Okullarda şiddet büyüyor ama bu tabloda en çok ihtiyaç duyulan, müdahale etmesi beklenen rehber öğretmenler başka işlere koşturuluyor. Eğitimciler, “Boş görülüyoruz” diyerek kendilerine kravat kontrolünden disiplin takibine kadar birçok iş verildiğini anlatıyor. Olaylar büyüyüp kriz haline gelmeden devreye giremediklerini söyleyen rehber öğretmenler, 450-500 öğrenciye bir kişi düşen sistemde ne önleyici çalışma yapılabildiğini ne de sağlıklı takip sağlanabildiğini belirtiyor. Yoksulluk, akran zorbalığı ve aile içi sorunların iç içe geçtiği bu ortamda çocuklar ise çoğu zaman kendi başına bırakılıyor.

Şiddetin ortasında okullar rehbersiz

Rehber öğretmenler, özellikle kritik vakalarda dahi ellerinin bağlı olduğunu söylüyor. Lise düzeyinde çalışan psikolojik danışman Aslı Güngör, sürecin en başında tıkandığını şu sözlerle anlatıyor:

“Bu veli onayı konusu zaman zaman zorlayıcı olabiliyor. Sizde de örneğin tepki olarak geri dönüşler oluyor mu? Şöyle açıklayayım; velinin izni ya da onayı olmadan öğrenciyi bir üst kuruluşa, hatta bir sağlık kuruluşuna yönlendirmek zaten son derece sıkıntılı. Bizim alanımız açısından bu şekilde çalışmak oldukça zor.

Whatsapp Image 2026 04 17 At 16.06.57 (3)

Ancak bize sorumluluk yüklenip yetki verilmemesi bence daha büyük bir sorun. Yani sorumluluğumuz var ama yetkimiz yok. Biz öğrenciyi, velinin bilgisi dahilinde, veliyi de sürece dahil ederek, bilgilendirip gerekli açıklamaları yaparak yönlendiriyoruz.

Gerekli durumlarda sağlık kuruluşlarına yönlendiriyoruz; psikiyatrik ya da psikolojik destek alması için. Ailenin ekonomik durumu elverişli değilse, Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden destek alması için yönlendirme yapıyoruz. Ancak sonuçta çocuğu bu desteğe götürmek ve yönlendirmemizi uygulamak velinin inisiyatifine kalıyor.

Son günlerde yaşanan olayların perde arkasına baktığımızda da bu konuda bazı aksaklıklar olduğunu görüyoruz. Aslında yaşadığımız sorunlar sadece Milli Eğitim Bakanlığı ya da bizim çalışma alanımızla sınırlı değil. Daha geniş, sistemsel problemler var. Okullarda şiddet kesinlikle arttı. Ben lise düzeyinde çalışan bir psikolojik danışmanım. Sözel ve fiziksel şiddetin ciddi şekilde arttığını gözlemliyoruz. Öğrencilerin birçok davranışı empati yoksunluğunu düşündürüyor. Meslektaşlarımızla yaptığımız değerlendirmelerde de akran zorbalığının sürekli gündemde olduğunu görüyoruz. Bunun nedenlerini konuşmak gerekiyor.”

Whatsapp Image 2026 04 17 At 16.06.57

“Önleyici çalışma yapamıyoruz”

Rehber öğretmenler, sistemin yalnızca olaylar büyüdükten sonra devreye girdiğini ve önleyici mekanizmaların neredeyse tamamen ortadan kalktığını belirtiyor. Bir diğer rehber öğretmen Didem ise yaşadıkları tabloyu şöyle özetliyor:

Körfez'de marul alarmı! Bilim insanları "Gediz" için uyarıyor
Körfez'de marul alarmı! Bilim insanları "Gediz" için uyarıyor
İçeriği Görüntüle

“Biz işimizi okulda gerektiği gibi yapamıyoruz. Sürekli olaylar yaşandıktan, her şey büyüdükten sonra bize haber veriliyor. Bu nedenle okullarda önleyici çalışmalar yapmamız neredeyse hiç mümkün olmuyor. Kendi görevimizi de yapamıyoruz çünkü bize sürekli ek işler veriliyor. Bir de çok garip taleplerle karşı karşıya kalıyoruz. Bu talepler yüzünden, öğrencilere gerçekten psikolojik destek sunabileceğimiz zamanların büyük kısmını, ‘Kravatını takmamış’, ‘Üstünü düzgün giymemiş’, ‘Sınıfta birinin saçını çekmiş’ gibi konularla uğraşarak geçiriyoruz.

