Kapak fotoğrafını Ara Güler’in çektiği “1991’de ilk baskısı yapılan “Ben Müsteşarken” kitabını “gençlere, sanatçı ve edebiyatçılara ve devlet memurlarına” ithaf etmişti Prof.Dr.Emre Kongar; ”GENÇLERE:
Bizim yaptığımız hataları yinelemesinler diye.
SANATÇI VE EDEBİYATÇILARA:
Kısır bir ortamda, estetik değerlerin kıvılcımını başarıyla sürdürdükleri için.
DEVLET MEMURLARINA:
Tüm olanaksızlıklara karşın, yaşama ve görev yapma mucizesini gösterebildikleri için.
Önsözünde de “eğlenceli olsun diye yazılmış” bir kitaptı
Hoca için.
Dört yıl boyunca Ankara’da bürokrasi ve politika çevrelerinde başından geçen ilginç olayları anlatıyordu.
-MÜLKİYELİLİKLE ÖVÜNÜR-
Toplumbilim profesörüdür Emre Kongar. Sosyolog yani. Mülkiyelidir...
1959-1963, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi yıllarını kapsar. Hocaları arasında “dönemin ve bugünün de değerli” akademisyenleri Sadun Aren, Besim Üstünel, Aydın Yalçın, Cahit Talas ve Nejat Bengül vardır.
Birleşmiş Milletler bursu ile Michigan Üniversitesi’nde master yapmıştır. 1968’de Hacettepe’de Sosyal Çalışma Yüksek Okulu’nun kurucu müdürüdür.
O günlerde araştırmacı dostu Mete Tunçay’ın uyarısını şöyle paylaşır.
Kendi ağzından; ”Tunçay
‘Daha çok gençsin, bu yaşta idareciliğe başlıyorsun.
Bilimsel çalışman geride kalabilir’ demişti.
Uyarısını hiç aklımdan çıkarmadım ve ne iş yaparsam yapayım(müsteşarlık dönemim hariç) mutlaka ‘bilimsel üretime’ ilişkin çalışmalarımı her gün sürdürdüm.
Üniversitedeki yöneticiliğim beni, bilimsel çalışmalarla birlikte, insan ilişkilerinde ve idarecilikte de olgunlaştırdı diyebilirim.”
- SAKALLARININ ÖYKÜSÜ-
12 Eylül darbesinin “has” ürünüdür YÖK_-Yüksek Öğretim Kurulu, 6 Kasım 1981’de kuruldu.
Önce YÖK 70 akademisyeni aldı görevden.
Ardından 1983 yılında Sıkıyönetim Komutanlığı’nın “1402 operasyonu” ile 150’den fazla profesör, doçent, asistan atıldı üniversitelerden.
Sarı zarfa koyulmuş tek satırlık yazıyla:
“1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu gereğince görevinize son verilmiştir.”
Yüzlerce akademisyen istifaya zorlandı, yıllar boyu kadro alamadı.
Müthiş bir baskı vardı üniversitelerde o dönem...
Baskılara tüy diken de sakal yasağıydı.
YÖK “Tüm akademisyenlerin sakalı kesile” buyruğunu vermişti; top sakal, çene sakal, kaba sakal, kirli sakal filan fark etmez. Yasaktı işte.
Akademisyen Yaşar Sökmensüer’de söz;
“Beytepe Kampüsü’nde asistandım o yıllarda, doktora derslerimi tamamlıyordum. Yasağın bizim bölümü yakından ilgilendiren kısmı, bölüm başkanımız, tez danışmanım Emre Kongar’ın sakalıydı tabi. Evinde toplandık...
Hocamız sakalını kesmeyeceğini, istifa edeceğini söyledi.
Biz bıyıklarımızı kestik permatikle.
Gülüyorduk kendi hâlimize.
Onca yıl sonra bıyıkların kesilmesi, uzuv eksikliği gibi gelmişti bünyemize...
Kalktık, yeniden hocanın evine gittik.
‘Sakal önemli değil, bırakmayın üniversiteyi’ mesajı verdik, cümbür cemaat ve cascavlak.
