Gerçekten inanamıyorum iktidarın bazı söylemlerine. Hani Kemal Sunal, İlyas Salman ve Şener Şen’in oynadığı “Kibar Feyzo” filmi var ya? “Ağam eğlenir benimle” der Kemal Sunal, Şener Şen için. Hatırladınız mı? Tam da böyle işte iktidar partisinin İzmir’e yaklaşımı. Bizi eğlendirmek, güldürmek için ellerinden geleni yapıyorlar da biz “nankörüz” işte, kıymet bilmiyoruz galiba.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan  “İzmir’e suyu ben getirdim” diyor sürekli. Hangi zaman diliminden bahsediyor anlamak mümkün değil ama sanki kendisinden önce İzmirliler mağaralarda yaşayıp, yakaladıkları hayvanları da çiğ çiğ yerlerdi değil mi? Ateşi de AKP kurucularından biri mi buldu acaba?

Bende bir “emanet” var. Bu emanetten bir süre önce bu köşede bahsetmiştim. Hatta Sözcü Gazetesi yazarı değerli Aytunç Erkin, 5 Ekim 2021’de köşesinde bahsetmişti bu emanetten.

Emanet dediğim rahmetli başkan İhsan Alyanak’ın 1977 seçimleri için hazırlattığı bilgilendirme kitapçığı. Daha önce “Tansa” için yararlandığım kitapçığa bu kez “su” için baktım. Öyle ya, AKP 2002’de “iktidar” oldu. Bu kitapçık ise 1977’ye ait.

İhsan başkan, 1973’de Osman Kibar’dan devraldığı İzmir’de, suyla ilgili yaptıklarını, yapacaklarını, engellemeleri anlatmış. 1977 seçimleri sonrasına da hedef koymuş. Kitapçıkta “SU… SU… SU…” diye ayrı bir bölüm var.

Neler demiş Başkan Alyanak?

“1973 seçimlerinden çıktığımızda su konusu İzmir’imizin en başta gelen sorunu idi. Her gün yüzbinlerin girip çıktığı, yüzbinlerin yaşadığı İzmir’e günde sadece 53 bin ton su verilebiliyordu. Hemen acil su projesi çalışmalarına giriştik. 8 Ağustos 1974’de çalışmalar bitti. Uygulama safhasına geçtik. 23 Nisan 1975’de 8 ay önce temelini attığım acil su şebekesi tesisini hizmete açtım. Şebekemizle birlikte Yamanlar’da, Kadifekale’de 5 bin, Yıkıkkemer’de 2 bin 500, Bayraklı üstlerinde 5 bin tonluk depolarımızı tamamladık. Halkapınar’daki 13 derin kuyumuza 4 de yenisini ekledik. Emirâlem’de açtığımız 16 kuyunun da devreye girmesiyle İzmir’e verdiğimiz su miktarı günlük 53 bin tondan 187 bin tona çıkmış oldu. Bu arada 10 yeni pompanın montajını tamamladık. Geçen dört yıllık süre içinde 108 bin 500 metre çeşitli çapta boru döşemesi yaptık. Çamlık, Eski İzmir semtlerimiz ilk kez suya dönemimizde kavuştu. Dört yıllık süre içinde 118 bin 679 olan abone sayısı 164 bin 443’e yükseldi.”  

Ama İhsan Alyanak başkan, bu bilgilerin arasında başka bilgiler de veriyor, o dönemde Türkiye sıkıntılarla boğuşmaktadır. Elektrik sıkıntısı suyu da vurmuş. Başkan Alyanak da İzmir’deki su kesintilerinin nedenini Türkiye Elektrik Kurumu’na yüklemiş.

“Bilindiği gibi su şebekesinin çalışması enerji ile yakından ilgili. Depolarımıza suyu pompaj istasyonlarımızdan sevk ediyoruz. Türkiye Elektrik Kurumu’nun uyguladığı elektrik kısıtlaması halkımızı dolayısıyla bizi de güç duruma sokuyor. Kısıtlama nedeniyle pompaj istasyonlarımız çalışamadığından depolarımız boş kalıyor ve su sıkıntısı doğuyor. Yoksa şebekesi olup da su alamayan semtlerimizin olması mümkün değildir.”