Gerçekten sürekli böyle şeylerle uğraşıyoruz. Okullarda kuralların işletilemediği bir ortamdayız. Sözde bir ‘okul kültürü’nden bahsediliyor ama ortada işleyen bir okul kültürü ya da net kurallar yok. Ayrıca herkese eşit davranılmıyor.

Cezalandırma sistemine ben de kesinlikle katılmıyorum ama şu anda uygulanan şey de kuralları net biçimde işleten bir sistem değil. Bunun yanında okullarda güvenlik de yok.

Şu an 450-500 öğrenciye bir rehber öğretmen düşüyor. Öğretmenlerimiz zaten çok yoğun bir ders yükü altında çalışıyor. Hem sınıflarda düzeni sağlamaları bekleniyor hem bahçede nöbet tutmaları isteniyor. Adeta güvenlik görevlisi gibi davranmaları bekleniyor. Her şey öğretmenden bekleniyor. Bu yüzden okullarda kimse kendi işini tam anlamıyla yapamıyor diyebilirim.”

“Çocuklarımız güvende değil”

Veliler de okullardaki tabloya tepkili. Eğitimcilerin başlattığı protesto eylemlerine destek için İzmir İl Milli Eğitim Bakanlığı önündeki oturma eylemine gelen öğrenci velisi olan Çilem, yaşananların artık bireysel değil sistemsel bir sorun olduğunu vurguluyor:

“Bu sistemin içinde çocuklarımızın güvenli bir eğitim aldığını da, öğretmenlerimizin güvenli bir şekilde eğitim verebildiğini de düşünmüyorum. Ne öğretmenlerimiz bir şey yapabiliyor ne de bilinçli veliler bir şey yapabiliyor; çünkü mevcut eğitim sistemi buna izin vermiyor.

Ben burada çocuklarımızı ve öğretmenlerimizi savunmak için bulunuyorum. Okula gönderdiğimiz çocuklarımızın güvende olduğunu düşünmüyorum. Bu artık bir sistem meselesi. Çocuklarımızın hayatını kaybettiği bir noktaya geldik. Şiddetin normalleştiği, hatta dolaylı olarak beslendiği bir ortam var ve biz bunu kabul etmiyoruz.

Biz bilinçli bir toplum istiyoruz. Kendini geliştirebilen, topluma katkı sunabilen, insani değerlere sahip bireyler yetişmesini istiyoruz. Çocuklarımızın sadece akademik değil, insani olarak da gelişmesini önemsiyoruz.

Okullarda güvenlik yok. Bulunduğumuz okulda da güvenlik, velilerin ve öğretmenlerin kendi çabalarıyla sağlanmaya çalışılıyor. Bu sürdürülebilir bir durum değil.

Rehberlik servislerine öğrenciler ulaşabiliyor, öğretmenlerimiz de iyi niyetli ve çabalı. Ancak onlar da sistemin izin verdiği ölçüde hareket edebiliyor. Okullarda bu hizmeti verebilecek insanlar var, bu hizmeti alabilecek öğrenciler de var. Sorun, sistemin buna alan açmaması. Güvenliğin artırılması tek başına çözüm değil. Asıl mesele, öğretmenlere yetki verilmesi ve gerekli düzenlemelerin yapılması. Biz sadece yaşanan olaylar sonrasında çocuklarımız ölmesin diye değil, köklü bir sistem değişikliği için mücadele ediyoruz.”

Yoksulluk kıskacında terapiye erişmek güç

Yoksulluk, akran zorbalığı, aile içi şiddet ve derinleşen toplumsal eşitsizlikler çocukların ruh sağlığını her geçen gün daha fazla zorlarken, bu sorunlara karşı erişilebilir destek mekanizmaları zayıflıyor. Yüksek terapi ücretleri nedeniyle birçok aile, ihtiyaç duyduğu halde çocuklarını psikolojik destek hizmetlerine götüremiyor. Türkiye’de bir seansın ortalama 2 bin ila 3 bin 500 TL arasında değişmesi, düzenli desteği dar gelirli aileler için neredeyse imkânsız hale getiriyor.