Ancak o da haklı gerekçelerle direndi kararında.
Şubat 1983’de de, ‘Sakalım devletin değil, karımın egemenlik alanıdır’ diyerek ayrıldı üniversiteden.
Ve o süreçte Türkiye’de sadece bizim bölümümüz külliyen kapatıldı.”
-GEREKÇESİ NEYDİ-
Prof. Dr. Emre Kongar, yıllar sonra sakalını kesmeme gerekçesini şöyle anlattı: “Öğretim üyeliğini o denli seviyorum ki hocalığa devam etmek için kolumu bile kesebilirim, diyordum.
Sakalımı kesecektim, gittim aynanın karşısına...
Kesemedim.
Çünkü ben üniversitede ‘Sosyolojiye Giriş’ dersi okutuyordum.
Fizik hocası olsaydım belki keserdim.
Demokrasiyi anlatırken,
‘Efendi sizsiniz, devlet, sizi yönetenler, sizden oy isteyenler sizin hizmetkârınızdır’ diyordum. Sakalımı kesseydim...Herhangi bir öğrencim, ‘Hocam, sakal, sakal...’ diyecekti.
Bu durumda söyleyecek bir şey bulamazdım.
Toplumbilim hocası olarak bu eylemimin hesabını öğrencilerime veremeyeceğimi anladım ve sakalımı kesemedim Dolayısıyla '15 Şubat 1983'
benim için kara gündür...”
-SİYASET DE YAPTI-
Emre Hoca üniversiteden ayrıldıktan sonra o günlerin medyada “Amiral Gemisi” olarak anılan Hürriyet Gazetesi’nde “Danışmanlık” yapar.
1987-91’de de bir kamuoyu araştırma şirketinin başındadır. Ama hiç mutlu değildir.
1991’de politikaya bulaşır, SHP’ye girer.
İstanbul’da Kontenjan adayıdır, kazanamaz.
Sonradan DYP-SHP ortak hükümeti kurulur, Emre Hoca’ya da Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı önerilir.
Görevi, SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’nün ‘’beklentilerini boşa çıkarmamak ve güvenilirliğini yitirmemek” için kabul eder.
-“BEN MÜSTEŞARKEN”-
Emre Hoca, müsteşarlığı şimdiye dek yaptığı bütün işler gibi çok ciddiye alır.
50 yaşındadır.
İfadesiyle, “ömrünün üçte birini, kendi yaşamını erteleme pahasına, Müsteşarlıkta geçirir.”
Daha göreve gelir gelmez kitap yazmaya kararlıdır.
O kitap da “Ben Müsteşarken”dir. Yaşadığı trajikomik olaylar, eğlenceli olaylar ağırlıklı “anı” kitabıdır.
Yaşadıklarının bir bölümünü tüm açıklığıyla yazmıştır.
Kendini övmek/savunmak gibi bir amacı yoktur.
Tam tersine amaç; kendisi de dahil “eleştiri”dir!
Sunuşundandır şu ifadeler: “Aslında, Türkiye’de ünlü bürokrat yazarlar ya da yazar bürokratlar var. Hem de hepsi benden çok değerli.
Hemen aklıma gelenler arasında yıllarca İETT’de çalışan Orhan Hançerlioğlu, Darphane Müdürlüğü yapmış Cemal Süreya, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü yapmış Erhan Bener var.
Kitabım, sanıyorum benim dört yılımın tek egoistliği.
Yazmayı sevmemin ana nedeni, ‘paylaşmak’ arzusu ve duygusu galiba.
Bilim adamı olma çabamın ardında da aynı dürtünün olduğunu zannediyorum.
‘Gerçeği aramak, bulmak ve paylaşmak ve tartışmak’...
-“KIZLARIMA MEKTUPLAR”-
Türkiye’nin en tanınmış sosyologlarından biridir Emre Kongar.
Hiç kuşkusuz "en popüleri" de diyebiliriz.
Bilimsel kitaplarının, yazılarının yanısıra geniş bir kültür alanını kapsayan kitapları da vardır.
