Sıkıntılı, kaygılı, acılı günlerden geçiyoruz.

Gülümsemenin, gülmenin, gönüldeşliğin, hoşgörünün, sevginin kapılarını kapatıyoruz yüzümüze!

Siyaset dünyasında kullanılan ayrıştıran, ötekileştiren kaba dilin, davranışın yükselişe geçmesi içimizi acıtıyor.

Bu eğilim giderek de artıyor.

Siyasetçi, eleştirilmeyi sevmiyor, coşku seline kapılıp aklından çok duygularını, ön yargılarını kullanıyor.

Karamsarlığın, umutsuzluğun yörüngesine girmişken, yerel yönetim seçimlerinde siyasetin gülümseme, gülme, sevgi, kucaklaşma dilini yaşama geçirecek insanları arıyoruz.

Son yerel seçimlerde bu duyguyu devinime geçiren bir iki adın sesini duymak da içimizi ısıtmaya başladı.

Bu yüzden çiçeği burnunda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu bağrımıza bastık!

Dirençle, dayançla, istençle koca kent İstanbul’un, Türkiye’nin gönlünü kazandı.

Yandaş, candaş medyanın dışında kalan bir kaç gazeteden, televizyondan, sosyal medyadan bu başarıyı alkışlayanlara, paylaşanlara rast gelmek heyecanlandırdı bizi de.

Öylesine özlemişiz ki gülümsemeyi, gülmeyi, içtenliği, sevgi dilinin sıcaklığını…

İstanbul’un, Tunceli’nin seçilen yeni başkanlarından içimizi ısıtan, saran, sözlerine, ne çok gereksinimimiz varmış meğer demekten de kendimizi alamadık.

Bu bağlamda sosyal medyada çok sayıda paylaşımlara rastladım.

Tanıdığım, şiirlerine, öngörülerine saygı duyduğum üç şairin sözlerine kulak kabarttım hemen:

1960 kuşağının protestocu, coşkulu şairlerinden Özkan Mert 17 Nisan günü şu sözlerle katıldı bu paylaşıma: “Ohhhh be! Ekrem İmamoğlu kazandı. İnsanlara gülmeyi ve sevmeyi öğretti.”

Şair Ahmet Günbaş “İstanbul şarkı söylüyor sanki!” Şair Hüseyin Yurttaş “Türkiye kendine geliyor. Yaşasın umut!” sözlerini etme gereği duydular.

Nefretin, şiddetin, kışkırtmanın tuzağından uzak, sevgiye, barışa, özgürlüğe yönelik günlere umut ekerken, 21 Nisan günü CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na karanlık odaklarca yapılan gerici saldırının demokrasiye, aydınlanmaya, çağdaşlığa atılan yumruklar olduğunu düşünmenin yazıklığı, ezikliği içinde bulduk kendimizi!

Yaşasın sevgi, yaşasın umut, yaşasın barış, yaşasın aydınlık…

Güldürürken düşündürüyor

Çizginin inceliği ve gülmece…

Güldürürken düşündürmek…

Bu da Halit Şekerci’nin işi.

“Eski kuşak çizerler olarak teknolojiye ayak uydurduk. Gülmece anlayışımıza uygun dergi kalmayınca, her gün bir karikatür çiziyor, bilgisunar ve sosyal paylaşım sitelerinde insanlara ulaşmaya çalışıyorum” diyor.

Karikatüre 1957 yılında başlayan Şekerci’nin çizgileri Dolmuş, Akbaba, Papağan, Ustura, Zembil gibi gülmece dergilerinde yayımlandı.

Yeni Asır’da, Ege Ekspres’de karikatürler çizdi.

Sanal ortamda her gün gülmecenin anlamlı, renkli çizgilerini paylaşmayı sürdürüyor.

Bu akşam Türkân Saylan Kültür Merkezi’nde saat 18’de Vefa İstasyonu’nun konuğu olacak Halit Şekerci.

Onu arkadaşları Abdullah Bizden ve Eray Özbek anlatacaklar.

Grup Dostluk müziği ile yer alacak.

Görsel çalışma Ferhat İşlek’ten.

Etkinliği Osman Akbaşak sunacak, ben de açık oturumu yöneteceğim.

Buyurun, bekleriz.

Sincan 'yüz' güldürüyor

Sincan İstasyonu Dergisi Ankara’da 2007 yılından bu yana yayımlanıyor.

Mart-Nisan sayısıyla yüz’e ulaştı.

Salt şiire, şiire dair düşüncelere yer veren dergiyi şair Abdülkadir Budak yönetiyor.

İki ayda bir yayımlanan Sincan İstasyonu, güncel yazının da nabzını tutan bir dergi.

Abdülkadir Budak, derginin 100. sayısı için “Yüzüncü Sayıyı Gördüm Ya…” başlığını atmasında, “dalya demeyi başardık” demesinde haklı elbette.

Ömrü uzun olsun.