Ocak 2016’da İstanbul Sultanahmet'te bir turist kafilesine yönelik düzenlenen canlı bomba saldırısında 12 Alman turist yaşamını yitirmişti. Şubat 2016’da Ankara Çankaya'da askeri servis aracının geçişi sırasında düzenlenen bombalı saldırıda 30 kişi ölmüştü. Mart 2016’da Ankara Kızılay'da bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 38 kişi parçalanmıştı. Ölenler arasında benim de can arkadaşım, şair dostum Yaşar Durakoğlu da vardı!
Terör 2016 yılı boyunca hemen her ay iş başındaydı, can almaya, kan akıtmaya devam etti! Diyarbakır’da, Bursa’da, Mardin’de, Gaziantep’te, Elazığ’da, Van’da, Bitlis’te, Adana’da… En son İstanbul Beşiktaş’ta yaşanan eylemle bu yıl içinde yüzlerce insanımızı yitirdik, acılarını yaşadık!
Şairler de hep karşıdır sömürüye, cana kıyanlara, kan dökenlere, öldürümlere, vahşete, teröre… İçleri acır, sözleri yanar, şiirleri ağlar.
İstanbul Beşiktaş’taki 10 Aralık kıyımı yaşanırken, şair Hüseyin Yurttaş Ege Sanatçılar Girişimi adına sosyal medyada paylaştı çığlığını: “Acılıyız, kaygılıyız, hatta umutsuzuz. Ancak bunları yenmek için ayağa kalkmalı ve harekete geçmeliyiz! Partilerde, sivil toplum örgütlerinde, her yerde aklın, sağduyunun sesini duyurmak için tüm varlığımızı ortaya koymalıyız.
Uçurumun başına varmaya birkaç adım kaldı. Ne yapılacaksa, ondan önce yapılmalı ve bu yoldan dönülmeli! Yoksa, o saldırgan güruh, o kara kalabalık arkamızdan bizi itip uçuruma yuvarlayacak!”
Bu çığlığa biz de katılıyoruz elbet.
Şiirimizin yiğit seslerinden Ahmed Arif yıllar önce nasıl seslenmişti hayına, kansıza, fırsatçıya, ölü sevicilere: “Nerede olursan ol, / içerde, dışarıda, derste, sırada/ Yürü üstüne üstüne,/ tükür yüzüne celladın, / Fırsatçının, işbirlikçi hayının/ Dayan kitap ile,/ Dayan iş ile,/ Tırnak ile diş ile, / Umut ile sevda ile, düş ile”…
Nereye gidiyoruz? Geleceğe dair kaygılar, korkular, kederler, acılar biriktiren; yüreği yurtsever duyarlığıyla, aydınlanma erdemiyle, akılla, barışla, sevgiyle dolu olan sanatçılar, yazarlar, şairler susabilir mi hiç?
Her sarsıntıda, acı olayda, kan dökümünde, can alımında şiirini ateşleyen şair Ahmet Günbaş’ın İstanbul Beşiktaş kanlı eyleminin ardından sosyal medyada paylaştığı, yumruk gibi inen gür sesini duymazlıktan gelmek olası mı?
Hiç uyanmasın, sevgiyle, barışla, kardeşlikle, hoşgörüyle uyanmayan, hiç uyanmasın!
Hiç uyanmasın, kinle, kavgayla, terörle, ölmekle öldürmekle işi olan, hiç uyanmasın!
Hiç uyanmasın, salyanutuk dilinden kan damlatan, hiç uyanmasın!
Hiç uyanmasın, dopdolu yaşamak hevesiyle uyanmak istemeyen, hiç uyanmasın!
özümüz çok, sözümüz uzun. Şaire kulak verseler, yazara, aydına, üretene, aklı erene, sözünü bilene, nasıl da aydınlanacak ülke, nasıl da yeşerecek umutlar, ekinler…
Gene bir şaire gidelim, Hasan Hüseyin’in “Dinamit Kahkahası” şiirinden şu dizeleri paylaşalım: “ey silâh / silâhı yapan el / ey silâhta şaşkın doğrultu / köleliğin tutsaklığın hiçliğin anası ey / duru göller nasıl şakırsa türbinlerde / ışık nasıl derlese kör karanlığı / toprak nasıl beslerse tohumu / bilin öylece”
Her kargaşanın, kötü gidişin, çıkmazın, karabasanın, kanlı olayın karşısında bir başka duyar, bir başka seslenir şair.
Bilinçsiz ve sorumsuz davranmaktan, yozlaşmaktan, bilgisizlikten, karanlıktan, körlükten, vurdumduymazlıktan, sevgisizlikten kurtarıp kendimizi aydınlığa, ışığa koşmalıyız; gerginlik, kutuplaşma, düşmanlık, çatışma üreten politikalar, dili ve biçemi, uygulamalarıyla ortadan kalkana dek… Başka çıkar yol yok!