Yaşı uygun olanlar o günleri hatırlayacaklardır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta İzmir’de “siyasi şapkasıyla” yaptığı miting konuşmasında “İzmir’e suyu ben getirdim” kelamı bana da bunları yazdırdı. Hatta tüm AKP’li dostlarıma da bir çağrım var, biraz kitap okusunlar. Bulamıyorlarsa bana uğrasınlar hem çay içelim hem de bilgilendireyim naçizane. Onlara öncelikle İlhan Pınar üstadın çevirisiyle, George Weber’in “İzmir’in Su Yolları” kitabını da önerebilirim. Yani İzmir’e suyu kendileri getirmedi, su geleli asırlar oldu asırlar.

Gelelim şu “efsaneleşen” hastane meselesine. Evimin büyük balkonuna her çıkışımda, solumda kalan yamaçlardaki devasa “beton yığınını” görüyorum. Uzun zamandır bir hareket var mı yok mu anlamadığım ama o “beton yığını” “Bayraklı Şehir Hastanesi” inşaatı. Aslında “şehir hastanesi mi” yoksa “hastane şehri mi” anlamak mümkün değil. Bu hastaneyi yapmaya başlayanlar, nasıl bir teknoloji kullanıyorlar bilmem ama kaç yıl geçti ne bitti, ne de bitecek gibi görünüyor. Üstelik bu müteahhit, Halkapınar’da çok acayip bir inşaat daha yapıyor, yapmaya çalışıyor lakin o da bitmiyor. Hastanenin yakınındaki deprem rezerv konutları bitti bitecek, hastane bitemedi gitti. Var bir “numara” gel de anla…

Reis-i Cumhur hazretleri 2022 Haziran ayına attı şimdi açılış tarihini. Ama bunca yıl neden tamamlanmadı, ne oldu da bitmedi onu bilmiyoruz. Velhasıl ister “suya” bakın ister “şehir hastanesi efsanesine” çıkıp Konak meydanına haykırasım geliyor içimden. “Teslim töreni” inşaatları hala bitmedi, su İzmir’e geleli çok oldu, şehir hastanesi “efsaneye” döndü.

Galiba ciddi ciddi “ağam bizimle eğleniyor”!

*****

FOLKART’TAN  'İZMİR’E' 100. YIL HAMLESİ GALİBA!

Sermaye ve iş dünyasıyla, özellikle de İzmir’in “patronlarıyla” aram çok iyi olmadı. Hele de son yıllarda iyice gerildi iletişimim. Çünkü hep İzmir yaşamı ile sermaye ilişkilerini sorguladım. İzmir iş dünyasının gizemlerle dolu olduğuna inanırım.

1922 öncesi Levanten âlemi ile ilgili de, çoğu insandan farklı konuşurum, düşünürüm. Esasen 1922 sonrası İzmir iş dünyasının gerçekten “İzmir aidiyeti” duyduğundan ciddi kuşku duyuyorum.

Geçmişten günümüze İzmir’de doğup, İzmir’de zenginliğine zenginlik katmış iş dünyası mensuplarının, İzmir’e sosyal ve kültürel katkılarını araştırdığımda ise gerçekten hem öfkem artıyor hem de hayal kırıklığı yaşıyorum. Kenti sürekli konuşan, çekiştiren ama bu on bin yıllık kent için taşın altına elini ya hiç koymayan ya da koymuş gibi yapan görünümünde benim için İzmir İş dünyası… Ama öte yandan hepi topu 2004’de İzmir’e gelmiş bir işadamı da var bu kentte. Mesut Sancak Siirt kökenli bir yurttaş. 2004’de İzmir’e gelmiş ama bir “İzmirli” işadamından daha fazla Fuar’a sahip çıkmış. Enternasyonal Fuar’ın kaç yıllık ana sponsoru. Hatırlıyorum ilk sponsor olduğunda bazıları çıkıp “neden kabul ediyorsunuz” diye demeçler verince, ben de yayında “e siz neden sponsor olmuyorsunuz” demiştim. Ama yalan yok, o Bayraklı’daki dev binalara “kazuletler” dediğimi de inkâr etmem. Folkart’ın yaptığı konutlarda ben dâhil çoğumuz oturamaz ama oturanlar da çoğalıyor vallahi. Bir bilgi daha vereyim, hani size hep Kadifekale’den Basmane’ye inen “esrarengiz yokuş”u anlatıyorum ya? İşte orayı ilk merak edip, “beraber inelim, merak ettim” diye haber yollayan tek işadamı. Siz olsanız şaşırmaz mısınız? Yakında aslında onunla gerçek bir “İzmir” söyleşisi yapma niyetim var. Öyle inşaat, demir, çimento değil ama… İçinde kale de olacak Kemeraltı da, Kordon da, Bornova çarşı da… 

