Türkiye’nin tarımsal üretim üslerinden biri olan İzmir, sektörü kökten değiştirecek yeni bir sisteme ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Gıda güvenliğinin küresel çapta stratejik bir mesele haline geldiği günümüzde, Tarım ve Orman Bakanlığı denetim mekanizmalarını dijitalleştirerek daha şeffaf bir yapı kurmak için düğmeye bastı. Bitki koruma ürünlerinin, yani halk arasında bilinen adıyla zirai ilaçların, tıpkı insan sağlığında olduğu gibi reçeteli ve kontrollü kullanımını esas alan B-Reçete Sistemi hakkında çiftçileri bilgilendirmek üzere kapsamlı bir toplantı düzenlendi. İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinesinde gerçekleşen buluşmada, sistemin işleyişi, üreticiye getireceği sorumluluklar ve hedeflenen kalite standartları masaya yatırıldı.
Zirai ilaç satışında kurallar sil baştan yazılıyor
Toplantının açılışında konuşan İzmir Tarım ve Orman İl Müdürü Mustafa Şahin, tarımsal üretimde kullanılan kimyasalların disipline edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Türkiye genelinde hali hazırda 350’ye yakın aktif maddenin zirai mücadelede kullanıldığını hatırlatan Şahin, geçiş sürecinin kademeli olacağını duyurdu. Şahin, "Sektörde yeni bir sayfa açıyoruz. Şu an için belirlenen 5 aktif madde, 1 Temmuz tarihi itibariyle B-Reçete sistemi üzerinden, kontrollü bir şekilde satışa sunulacak. Bu sistem sayesinde, bitki koruma ürünleri satın alınırken rastgele değil, tarladaki ürünün ihtiyacına ve mevcut zararlı organizmanın türüne göre bilimsel tespitler ışığında hareket edilecek" ifadelerini kullandı.
Reçete yazma yetkisi konusunda da önemli bir değişikliğe gidildiğine dikkat çeken Şahin, uzmanlaşmanın önemine vurgu yaptı. Geçmiş dönemlerde ziraat fakültesi mezunu olup bitki koruma dersi alan herkesin reçete yazabildiğini anımsatan İl Müdürü, "Yeni dönemde çıtayı yükseltiyoruz. İlk etapta sadece ziraat fakültelerinin bitki koruma bölümlerinden mezun olan meslektaşlarımız bu yetkiye sahip olacak. Bu, teşhisi koyan ile ilacı yazan kişinin tam yetkinliğe sahip olması adına atılmış büyük bir adım. İlerleyen süreçte sistemin işleyişine göre revizyonlar olabilir" dedi. Şahin ayrıca, İzmir’in Akdeniz meyve sineği ile mücadelede Türkiye’ye örnek bir başarı hikayesi yazdığını, özellikle mandalina üretiminde neredeyse hiç kimyasal kullanmadan sezonu tamamladıklarını, bunun da biyoteknik mücadelenin zaferi olduğunu sözlerine ekledi.
Sofradaki tehdit: 669 farklı zararlı ile mücadele
Toplantıda söz alan Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Yunus Bayram ise Türkiye’nin tarımsal potansiyelinin büyüklüğüne dikkat çekerek, bu gücü korumanın yolunun doğru bitki sağlığı yönetiminden geçtiğini belirtti. Türkiye’nin yıllık ortalama 137 milyon ton bitkisel üretim kapasitesine sahip olduğunu ve 200’e yakın ülkeye ihracat yaptığını vurgulayan Bayram, bu başarının sürdürülebilirliği için zararlılarla mücadelenin şart olduğunu ifade etti.
Türkiye coğrafyasında ürünlerin kalitesini ve verimliliğini tehdit eden tam 669 zararlı organizma bulunduğunu açıklayan Doç. Dr. Bayram, "Bu kadar çeşitli tehdidin olduğu bir ortamda kimyasal mücadele bazen kaçınılmaz hale geliyor. Üretim arttıkça, ne yazık ki pestisit kullanımı da buna paralel bir artış gösterdi. Ancak 2023 yılı bizim için bir milat oldu. Tüketicinin bilinçlenmesi ve alternatif mücadele yöntemlerinin yaygınlaşmasıyla pestisit kullanım grafiğinde bir kırılma, bir düşüş trendi yakaladık" şeklinde konuştu.
Avrupa'dan gelen uyarılar yerini övgüye bıraktı
İhracat kapılarında yaşanan sorunlara da değinen Bayram, Türk tarımının laboratuvar altyapısındaki gücüne vurgu yaptı. Geçmiş yıllarda Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden pestisit kalıntısı nedeniyle sıkça bildirim aldıklarını belirten Genel Müdür Yardımcısı, alınan sıkı tedbirlerin meyvelerini vermeye başladığını söyledi. Bayram, "2021 yılında AB’den pestisit kaynaklı 356 bildirim alırken, yürüttüğümüz kararlı politikalar sayesinde 2024 yılında bu sayıyı 137’ye kadar düşürdük. Bu büyük bir başarıdır. Türkiye bugün sahip olduğu 20 resmi ve 40 özel laboratuvar ile analiz kapasitesi bakımından AB standartlarının bile üzerine çıkmış durumdadır. Son iki yıldır odaklandığımız tek bir hedef var; o da tarladaki üründen çataldaki lokmaya kadar gıda güvenliği zincirindeki tüm halkaları sağlamlaştırmak ve olası boşlukları tamamen kapatmaktır" diyerek sözlerini noktaladı.