Susturamazsınız....

Abone Ol


Dolmabahçe'nin yanındaki yokuştan Elmadağ'a vurdu, Sheraton ve Divan Oteli'nin önünden geçerek Cumhuriyet Caddesi'ne çıktı. Harbiye'ye doğru adım adım ilerlemeye başladılar. Sıkıntıdan terledi. Nişantaşı'na geldiği zaman biraz rahatladı. Emlak caddesi'ne kıvrıldı. Yine adım adım ilerliyordu ama artık gelmişti. Üç yüz metre sonra evde olacaktı...

Evinin bulunduğu karakol sokağına dönmek için sol şeride geçti ve tam sapağa on metre kala trafik durakladı.

İnce ince yağmur yağıyordu. İnsanın içini karartan bir hava vardı. Arabanın camları hafif buğulanmıştı. Önündeki araç tam hareketlendiği sırada sağ cama doğru bir karaltı atıldı...Elindeki bir şeyle vurmaya başladı.Ünlü gazeteci ne olduğunu anlamadan camın dağıldığını gördü. Kırılan boşuktan içeriye kurşun yağmaya başladı.

İlk iki kurşun sağ koluna girdi ve kolu koltuğun üzerine düşüverdi.Sol eliyle ölüm kusan namluya doğru uzanmak istedi, o anda tam kalbini bulan en ölümcül darbeyi yedi.Sıkılan son kurşun, önce sol iç cebindeki kalemi ikiye bölmüş, sonra da kalbi besleyen ana damarı parçalamıştı.

Namluya son çare olarak uzanmak isteyen sol kolu da yana düşüverdi.

Etraf zifiri karanlığa büründü.Önce başı, sonra gövdesi kıvrıldı...

Kurşunların açtığı yaralardan fışkıran kan tüm göğsüne yayılmış, gömleği kıpkırmızı olmuştu.

Başıboş kalan arabası yavaş yavaş kayıp biraz ilerideki bir direğe dayanarak durdu.

Çok sevdiği arabasının içinde, bu dünyadan çok uzakta sessiz sessiz kanlar içinde yatıyordu.

Her şey bitmişti. (Gazeteci-Tufan Türenç-Erhan Akyıldız)

Aslında hiç bir şey bitmemişti. Demokrasiye olan sonsuz bağlılığıyla en kritik dönemlerin denge unsuru Abdi İpekçi, böylesine hunharca öldürülmüştü ama onun halkın doğruları öğrenme yolundaki mücadelesi asla engellenemeyecekti.

Abdi İpekçi'yi Uğur Mumcu'lar, Çetin Emeç'ler, Metin Göktepe'ler, Ahmet Taner Kışlalı'lar, Onat Kutlar'lar, Hırant Dink'ler ve daha niceleri izledi. Tüm cinayetlerin amacı aynıydı; özgür basını susturmak, halkın gerçekleri öğrenmesini engellemek. Ama susturamadılar, başaramadılar.

Şimdi yöntem değiştirdiler. Gazetecileri öldürmüyorlar. Cinayetlerini basın özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü öldürerek işliyorlar. Sahte delillerle, sahte tanıklarla zindanlara atıyorlar. Gazetecileri casus, haberciliği terörizm olarak görüyorlar. Ülkeyi gazetecilerin açık cezaevi haline getirme çabasındalar.

Barışın ve hoşgörünün simgesi Abdi İpekçi'yi ölüm yıldonümünde saygıyla anarken, TRT yıllarımdaki bir anekdotu paylaşmak istiyorum;

İpekçi'nin öldürüldüğü gün , haber TRT Haber Merkezi'ne ulaştığında televizyonda haber bülteni okunmaya başlamıştı. Haber hiç zaman kaybetmeden İstanbul'dan gelen teleks haberinin başına nöbetçi müdür Nejat Toprak tarafından (Şu anda aldığımız haberi veriyoruz) notu eklenerek yayına verilmişti. Ancak spiker Mesut Mertcan, haberin başına iliştirilen tümceyi okumayı heyecandan unutunca, olan olmuştu.

Türkiye'yi böylesine sarsan bu haber, bültenin sonuna doğru sıradan bir haber gibi verilmişti. Haber Merkezi'nin telefonları kilitlenmiş, sitem, kınama ve hakaretlerin sonu gelmemişti. Haber daha sonraki radyo ve televizyon bültenlerinde geniş olarak ayrıntılarıyla verilmiş, ancak o geceki nöbetçi haber ekibinin başı uzun süre ağrımıştı.