Yer Ankara’nın göbeği; Ulus Meydanı.

Genç bir kadın muhabirin uzattığı mikrofona haykırıyor adeta: “Parasızlıktan herşey oluyor yani kusura bakma. Herkesin ailesi zengin değil. Herkesin anası babası yok yani. Bir çocuğum var, çocuğuma bakmak zorundayım. İş yok. Napsın? Sürünüyor. Ondan bundan şu kadar alacağım diye. İş yok! İlla böyle çıkalım mı meydana?”

Sonra başını öne eğiyor kadın… Muhabir şaşkın, ne diyeceğini bilemiyor...

***

Sonra bir erkek söz alıyor, sanki dokunsan ağlayacak. Makineli tüfek gibi sıralıyor cümlelerini: “Anladın mı sen o kadının dediğini. Anlamamışın. Kadın ‘en son çareye geldim’ yani ‘en son çareye’ diyor. ‘Bedenim var’ diyor ‘bedenim’. Ayıptır, günahtır. Sen üç tabak yemek yiyorsun, kadın bedenini satmaya uğraşıyor!”

Toplum olarak yaşadığımız işsizliği, yoksulluğu, açlığı… Tokat gibi yüzümüze vuruyor! Başkaları gibi yargılamadan, aşağılamadan, anlayarak o çaresiz kadını!

***

İzlerken boğazım düğümleniyor, içim acıyor. Göz pınarlarım yaşlanıyor, zor tutuyorum kendimi. İnsanımız, bu kadın, bu hale gelmeyi hak ediyor mu?

“Adaletin bu mu dünya?” diye soruyorum. Her güne, “ekonomik nedenlerle intihar etti” haberleriyle başlıyoruz. Usuma geliyor Adana’daki çocukları üşümesin diye saç kurutma makinesi çalıştıran sonra da yan odada kendini asan anne. Kocaeli’nde oğluna okul için pantolon alamadığı için canına kıyan baba. Yine Samsun’da bir eline “aş” diğer eline “aş” yazarak hayatına son veren vatandaş. Bir lira ucuz olsun diye Halk Ekmek kuyruğunda iki saattir bekleyen... “65 yaşındayım, eşim hasta’’ diyen abla!

Borçlarından ötürü elektriği kesilen 3 milyon hane! “Cebimde ay sonuna kadar 5 lira 25 kuruşum kaldı” diyen emekli abi! Kod-29’dan çıkarılan binlerce işçi. “Babam telefonunu sattı, tablette vermediler, canlı derse giremedim ama matematiği çok seviyordum” sözleriyle Adanalı kız öğrenci.

İcra dairelerindeki 23 milyon dosya. Mutfaktaki yangın, yüzde 30’lar oranındaki işsizlik.

5 milyonu aşan toplam koronavirüs vakası. Ağaçları, dereleri yaban hayatını katlederek bu dünyayı cehenneme çevirenler! Aydın-Sultanhisar’da AKP ilçe yöneticisinin Tarım Bakanı’na, “meyve ve sebze üreten çiftçiyi bitirdiniz” sözüyle istifaya çağırması.

Ve “128 milyar dolar nerede?” sorusu!

***

Sonra “Türkiye’de yoksulluk özellikle aşırı yoksulluk sorun olmaktan kalktı” diyen refahı paylaşma aşamasına geçtiklerini savunan “sabık” Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı’nı düşündüm. Hani görevden alındıktan sonra KARDEMİR Yönetim Kurulu’na atanan ve aylık net 39 bin 42 lira huzur hakkı alacağı iddia edilen bakanı…

Vatandaş ekonomik kriz altında ezilirken… Bir yanda da suç örgütü liderlerinin uyuşturucudan, cinayetlerden, operasyonlardan, karakolda adam dövdürmelerden, derin devletten söz etmesini de! Acı acı gülümsedim acı acı…

***

Yine aklıma Ulus’taki kadın, “adam gibi adam” değil, “adam” geliyor. Kadının feryadı ve o “adam”ın “en son çare” sözü saplanıyor beynime ok sanki!

İşte Ulus’un hali! Ülkem, yalan talan sefalet kıskacında çırpınıyor! Şair-yazar Nihat Behram’ın sözleriyle bitirelim:

“İnsan gerek kendi, gerek yakınları gerekse yurdunun/ insanlığın yaşadığı acılar/ felâketler karşısında yaralı/ mutsuz olabilir, fakat bu yaralarını sarma umudunu yitirdiği anlamına gelmez! Umut, mutsuzluğu yenmenin en güçlü silahıdır!”