Sinemanın, edebiyatın usta yazarlarından, ilkeli bir entelektüel, şair ve çevirmen Onat Kutlar, Cumhuriyet gazetesindeki son yazısında "Gökyüzü de, Haliç de, kent de daha kirli; 1995 bir bahar aydınlığı ile başlamıyor" diye yazmıştı.
Yazarı olduğu Cumhuriyet de bu satırlarla andı Onat Kutlar''ı;
"Arkeolog Yasemin Cebenoyan 37’nci yaşına basmış, bir arkadaşının hediyesini almak için; gazetemizin yazarı, Türk Sinematek Derneği’nin kurucusu, öykücü, şair, denemeci ve senarist Onat Kutlar da eşi Filiz Kutlar ile evlilik yıldönümlerini kutlamak için Taksim’deki The Marmara Oteli’nin girişindeki Opera Pastanesi’nde bulunuyordu.
30 Aralık 1994 Cuma akşamı saat 18.45’te, önce Taksim’i sonra tüm Türkiye’yi sarsan bir patlama oldu. Pastanenin boş bir masasına bırakılan el yapımı patlayıcı, Opera Pastanesi’nin cam ve mermer cephelerini tamamen yıktı, yandaki otel lobisinin vitrinlerini de kırdı, daha acısı kırdı. Cebenoyan olay yerinde yaşamını yitirdi. Kutlar ise ağır iç kanama nedeniyle kaldırıldığı hastanede 11 Ocak 1995’te yaşamını yitirdi.
Sinema bir şenlikti Kutlar için. 1965’te Türk Sinematek Derneği’ni ve Yeni Sinema dergisini kurarak Türk sinemasında yeni bir sayfa açtı Kutlar. Yurtiçi ve yurtdışından birçok ödülle dönen 'Yusuf ile Kenan', 'Hazal' ve 'Hakkâri’de Bir Mevsim' adlı filmlerin senaryolarını yazdı. 1985’te Berlin Film Festivali’nde jüri üyeliği yaptı. İstanbul Film Festivali’nin kurucuları arasında yer aldı. Kutlar, Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü kazanan “İshak” adlı kitabıyla Türk öyküsünde de farklı bir pencere açtı.
O, kültür sanat dünyamızın kutupyıldızlarından biriydi.
Baharın isyanını haykırırdı Kutlar, barışın ve kardeşliğin türküsünü söylerdi yüksek sesle, aşkın ve kavganın birleştiği noktadan bakardı yaşama. Gazetemizdeki köşesi 'Gündemdeki Konu'nun 28 Ağustos’taki yazısında konu, terördü. “
Asaf Güven Aksel de bir yazısında Kutlar'dan şöyle söz etmişti;
"Sinemanın, en çok sinemanın, ama öykünün, denemenin, şiirin kavşağında dururdu, kendine esen rüzgârla derinleşen yüzüyle bir adam..."
****
“Hayatın hiç belli olmadığını, her an her şeyin olabileceğini hepimiz biliriz, zaman zaman aklımızdan geçer böyle şeyler.
30 Aralık öyle bir gündü ki bir filmde böyle bir şey izlesem çok şeyi üst üste koymuşlar, bu kadarı da fazla olmuş diyebilirdim”.
Bu sözler de Onat Kutlar’ın eşi Filiz Kutlar’a ait.
Bakın nasıl anlatıyor Filiz Kutlar bize o günü: “Kahve eşliğinde güzel, neşeli bir sabah sohbeti, beşinci evlenme yıldönümümüz bugün, su gibi geçen güzel beş yıl. Akşam için sevdiğiniz bir lokantada yemek programı yapıyorsunuz, ertesi gün yılbaşı... İşte böyle bir günün akşamında hayatının kâbusunu yaşıyorsun. 11 Ocak’a kadar umut, acı, bekleyiş içinde geçiyor günler, inanmak istemediğin an geliyor. İçimde her anını hâlâ o günkü gibi hissettiğim o korkunç son, büyük bir acı. Aklımdan hiç çıkmıyor ama 30 Aralık’ta bütün bunlar film şeridi gibi gözümün önüne geliyor. 30 yıl geçmiş, başkalarının sandığı gibi acı geçmiyor, alışılmıyor ama o acıyla yaşamayı öğreniyorsun” diyor.
Gelecek planlarını sizinle paylaşır mıydı sorusuna şöyle cevap veriyor Filiz Kutlar, “Yazılarını okumaya doyamadığımız o muhteşem insan 30 yılda kim bilir daha neler yazacaktı. Korfu adasında geçen bir roman yazmayı düşünüyordu, gelecek yaz adaya gitme planları yapmaya başlamıştık. Yeni yılda Cumhuriyet gazetesinde her gün yazacaktı, yazıya daha çok ağırlık vermek istiyordu. Ben oynamayı düşündüğüm oyunlardan, çekmek istediğim fotoğraflardan söz ettim. Sabah bunları konuştuk.
Eski yıllarda yapıldığı gibi uzun yolculuklar yapmanın hayalini kurardık. Gittiğimiz yerle ilgili Onat kim bilir nasıl güzel bir yazı yazardı, ben de fotoğraflar çekerdim. Güzel hayallerimiz vardı."
"Yokluğunun 30. yılında, neler hissediyorsunuz, neler geçiyor aklınızdan diyorum. Şöyle cevaplıyor Filiz Kutlar: “Gözümün önünden neler neler geçiyor. Bazı günler pencereden onun gidişini izlerdim, el sallardım. Köşeye varınca o da döner bana şevkle el sallardı. O gün de arkasından baktım, dönüp her zamanki gibi gülerek el salladı. İki gün önce ona el sallarken içimden ‘Allah’ım onun gidişini seyretmek ne mutluluk, inşallah uzun yıllar gidişini seyredebilirim, başka bir şey istemiyorum’ dedim. Hep bir şeylerin elimizden alınacağını sanki hissediyordum.
Onat’la ilgili güzel anılarımızı yazmak isterdim ama bu günlerde gözümün önünden bunlar geçiyor. Calderon De La Barca’nın ‘Hayat Bir Rüyadır’ kitabı daha farklı bir şeyi anlatır ama gerçekten de yaşam bir rüyadır. Güzel bir rüya görmüştüm, kısa bir rüya... Ama bu güzelliği, böyle bir aşkı yaşayamayan öyle çok insan var ki. Üzüntüm o muhteşem yazarın, muhteşem insanın erken gidişi. Bu şekilde daha ne değerlerimiz yok edildi. Böyle bir ülkede yaşıyoruz ne yazık ki... 30 yılda ülkemizde neler yaşandı, ne acılar. Kadın katliamları bitmek bilmiyor. Gazeteciler yıllarca içeride tutuldu hâlâ da öyle. Sevgili dostumuz Osman Kavala’nın suçu tespit edilmedi ama içeride.
Onat umutsuzluğu sevmezdi, bazen içimi umutsuzluk sarsa da umudumu kaybetmemeye çalışıyorum” diyor.
(Öznur Uğraş Çolak, Cumhuriyet 10 Ocak 2025)
****
"Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
Unutmamak için, çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz”
Onat Kutlar bu dizeleri kendisi için mi yazmıştı?
İnsan sormadan duramıyor...
****
8 Ocak 1996 Metin Göktepe
11 Ocak 1995 Onat Kutlar
19 Ocak 2007 Hrant Dink
24 Ocak 1993 Uğur Mumcu.
Ocak'ta bizden koparıldılar.
Ocak'ta da ölmek zor.
"Haziran’da Ölmek Zor" olduğu gibi!
Katledilişinin 31. Yılında saygı ile anıyorum.