Dokuz saatte seçim yaptık.

On iki saatte Türkiye'deki oyları saydık bitirdik.

15 gündür İstanbul'un sayımını bitiremedik.

Şeytanın parmağı var mı sizce?

***

Şeytan deyince, günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş.

Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.

Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş.

Buzağı bu. Az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnınla izlemeye daha fazla dayanamamış, debelenmiş ve boynundaki ip çözülmüş.

Koşarak annesini emmeye giden buzağı süt kovasını devirmiş.

Sağdığı süt ziyan olunca sinirlenen genç kadın eline geçirdiği odunu buzağıya vurunca yavru yere yığılmış.

Yavrusuna saldırılan inek kayıtsız kalamayıp bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.

Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp ineği tüfekle vurmuş.

Silah sesini duyan koca, karısını yerde cansız yatarken, babasını da elinde tüfekle görünce silahını çekip babasını öldürmüş.

Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam, bu kadar acıya dayanamayıp intihar etmiş.

Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan ise,

“Bu felaketi de bana yüklerler, buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım şimdi” demiş.

***

Şeytan böyledir işte.

İçimizdedir aslında, biz kabul etmeyiz.

Demokrasinin olduğu bir ülkede, güvenlik görevlileri kapı kapı dolaşır, kimin hangi partiye oy verdiğini araştırır mı? Başka bir deyişle, sandığa iktidara bağlı bürokrasi burnunu sokar mı?

İçinde şeytanlık varsa evet.

***

Hırsızlık bile aptalların yapacağı iş değildir.

Uyanık bir hırsız evin erkeğinin ismini öğrendiği eve gidip anten kablosunu keser.

Ertesi gün adam evden çıktığında eve gidip “Yenge beni Mehmet abi gönderdi, televizyona bakacağım” der.

Biraz kurcalıyormuş gibi yaptıktan sonra “Burada yapamayacağım, dükkana götürmem lazım” diyerek televizyonu kucakladığı gibi götürür.

Buraya kadar “zeka bunun neresinde” diyebilirsiniz.

Hikaye devam ediyor ama.

Adam eve gelip televizyonun çalındığını anlayınca eşine öfkelenir.

Ertesi gün hırsız gece geç vakitte evin oralarda dolaşmaktadır.

Evin hanımı, “Bu adam götürdü televizyonumuzu” deyince bizim cevval ev sahibi pijamasıyla fırlar sokağa, koşturur hırsızı yakalamaya.

Hırsız durumu anlar, adamı sokak sokak gezdirir.

Bu sırada adamın evine başka bir eleman gider.

Adamın eşine, “Yenge Mehmet abi pijamayla çıkmış, karakoldalar şimdi hırsızı yakaladı, nüfusunu, cüzdanını istedi, bir de biraz para versin dedi” der.

İkinci yalana da kanan adamın eşi, hırsızlara elleriyle kocasının cüzdanı ve eşyalarını teslim eder. Sonuç mu?

Ev sahibi iki kez soyulduğu ile kalır.

***

Kıssadan hisse:

İçimizdeki şeytanı atamadığımız sürece, hırsızın biri sürekli evimizi soyar.

Sokakta hırsız kovacağımıza, içimizdeki şeytanı atalım yeter.