Bu boşluğu doldurması gereken okullarda ise tablo ağır: 500 öğrenciye bir rehber öğretmen düşüyor ve bu yoğunluk altında çocuklara düzenli, nitelikli destek sunmak mümkün olmuyor. Eğitimciler ve uzmanlar, artan şiddet ve ruhsal sorunlar karşısında çocukların yalnız bırakılmaması için psikolojik danışmanlık hizmetlerinin kamusal, ücretsiz ve erişilebilir hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bugün bir terapi seansının ücreti ortalama 2 bin ila 3 bin 500 TL arasında değişirken, bazı uzmanlarda bu rakam 5-6 bin TL’ye kadar çıkabiliyor. Bu da düzenli destek almak isteyen bir aile için aylık en az 8 bin, kimi durumlarda ise 20 bin TL’yi aşan bir maliyet anlamına geliyor.

Whatsapp Image 2026 04 17 At 16.06.49

Okullara sosyal hizmet uzmanı şart

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, okullarda artan şiddet olaylarıyla birlikte okul sosyal hizmetinin acil bir ihtiyaç haline geldiğini vurgulayarak, okullarda sosyal hizmet uzmanlarının görevlendirilmesi çağrısında bulundu. Dernek, çocukların yalnızca akademik değil, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının da karşılanması gerektiğine dikkat çekerek, mevcut rehberlik sisteminin bu yükü tek başına taşıyamadığını belirtti.

“Bir çocuk suçla ilişkilenmeden önce çoğu zaman fark edilebilir ve bu durum önlenebilir. Devlet; eğitimden sosyal hizmete, sağlıktan kolluk güçlerine kadar tüm ilgili kurumlarıyla, çocukları suça sürükleyen riskleri önceden fark etmek ve gereken tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu sorumluluklar gerektiği gibi yerine getirilirse, pek çok çocuğun yaşamı korunabilir, suça sürüklenmesi engellenebilir.

Hacer Foggo her okulda bir sosyal hizmet uzmanı gerektiğini belirterek şunları paylaştı:

“Çocuklar krizden önce uyarılar verir; ancak bu uyarıları gören bir yapı yoktur. Okuldan kopma, içe kapanma, yalnızlaşma gibi erken uyarı işaretleri görülmediğinde kriz kaçınılmaz hale gelir. Çünkü okul sadece bir eğitim yeri değil, riskin en erken görüldüğü alandır. Şiddet, zorbalık, istismar ve ihmal ilk olarak okulda görünür; ancak bu riskleri önleyecek sosyal hizmet uzmanı yoktur.

Öğretmenler travma, ihmal, şiddet ve ruhsal riskleri fark ettiklerinde yönlendirebilecekleri bir sosyal hizmet uzmanına ihtiyaç duyar. İiddet bir anda ortaya çıkmaz, birikir. Okullardaki saldırılar “anlık” değil; görülmeyen, izlenmeyen ve müdahale edilmeyen süreçlerin sonucudur. Çocuk ev içi sorunları sınıfa taşır. Aile içi şiddet, ihmal ve bağımlılık gibi sorunlar çocuğun yaşamını doğrudan etkiler. Akran zorbalığı erken müdahale edilmediğinde şiddete dönüşür. Bu durum yalnızca “çocuklar arasında bir sorun” değildir; doğru müdahale edilmezse ağır sonuçlara, hatta ölüme kadar gidebilir.

Çünkü riskler hem okulda hem de çocuğun evinde ortaya çıkar; ancak bu iki alan arasında gerçek bir bağ kurulamaz. Sosyal hizmet uzmanı bu bağı kuran kişidir. Çocukla ilgili alanlarda kurumlar birbirinden kopuktur. Sağlık, sosyal hizmet ve eğitim ayrı ayrı işler. Okul sosyal hizmet modeli, bu parçalanmayı sahada birleştiren bir yapıdır. Erken müdahale hayat kurtarır. Risk erken tespit edildiğinde şiddet, okul terki, suça bulaşma ve ruhsal krizler önlenebilir. Okul sosyal hizmeti modeli bir tercih değil, zorunluluktur ve her çocuğun yaşam hakkıdır.

Kaynak: özge uyanık