 çocuk çalışırken öldü

En ağır sonucu ise iş cinayetleri. İSİG Meclisi verilerine göre 2025 yılında en az 94 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın kutlandığı bu hafta, Malatya’da 17 yaşındaki meslek lisesi öğrencisi Engin Tuncay, staj yaptığı inşaatta 25 metreden düşerek yaşamını yitirdi. Diyarbakır’da ise 13 yaşındaki Serkan Yıldırım ile 14 yaşındaki Kasım Yıldırım, okul temizliğinde çalıştıkları sırada yıldırım düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

Hamdi Çalık2

MEB açıkladı! !Bursluluk sınavı giriş belgeleri erişime açıldı
MEB açıkladı! !Bursluluk sınavı giriş belgeleri erişime açıldı
İçeriği Görüntüle

Yoksul çocuklar MESEM’e yönlendiriliyor

Eğitim Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Hamdi Çalık, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamasına ilişkin değerlendirmesinde, sistemin çocukları eğitimden kopardığını ve ucuz iş gücüne dönüştürdüğünü vurguladı.

“Bu bir meslek eğitimi değildir. Mesleki Eğitim Merkezleri adı altında aslında çocuk emeği sömürüsü yapılmaktadır. Esasında “çocuk işçiliği” kavramını kullanmak da çok doğru değil. Çünkü literatürde çocuk işçiliği diye bir şey yoktur; bu, çocuk emeğinin eğitim adı altında sömürülmesidir.

Ne yazık ki bu uygulama lise düzeyinden başlayarak son dönemde ortaokullara kadar indirilmeye çalışılıyor. Bakanın kendi ifadeleri de bu yönde; sistemin ortaokullara doğru genişletilmesi hedefleniyor. Mesleki eğitim elbette olabilir, buna karşı değiliz. Ancak mesleki eğitim, devletin gözetiminde, okul ortamında gerçekleşir. Eğitim dediğimiz şey okulda olur; pedagojik formasyona sahip öğretmenlerin denetiminde yürütülür.

Oysa MESEM kapsamında çocukların hangi koşullarda ve hangi sürelerde çalışacağı tamamen işverenin insafına bırakılmış durumda. “Gittiği yerin koşullarına uyar” deniliyor. Halbuki eğitim kurumlarında böyle bir anlayış kabul edilemez. Çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimi işverenin insafına bırakılamaz. Eğitim ortamları, çocuğun gelişimini iş yerinin koşullarına terk edemez.

Dolayısıyla ortada olan şey açıkça çocuk emeği sömürüsüdür. Peki hangi çocuklar? Yoksul, dezavantajlı ailelerin çocukları. Yani sistemin dışında bırakılmış, en alt gelir grubunda yer alan ve en zor koşullarda yaşam mücadelesi veren ailelerin çocukları. MESEM’e yönlendirilen çocuklar da bu kesimden geliyor. Eğer bu gerçekten mesleki eğitim olsaydı, üst ve orta gelir grubundaki ailelerin çocukları da bu programlara yönelirdi. Ancak bugün gördüğümüz tablo, yoksul çocukların ucuz iş gücü haline getirilmesi ve devletin buna aracılık ettiği bir düzen.

Bu çocukların adeta gözden çıkarıldığı bir durumla karşı karşıyayız. Öte yandan okul saldırılarının gündemde olduğu bir dönemde, dikkatlerin bu alana yoğunlaşmasıyla birlikte çocukların yaşadığı bu sorunların geri plana itildiği görülüyor. Hatta 23 Nisan’ın da bu süreçte gündemden düşürülmeye çalışıldığı izlenimi oluşuyor.

Oysa normal şartlarda bile bu çocukların 23 Nisan’ı bir bayram olarak yaşama şansı yok. Çünkü onlar atölyelerde, üretim alanlarında çalışmak zorunda kalıyor. Çoğu zaman hafta sonları dahi işverenin insafına bırakılmış bir düzen içinde bulunuyorlar. Bu nedenle, okul saldırılarının gündemde olmadığı dönemlerde bile 23 Nisan bu çocuklar için gerçek bir anlam taşımıyordu. Elbette okullarda artan şiddet çok önemli bir sorun. Ancak çocukların haklarının konuşulduğu, hatırlandığı bir günü geri plana itmek bu sorunu çözmez. Aksine, bu durumun 23 Nisan kutlamalarının sönükleştirilmesi ve sınırlandırılması için bir gerekçe haline getirildiği yönünde kaygılar var.”

Muhabir: ÖZGE UYANIK