İZMİR GÜNCEL

Şehrin göbeğinde diken üstünde yaşam

Buca Onat Tüneli çalışmaları sırasında yaşanan patlatmaların ardından Atamer Mahallesi’nde evler hasar gördü, sokaklar boşaldı, komşuluk ilişkileri dağıldı. Mahalle sakinleri ise “Zemin kaymış bir evde nasıl oturacağız?” diyerek gelecekleri için yanıt bekliyor.

Abone Ol

Gece olunca sokaklar sessizleşiyor ama evlerin içi susmuyor. Yurttaşlar yatağa deprem korkusuyla giriyor, sabaha “acaba ev yıkıldı mı?” endişesiyle uyanıyor. İzmir’de yıllardır süren tünel inşaatı, Konak ilçesine bağlı Atamer Mahallesi’nde yüzlerce aileyi evsiz kalma riskiyle karşı karşıya bıraktı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yapımını sürdürdüğü Buca Onat Tüneli inşaatı, Buca ilçesinin Ufuk Mahallesi ile Bornova ilçesinin Çamkule Mahallesi arasında uzanıyor. 2018 yılında başlanan çalışmalar sırasında kullanılan dinamit patlatmaları ve yer altı müdahaleleri, Atamer ve çevresindeki evlerde ciddi yapısal hasarlara yol açtı. Bazı yapılar “riskli” ilan edildi, bazı sokaklar neredeyse tamamen boşaldı. Mahalle sakinleri aylardır korku, belirsizlik ve güvensizlik içinde yaşıyor. Atamer’de mesele yalnızca çatlayan duvarlar değil. Yıkılan, kaybolan, dağılan bir mahalle hafızası var. Yurttaşlar sadece evlerini değil, hayatlarını savunuyor. Tünelin bir ucu Buca’ya, diğer ucu Bornova’ya çıkıyor olabilir; ama gölgesi en ağır şekilde Atamer’in üzerine düşüyor.


“Zemin kaymış bir evde nasıl oturacağız?”


Evi hasar gören mahalle sakinlerinden Mürvet Kalkan, yaşadıklarını anlattı:
“Evin altından su gitmiş, ev kaymış. “Durulabilir, çatlak” diyorlar. Burada durulur mu? Yazık günah değil mi? Bize verilen değer bu mu? Vergimizi alıyorlar, sudan, çöpten vergi alıyorlar. Ev tamamen parçalandı. Depo patlamış. Yetkili geldi, “Yarıya kadar çamur dolmuş” dedi. “Evin altı çamur, zemin kaymış” dedi. Ama sonra “Oturabilirsiniz” dediler. Zemin kaymış bir evde nasıl oturacağız? Bana iki katlı bir ev versinler, ona göre başımın çaresine bakayım.

Depremden daha çok zarar verdiler bize. Buradan bir araba geçse ev oynuyor. Kapı baca oynuyor. Lamba titriyor, ev titriyor. Böyle bir evde nasıl can güvenliği olur? Yol kabarmış. Bu yolu üç dört kere yaptılar. Eşim emekli olacak. Ben 55 yaşında bir daha nasıl bina yapayım? Emekli maaşı zaten ortada. Tam rahat edeceğimiz, biraz nefes alacağımız zamanda bizi mağdur ediyorlar. Biz bu devletin öz evladı değil miyiz? İlacımız para, doktorumuz para. Her şey para. Bu vatana bağlı herkesin hakkı var. Herkes hakkını alsın. Ama burada çok büyük bir mağduriyet var.”


“Her gün deprem yaşıyoruz”


Mahalle sakinlerinden Azra Bayram ise belirsizlik ve güvensizliğe dikkat çekiyor:
“İnsanlar belediyeye güvendikleri için evden çıkmak istemiyor. Çıkanlar da can güvenliği korkusuyla ve evleri yaşanamaz olduğu için çıkıyor. Ama belediyenin verdiği net bir güvence yok. Eylem yaptık, sesimizi duyurmaya çalıştık. Hiçbir yetkili mahalleye gelip yerinde inceleme yapmadı. Çalışmalar ise hâlâ devam ediyor.


Biz şu an bu evde yaşıyoruz ama her gün deprem yaşıyoruz. Neden sabaha kadar bunu hissetmek zorundayım? İnsanları uykusunda yakalarsa ne olacak? Birinin evi yıkılırsa, insanlar enkaz altında kalırsa sorumlusu kim olacak? Yine “Biz konuştuk, anlaştık, destek verdik” mi diyecekler?
Mahallede hâlâ kira desteğini alamayan insanlar var. 30 bin lira destek verildi ama çoğu ev veraset üzerinde olduğu için insanlar bu parayı alamıyor. Mahkemeye gidenler var. Buradaki herkes mağdur. “Ben hakkımı aldım” diyen kimse yok. Gidenler de ağlayarak gitti. Komşusundan, ailesinden koparak gitti. Sosyolojik olarak da büyük bir çöküntü yaşanıyor.