Bir süre önce Folkart’tan ağır bir paket geldi. Baktım ki “NUTUK”.  Cumhuriyetimiz 100. Yaşına doğru ilerlerken ilk hediye Folkart’tan çıktı Cumhuriyetin kurucusunun şanına. Ebedi şefim Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) Genel Başkanı olarak, ikinci büyük kongrede, 15-20 Ekim 1927’de tam 36 saat 31 dakika boyunca okuduğu NUTUK. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkıp memleketin “vaziyet-i umumiyesine” baktığı sonunda da Cumhuriyeti Türk gençliğine emanet ettiğini tarihe geçirdiği NUTUK.

Orijinal Osmanlı harfleriyle baskısı, günümüz baskısı ve Zafer Toprak’ın “Egemenliğe Giden Yol: Nutuk 1927” değerlendirme kitabının olduğu bir set. Nutuk bildiğim eser, ben bugünlerde Zafer hocanın kitabına yoğunlaştım. Size de yine Zafer Toprak’ın İş Bankası yayınlarından yayımlanan “Atatürk, Kurucu Felsefenin Evrimi” kitabını önerebilirim.

Folkart ve NUTUK… Folkart ve İzmir… Folkart ve Kültür… Folkart ve Fuar…

Pek çok “patron” kültüre burun kıvırırken, İzmir’e dair kehanetler kışın Alsancak’tan, yazın Çeşme’den savrulurken, Folkart İzmir’de “100. Yıl coşkusunu” yaşatmaya başlamış. Bir yandan NUTUK diğer yandan da Galerisinde, 17 Nisan’a kadar gezilebilecek “Türk Resminin Bohem ve Asi Fırçası: İbrahim Çallı' sergisi”. İbrahim Çallı ve Atatürk… Mesut Sancak “İzmirli” olmuş, darısı İzmirli doğup, İzmirli olamayanların başına. Aslında NUTUK farkındalığı yaratan Mesut Bey’e bir önerim olacak ama şimdi yazıp da birilerinin linçine uğramayım.

Kendi adıma teşekkür ediyorum.

*****

KULAĞIMA GELEN ACAYİPLİKLER

Salı günü “Seferad Festivali”ni yazdım ya? İlginç dönüşler oldu. Hepsine de saygılar… Lakin İzmirlilik üzerine ihtiyaçların arttığını da gördüm. Sanırım İzmir’le ilgili bazı “soruları” sorma ve bazı “kapakları da” aralama zamanı. İzmir kimliğini yeniden tartışmaya açmak gerekecek. Gelecek yıl “Kurtuluşun 100. Yılı” ve korkarım bazı “borazanlar” bazı “papağanlarla” buluşmuş. Oysa 100. Yılda neden örtülen, gizlenen, yok sayılan konuları konuşmayalım? Bazılarının uykuları kaçacak ama hiç olmazsa 100. Yılda, bazı “kahramanların” işgal zamanı tokuşturduğu kadehleri de konuşalım, İtalyan ve İngiliz ajanlarıyla çevrilen dolapları da… Hatta 6-9 Eylül 1922’yi ayrı, 9-25 Eylül 1922’yi ayrı araştıralım. Ne demiştik? Gördüğüne aldanma, duyduğuna inanma!