Eskiden siyasilerin gafları (yersiz ve zamansız söylenen sözler) günlerce konuşulur, gazetelere manşet olurdu. Siyasiler sözlerinin ya arkasında durmak zorunda kalırdı ya da özür dilerdi. Şimdi siyasiler için ne yer ne zaman fark ediyor. Bize göre “talihsiz açıklama”, onlara göre politikalarının bir yansıması oluyor.

Misal, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tabipleri hedef alarak, “Giderlerse gitsinler” sözünün ne yeri ne zamanıydı. Çünkü yaklaşık iki yıllık pandemi sürecinde canları pahasına çalışan, izinlerinden ve haklarından feragat ederek, salgınla savaşan hekimler bunu hak etmemişti. Nitekim ezkaza Erdoğan hatasını anladı, özür niteliğinde bir açıklama yaptı. Bu çok alışık olduğumuz bir durum değil, ancak hemen arkasından, Tıp Bayramı için açıklama yapan MHP lideri Bahçeli, hekimler için “Gidişiniz olsun da dönüşünüz olmasın” dedi. Biz bu ikili poltikaya çoktan alıştık. “Bu talihsiz” açıklamaların bir politikanın ürünü olduğunu biliyoruz.

***

Sağlık emekçileri iktidarla uzun süredir ters düşüyor. Bu durum aslında sağlık sisteminde kökten bir değişime neden olan, şehir hastanelerinin gündeme ilk geldiği 2011'den bu yana tırmanarak devam ediyor.

Bunun üzerine bir de pandeminin en başından bu yana başta Türk Tabipleri Birliği (TTB) olmak üzere sağlık emekçilerinin, salgının boyutlarının kamuoyuna duyurulması adına çok önemli bir rol oynaması ve Sağlık Bakanlığı'nın açıkladığı verilerde hatalar olduğunun defalarca gözler önüne serilmesi, tam olarak tuzu biberi oldu diyebiliriz.

***

Öte yandan özellikle hekimlere verilen sözlerin tutulmaması, sağlıkta şiddette karşı net bir çözüm üretilmemesi, çalışma koşullarının iyileştirilmemesi ve insanca yaşamaya yetecek temel bir ücret alamamaları, hekimlerin yurtdışına göçünü ciddi oranda artırdı. Haliyle birçok alanda “ya sev ya terk et” politikası yürüten iktidar, kendisi için sorun teşkil eden hekimleri gözden çıkardı. Bu doğrultuda Erdoğan'ın da Bahçeli'nin de açıklamaları, kendi politikaları çerçevesinde yapılmış açıklamalar. Yani bu açıklamalar sonrasında özür dilemek hiçbir şey ifade etmez. Kaldı ki  Taksim'de hekimlerin Tıp Bayramı için temsili bir çelenk bırakmalarına bile izin vermeyen, belki binlerce insanın hayatını kurtarmış hekimleri zor kullanarak engelleyen iktidarın özründen ne olacak?

***

Sonuç olarak, kamuoyunun sesi olan, olmak zorunda olan kurumlara baskılar devam edecek. Dün barolara, bugün hekimlere denildiği gibi, yarın başka bir meslek örgütüne “Giderseniz gidin” denilecek. Görünen o ki, ne derlerse desinler, kimse hiçbir yere gitmeyecek. Cevap, baroların hürriyet yürüyüşü, sağlık emekçilerinin ise iki günlük grevinde verdikleri gibi olacak.