Akşam olunca mahalle savaş sonrası harabe gibi görünüyor. İnsan ürküyor. Belediye prefabrik, çelik konstrüksiyon, 50-60-70 yıl ömrü olan ve depreme dayanıklı evler yapacaktı. Zemine uygun bir proje olacaktı. Çok mantıklıydı. Ama olmadı. Meclis üyelerine, milletvekillerine, ilçe başkanlarına, belediye başkanlarına soruyoruz: Neden mahalleye gelmiyorsunuz? Mahalle hakkında karar alınırken neden halkın talebini gelip yerinde dinlemiyorsunuz? Halkın isteğini mecliste yansıtmak gerekir. Sadece oylamakla olmaz. Geleceksiniz, burada halk ne diyorsa onu dinleyip orada savunacaksınız.”

“İki sokak neredeyse tamamen boşaldı”


Atamer Mahallesi Muhtarı Şenay Korkmaz, sürecin mahallede yarattığı sosyolojik kırılmayı şöyle anlatıyor:
“Bazı aileler taşındı ama genelde durumu daha iyi olanlar gitti. Maddi imkânı olmayanlar ise verilen destek yetersiz olduğu için gitmeyip direniyor. Yıllardır sağ parti de geldi, sol parti de geldi ama Gültepe’ye doğru düzgün bir hizmet verilmedi. Çünkü buranın dönüşmesini değil, boşalmasını istiyorlar. Halkın buradan taşınmasını istiyorlar. Belediye yeterli hizmet vermedi. Yerel yönetim de bankaları, postaneleri buradan çekti. Altyapı yatırımı yok denecek kadar az. Ulaşım adı altında en son tünel yapıldı ama o süreçte verilen zarar mahalleyi taşınmaya mecbur bıraktı.


30 bin lira kira desteği verildi. Ancak çoğu ev veraset üzerinde olduğu için insanlar bu parayı alamıyor. Çünkü ödeme tapu sahipleri ve varisler üzerinden yapılıyor. Birden fazla kardeş ya da mirasçı olduğunda para bölünüyor. Varisler arasında güven sorunu varsa para çekilemiyor. Kişi başına düşen miktar zaten çok az oluyor. Bu yüzden birçok kişi o desteği fiilen kullanamıyor.
Hukuki süreç başlatanlar oldu. Gitmek istemeyen çok insan var. Burada güçlü bir komşuluk ilişkisi var. Birçok kişi ailece aynı apartmanda yaşıyor. Komşularından, akrabalarından ayrılıyorlar. Anne babadan, torundan, dededen kopuyorlar.


Bir amca anlatıyordu; yeni taşındığı yerde alt katta oturanı da üst katta oturanı da tanımadığını söylüyor. Parka gidip oturuyormuş ama kimseyle sohbet edemiyormuş. “Kapalı bir kutunun içindeyiz, ölümü bekliyoruz” diyor. Bornova’ya, Tınaztepe’ye, Buca tarafına gidenler var. “Kimseyi tanımıyoruz, selam verecek insan yok” diyorlar. İki sokak neredeyse yüzde doksan boşaldı. 2613, 2612 ve 2581 sokakların bir kısmı tamamen taşındı. Bazı vatandaşlar evleri sağlam olduğu halde komşuları gittiği için gitmek zorunda kaldı.”


Muhtar Korkmaz yetkililere çağrı yaparak seslerinin duyulmasını istedi:

“Başta belediyenin bir önerisi vardı. Depreme dayanıklı prefabrik yapılar yapılacaktı. Zemindeki sıkıntıya da uygun bir proje olacaktı. Belediye başkanı da mantıklı bulduğunu söyledi. Ancak “1/1000’lik imar planı değişirse yapmaya hazırım” denildi. Konak Belediyesi’nden plan değişikliği beklendi ama süreç ilerlemedi. Oysa bu kabul edilseydi hem kamu zararı daha düşük olacaktı hem belediye daha az ödeme yapacaktı hem de vatandaş yerinden yurdundan olmayacaktı. En mantıklı çözüm buydu ama kabul edilmedi. Hala soruyoruz: Meclis üyeleri, milletvekilleri, il ve ilçe başkanları neden bu mahalleye gelmiyor? Mahalle hakkında karar alınırken neden halkın talebi yerinde dinlenmiyor? Meclis üyesi dediğin halkın temsilcisidir. Buraya gelecek, halk ne diyorsa onu mecliste savunacak. Sadece yukarıdan gelen talimatları oylamakla olmaz. Halkın isteğini yansıtmak gerekir. Ama burada tam tersi yapılıyor. Yukarıdan alınan kararlar yasalaştırılıp halka uygulanıyor. Bizim talebimiz dinlenmiyor.”


Mahallede babadan kalma dükkânını işleten bakkal esnafı Oğulcan ise hem ekonomik hem insani yıkıma dikkat çekiyor:


“97’den beri babadan kalma yerliyiz. İnsan burada bütün hayatını bırakıp gidiyor, bu nasıl olacak? Bizi buraya atmışlar gibi hissediyoruz. Şimdi kime güveneceğiz? Hangisi gelip bize sahip çıktı?
Ben burada esnafım. Çok büyük zararım var. Sabah saat 07.00’de dükkânı açıyorum, gece 23.00 olmuş, bin lira bile kazanamamışım. Bu bana reva mı? Buradaki insanları zorla göç ettiriyorlar. Resmen gasp ettiler bizi. Peki bizim hayatımız ne olacak şimdi? Benim 9 aylık bebeğim var. Bu aileye nasıl bakacağım?”