Halk sağlığını doğrudan tehdit eden ve son yıllarda giderek büyüyen bir rant kapısına dönüşen gıda sahtekarlığı, mutfaklarımıza giren tehlikenin boyutlarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Ekonomik dalgalanmaları ve vatandaşın alım gücündeki hassasiyeti fırsat bilen merdiven altı üreticiler, en temel tüketim maddelerinde akılalmaz hilelere başvuruyor. Konunun uzmanları, market raflarında ve semt pazarlarında masum birer besin gibi duran birçok ürünün aslında kimyasal birer zehir deposu olabileceği konusunda kamuoyunu acil olarak uyarıyor. Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Ulaş Kırım, geride bıraktığımız yıl içerisinde tespit edilen taklit ve tağşiş vakalarının analizini yaparak, sofralarımızdaki karanlık tabloyu tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.

T A K L I T V E T A G S I S E K A R S I A C I K T A V E E T I K E 1170051 347528

Her yüz bebekten biri bu tehlikeyle doğuyor
Her yüz bebekten biri bu tehlikeyle doğuyor
İçeriği Görüntüle

Milyonluk cezalar sahtekarları durdurmaya yetmiyor

Devletin ilgili kurumları tarafından yürütülen denetim mekanizmalarının son dönemde vites yükselttiği biliniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yaklaşık bir buçuk yıldır düzenli olarak kamuoyu ile paylaşılan ve sağlığa zararlı ürünleri ifşa eden listeler, toplumda ciddi bir uyanışa vesile oldu. Bu ifşa sürecinin vatandaşta yarattığı farkındalığın son derece kıymetli olduğunu vurgulayan Ömer Ulaş Kırım, yeni yılla birlikte caydırıcılığı artırmak amacıyla para cezalarının 4 milyon 740 bin lira gibi astronomik rakamlara çıkarıldığını hatırlattı. Ancak deneyimli başkana göre sadece cüzdana dokunan bu cezalar, organize bir şekilde hareket eden gıda teröristlerini durdurmak için tek başına yeterli bir silah değil. Geçtiğimiz yıl 500'ü aşkın işletme hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunulduğunu belirten Kırım, bu mücadelenin hapis cezaları, ağır adli yaptırımlar ve ticaretten ömür boyu men gibi çok daha radikal kararlarla desteklenmesi gerektiğinin altını kalın çizgilerle çiziyor.

T A K L I T V E T A G S I S E K A R S I A C I K T A V E E T I K E 1170053 347528

Zehir tacirleri çıplak gözle yakalanmamak için özel çaba harcıyor

Laboratuvar sonuçlarından elde edilen istatistikler, sahtekarların en çok hangi ürün gruplarına yöneldiğini de deşifre ediyor. Masalarımızdan eksik etmediğimiz zeytinyağı, şifa niyetine tüketilen bal, her yemeğin lezzet sırrı baharatlar ile sofraların vazgeçilmezi olan et ve süt ürünleri, hilenin en yoğun yaşandığı kategoriler olarak başı çekiyor. Tüketicinin bu noktada çok bilinçli bir defans hattı kurması gerektiğini ifade eden uzmanlar, üzerinde etiketi bulunmayan, üretim izni belirsiz ve açıkta dökme olarak satılan tüm ürünlere şüpheyle yaklaşılması gerektiğini belirtiyor. İnsanların uzun yıllardır alışveriş yaptıkları, hijyen standartlarından emin oldukları ve kurumsal sorumluluk bilinci taşıyan işletmeleri tercih etmelerinin en büyük kalkan olduğunu anlatan Kırım, "Vatandaşın en çok tükettiği temel gıda ürünleri maalesef sahtekarların da bir numaralı hedefi konumunda. Üstelik bu hileler öyle profesyonelce yapılıyor ki, tüketicinin bunu çıplak gözle, koklayarak veya tadarak anlaması neredeyse imkansız. Laboratuvar ortamında bile zor tespit edilen bu kimyasal oyunlar, ürünün doğal görünümünü korumak için özel bir çabayla kurgulanıyor" diyerek tehlikenin ne denli sinsi ilerlediğine dikkat çekiyor.

T A K L I T V E T A G S I S E K A R S I A C I K T A V E E T I K E 1170052 347528

Baharatta tekstil boyası ve lahmacunda tek tırnaklı eti şoku

Uzmanların ifşa ettiği sahtekarlık yöntemleri, mide bulandıran ve vicdanları sızlatan detaylar barındırıyor. Gıda boyası kullanımının bile belirli limitleri varken, bazı baharat çeşitlerinde doğrudan tekstil sanayisinde kullanılan kanserojen kimyasal boyalara rastlanması işin vehametini gösteriyor. Masum bir kase yoğurdun kıvamını artırmak için endüstriyel nişasta basılması artık sıradan bir hile sayılırken, asıl büyük skandallar et sektöründe patlak veriyor. Bütün halinde satılan parça etlerde sahtekarlık yapmak zor olduğu için, kötü niyetli işletmeler rotasını kıyma, lahmacun harcı, pide içi ve sucuk gibi işlenmiş ürünlere çeviriyor. At ve eşek gibi tek tırnaklı hayvanların etlerinin bu ürünlere karıştırıldığını belirten uzmanlar, ortada yasal bir at çiftliği olmadığı için bu etlerin genellikle hastalıktan ölmek üzere olan veya çoktan ölmüş hayvanlardan elde edilen leşler olduğunu açıkça ifade ediyor. Bu iğrenç tuzağa düşmemek için tüketicilere verilen en kritik tavsiye ise oldukça basit; hazır kıyma almak yerine, kasapta seçilen parça etin bizzat göz önünde makineden geçirilmesini talep etmek.

T A K L I T V E T A G S I S E K A R S I A C I K T A V E E T I K E 1170054 347528

İhraçtan dönen zehirli ürünlerin akıbeti tedirginlik yaratıyor

Toplumun kafasını kurcalayan ve büyük bir endişe kaynağı olan bir diğer konu ise, yurt dışına ihraç edilmek istenirken sınır kapılarında yapılan analizlerde pestisit (tarım ilacı kalıntısı) veya aflatoksin tespit edilerek ülkeye iade edilen gıdaların akıbeti. "Avrupa'nın yemediği zehirli ürünler bizim soframıza mı sürülüyor?" sorusuna açıklık getiren Ömer Ulaş Kırım, bakanlığın bu konuda katı kuralları olduğunu belirtiyor. Taze meyve ve sebzelerin sınır kapılarındaki bekleme sürelerinde çürüdüğü için iç piyasaya dönmesinin teknik olarak çok zor olduğunu ifade eden Kırım, kuru incir ve üzüm gibi dayanıklı ürünlerde ise zehir oranı yüksekse derhal imha prosedürünün işletildiğini söylüyor. Kusur oranının limitlere yakın olduğu bazı nadir durumlarda ise ürünlerin yeniden işlemden geçirilip mevzuatı daha esnek olan üçüncü dünya ülkelerine yönlendirilebildiği belirtiliyor. Ancak asıl tehlikenin sınırdan dönenler değil, doğrudan iç pazar için üretilen ve yeterli denetime tabi tutulmadan tezgahlara inen benzer ürünler olduğu vurgulanıyor. Bakanlığın taklit ve tağşiş listeleriyle yarattığı şeffaflık ortamının, tarım ilacı kalıntısı barındıran ürünler için de acilen uygulanması ve pestisit haritasının kamuoyuna açıklanması talep ediliyor.

Kaynak: DHA