“Sana ne hayatım? Sen artık İl Çevre Müdürü değilsin ki?”
Bu diyalog gerçektir ve eşimle benim aramda yaklaşık 10 yıl önce geçen bir diyalogtur! Ben 10 yıl İzmir’de İl Çevre Md.lüğü yaptıktan sonra, ayrılıp üniversitede öğretim üyesi olarak görev yaptığım dönemde bir akşamüstü evimize dönerken, Güzelyalı sahilinde birden panik halde ağzımdan bu sözler dökülmüştü. Çünkü İl Md.lüğü yaptığım dönemde hava kirliliğinin hissedildiği dönemlerde üzerimde o kadar yoğun bir baskı hisseder ve daha ne yapılabilir diye düşünürdük ki, Valilerimiz ve ekip arkadaşlarımızla birlikte; o yüzden anda birden hava kirliliği sorumluluğunu tekrar üzerimde hissetmiştim.
Yine hava kirliliğine dair bir başka anekdot da, dönemin Valisi Sn. Kemal Nehrozoğlu ile aramızda geçen şu diyalogdur; Telefonum çaldı. Valilik Özel Kalem arıyor. Saat 19.00 civarı. Ben bir yakınımın başında Dokuz Eylül Üniversite Hastanesindeyim! Telefonda Özel kalemin numarasını görünce yüreğim hop etti, hemen anladım çünkü; hava kirli, Vali bey çevreye inanılmaz duyarlı! Eyvah dedim bana havayı soracak! Gerçekten Sn.Vali telefonu açar açmaz bana, “Kızım nedir bu havanın hali?” dedi.
Ben, "Efendim meteorolojik koşullar, inversiyon oluştu yine, rüzgar hızı düşük" gibi bir şeyler söylemeye çalıştıysam da Vali bey bana, “Ne yaparsan yap, bu meseleyi çöz! Kömür satan veya kirlilik yaratan her kimse ensesinde sizin soluğunuzu hissedecek! Bunu hissettireceksiniz. 24 saat Çevre Denetim ekibi kurduk. Bu ekipler gece gündüz denetim yapacak ve denetim raporlarını her gün bana sunacaksınız, yarın derhal ilgilileri topla, acil önlem toplantısı yapalım" dedi ve kapattı!
Gerçekten ertesi gün Büyükşehir Belediyesi, İl Sağlık Md.lüğü, Kömürcüler Odası ve diğer tüm ilgililerle hemen acil önlem toplantısı yaptık Vali Beyin başkanlığında ve bir dizi acil önlem paketi alındı. Kömür yakma saatlerinden tutun da tek çift plaka uygulaması, kömür satış yerlerinin ve depolarının denetimine, ceza uygulamalarına kadar! Basın toplantısı yapıldı, halka basın bültenleri ile duyuruldu!
Dün eve dönerken yine hava çok kirli olunca bu anektodlar aklıma geldi. Gerçekten o dönemde basında özellikle kış döneminde inanılmaz hava kirliliği ile ilgili haberler çıkardı! Gün geçmezdi bana hava kirliliğini sormayan bir basın mensubu olmasın! Yerel basında sür manşet yapılırdı “Yine Zehir Soluyoruz!”diye! Ben üzüntümden kahrolur, hemen Büyükşehir Bel. Çevre Daire Bşk. Yıldız hanımı arar, “Kaç apartman, kaç kömür deposu denetimi yaptınız? İstasyon ölçüm sonuçlarınız nedir? Vali bey istiyor, derhal bana bildirin, denetimleri arttırın” derdim. Yani Belediye, Çevre ve Sağlık Md.lüğü ile Valilik ve Basın arasında o dönemde inanılmaz bir koordinasyon, gerekiyorsa ivedi önlem paketi oluşturma ve kamuoyunu sürekli bilgilendirme vardı! O dönemde STK'lar, odalar da daha etkindi. İnanın biz bazen ekip arkadaşlarımla telefonlara veya şikayetlere cevap vermekten başka iş yapamaz hale gelirdik! Şimdi acaba ben mi duymuyorum, bilmiyorum diyeceğim ama ne basında manşetler, ne de STK veya odalardan, “Nefes Alamıyoruz”, ”Zehir Soluyoruz!” diye bir yakarış görmüyorum, duymuyorum.
Geçen hafta da hava kirliliği hakkında yazdığım için bu hafta yazmak istemiyordum aslında ama gerçekten dün evimin içinde bile kömür kokusundan huzursuz bir şekilde uyuyunca ve de Bakanlığın Hava Kalitesi değerlerinin Bayraklı, Şirinyer, Güzelyalı gibi istasyonlarda aşıldığını, hassas seviyelere geldiğini görünce; yetkililere bir hatırlatma yapmak istedim! En azından, “Ey Güzelyalı sakinleri bugün 24 saatlik ortalamada, hava kalitesi sınır değeri olan (Partiküler Maddede!) 90 Mikrogram değeri, 145 Mikrograma çıkmış yani aşılmış ve hassas seviyeye gelmiştir! Hastalar, yaşlılar, bebekler, zorunlu olmadıkça sokağa çıkmasın ya da maskeyle çıksın; Dikkatli Olun!” deseler? Bu kadarını beklemeye hakkımız var sanırım!