Sosyolojinin uzantısını, değişik türlere yansıtır, bilimin izdüşümü edebiyatla birlikte kendini gösterir.
Örneğin;
“Kızlarıma Mektuplar'’ı;
Elif ve Ebru adındaki ikiz kızlarına nasihat tonu taşımayan ama bir babanın düşüncelerini, duyarlığını yansıtan, içten karalamalarıdır. Alt başlığı ‘’Yaşamdan Satırbaşları’’dır...
Doğan Hızlan’ın 10 Şubat 2001’de Hürriyet Gazetesi’ndeki yazısından alıntılayalım;
“Bu adı kızları koymuş, babalarının kitap başlığına bir yorum getirmişler.
Bir babanın çocuklarıyla konuşması, onları eğitmesi zordur.
Çünkü hem kişilikli, kendi başına düşünebilen bir çocuk yetiştireceksiniz, hem de kendi bildiklerinizi, deneyimlerinizi onlara aktaracaksınız.
Baba sevinçle hüznü bir arada yaşayan insandır:
‘‘Cici kızlarım,
Yaşam ne garip.
Bir baba için, en büyük mutluluk kaynağı, aynı zamanda çok büyük bir hüzün nedeni de olabiliyor: Her ikiniz de başarılı birer üniversite eğitimi yaptınız.
Ebru Amerika'dan, Elif de buradan birer doktora bursu kazandı.
Her ikiniz de yurt dışına gittiniz. Ben bir yandan bu başarılarınızla övünüyorum, bir yandan da parmak kadar iki kız çocuğumun evden uçup gitmelerinin hem hüznünü hem de korkusunu yaşıyorum.’
Aile dostum Emre Kongar'ın kitaptaki en etkileyici, beni hüzünlendiren satırları, ağabeyi Engin Kongar'ın bir dağa tırmanışı sırasındaki ölümünü anlatışıdır. Emre Kongar'ın babası İhsan Kongar, benim felsefe hocamdı.
Saydığım, sevdiğim, şiiri bilen, Yahya Kemal'in dostluğunu kazanmış bir aydın.
Amcası, ses sanatçısı Ekrem Kongar da babamın can dostuydu. Tanıdığınız ailedeki hüzün size çoğalarak gelir.
Onun dediği gibi, ağabeyi idolüydü.
Onun ölümünden sonra, babası İhsan Kongar, annesi Mesude Kongar evlát acısına dayanamadılar.
Kızlarına onu anlatırken, kızlar evlát acısının ne demek olduğunu bu acı anıdan öğrenmişlerdir. Kızlarıma Mektuplar'da bir babanın bilimsel tavrını yumuşatan, renklendiren, onun sanata çağrısıdır.
Kızlarına; onu yapın, bunu yapmayın diye bir reçete sunmuyor.
Onların bir dünya görüşü oluşturmasında yardımcı oluyor.
Kongar'ın aşk ve güzellik konusundaki düşünceleri, bize kesin bir ölçütler toplamı yerine tartışma odakları sunuyor.
Ve kitap şöyle bitiyor:
‘‘Sizlerle konuşmaya, tartışmaya, dertleşmeye doyamayan, duygularını ve düşüncelerini aktarmaktaki yeteneksizliğine, sözcüklerin yetersizliğine isyan eden babanız.’’
Anneler, babalar, öğretmenler, öğrenciler. Kızlarıma Mektuplar'ı okursanız, kendi yerinizi, aile içindeki durumunuzu, çocuklarınızla ilişkilerinizi yeniden gözden geçirebilirsiniz.
Size bu olanağı sağlıyor Emre Kongar. “
-ÇOK SEVİLEN VE SAYILANDIR-
Benim de tanımaktan büyük onur duyduğum Emre Kongar Hoca, Türkiye gibi” dinamikleri değişken bir toplumda en güncel gelişmeyi bile bilimin büyüteci altına koyan” bir akademisyen ve de her zaman objektif olmayı başarabilmiş bir yazardır.
Bilimi, süreçte, hep canlı ve diri tutabilmiştir.
Bu yüzden de çok sevilir, sayılır.
İyi ki varsınız Hocam, iyi ki...