Kadınlar kadın gibi söylemeye başladılar

Sinan Keskin - Senem Diyici

Kadınlar kadın gibi söylemeye başladılar

Senem Diyici; Müziği bir torbanın içine koyup sallayıp sallayıp fırlatmak olmaz. Taşları dışarı attığınız zaman bir armoni olmalı. Armoni olmayınca sesler de doğru yere düşmüyor.

Doksanlı yıllarda henüz lise öğrencisiyken keşfettim eşsiz sesini. 'Takalar' ve 'Tell Me Trabizon' albümleri uzun bir süre başucu şarkılarım oldu. Ömrünün uzun bir dönemini Fransa'da geçiren müthiş ses Senem Diyici'nin İzmir'e yerleştiğini öğrendikten sonra kendisiyle tanışmak için hep fırsat kolladım. Nihayet 4 yıl sonra Seferihisar'da buluştuk Senem Diyici ile. Tekamül etmek için Türkiye döndüğünü söyleyen Diyici ile yurtdışında geçen 38 yılını, Türkiye'deki son 4 yılını, müziğini, kırgınlıklarını ve tekamül sürecini konuştuk.

Kaç yıl oldu Türkiye'ye yerleşeli?
4 yıldan beri Türkiye'de yaşıyorum. Önce İzmir'e yerleştim, 1.5-2 yıldır da Seferihisar'da yaşıyorum. Fransa'da yaşadığım dönemde ya Türkiye'ye ya da İrlanda'ya yerleşeceğim diyordum. Çünkü İrlanda'nın hem müziği hem insanları beni çok çekiyor. Fakat gitmedim. Yine insanın kendi toprağı ilk tercihi oluyor.

Seferihisar'da olmanın özel bir nedeni var mı?
Tercihimin özel bir sebebi yok. Bu enerjinin beni ne yöne götürdüğü ile ilgili. Kimlerin beni çektiği, neyin arkasından gittiğim çok önemli. Ben mesleğimin arkasından giden biriyim. Daha önce İzmir'de ritim atölyeleri yapıyordum. Şimdi bu atölye çalışmalarını Seferihisar'da devam ettiriyorum.

Uzun yıllar Fransa'da müzik yaptın. Dünyanın hemen her yerinde konserler verdin. Ama kendi ülkende yeterince tanınmadığını düşünüyorum. Türkiye'de müzik piyasasını yönetenlerin seni görmezden geldiğini düşünüyor musun?
Bu soru çok iyi geldi. Bazı şeyleri açmak istiyorum. İlk etaptaki kariyerimde Fransa'da Avrupa insanıyla bütünleşmek ve bizim temalarımızı onlarla tanıştırmayı düşünüyordum. Ve gerçekten de oradaki Türk lobisine kapalıydım. Fakat Paris'te konser verdiğim caz kulüplerinde beni hiç yalnız bırakmadılar. Hem Türkler hem Kürtler tüm konserlerime geliyorlardı. Yani bilmek, tanımak isteyen insanlar sizi bir şekilde buluyorlar. İnsanın hangi ufuklara baktığına bağlı. O zamanlar çok politik bir döngü vardı. Türkiye'nin ve Türk insanın Avrupa'daki durumu ve duruşu çok politikti. Ben bu tür şeylerle vakit kaybetmek istemedim. Benim için en önemli misyon sanatımdır. Politik görüşlerim beni ilgilendirir. Benim duruşum zaten farklıdır. Ama kendi kültürüme de uzak kalmam mümkün değil. Nasıl gizlenebilirim, nasıl istemem kendi ülkemde de bilinmek. Öte yandan bu demek değildirki Avrupa'da da beni bütün dünya insanları tanıyordu. Caz dünyasında kendisini geliştirmiş insanlar tanıyorlar beni. Burada olduğu gibi. Yaptığım müziği, siz nasıl takip edip dinlemişseniz, sizin gibi insanlar da var Türkiye'de. Bundan hiçbir zaman yakınmadım.

Seni politik çevrelere çekmeye mi çalıştılar?
Hiçbir şeyi kaçırmıyorsunuz. Öyle de denebilir. Oldu da olmadı da. Bana ne geldiyse yaşadım. Kimse bundan mesul değil.

Seferihisar'da üretmeye devam ediyor musun?
Müzikte devamlı bir doğurganlık var. Kafamda devamlı müzikle doluyum. Uyuduğumda rüyalarımda devamlı konserlerdeyim. Onun dışında davulsuz ya da ritimsiz bir rüya bile görmedim. En son gördüğüm rüya davul oldu. Yukarıdan bir tepeden aşağı kendimi bir çember gibi saldım. Aşağıya yuvarlana yuvarla inip 'dadam' dedim. Davul çemberi olmuştum rüyamda. Niye bu kadar doluyum bilmiyorum, ama boşaltmasını da biliyorum.

Türkiye'ye yerleştiğine pişman oldun mu?
Yok, pişmanlık olmadı. Aksine bu bir deneyim. Hiç pişman değilim. Türkiye severek yaşadığım bir ülke. Geldiğim zaman dedimki hiçbirşey yapamıyorum, ne oldu köreldim mi, köklerden aldığın su mu bitti, git köklen tekrar yeşer ve dön.

[caption id="attachment_143709" align="alignleft" width="300"] Sinan Keskin - Senem Diyici[/caption]

Kırgınlıkların oldu mu?
Kırgınlık. Kırılmışsam kendime kırılmışımdır. Gerçekte dediğim gibi; yanlış bir şey olmuştur, spontane sivri dilli olmuşumdur. Bazen insan enerjisini nereye harcayacağını bilemiyor. Çocukluk mu, gençlik mi, anarşist ruhlu olmak mı, öyle bir şey sanırım. Kendim yaptım kendim buldum. Öyle olması gerekiyordu. Ben küstüm onlar da küstüler. Sırtlarımızı döndük. Bağırdık, bağırdıkça duyamadık birbirimizi. İnsanlar bağırdıkları zaman ruhları uzaklaştığı için birbirlerini duyamazlarmış. O yüzden ben de bu konuyu böyle algıladım.

Peki kırıldıkların oldu mu?
Ben onları hatırlamıyorum bile. Ben barış yaptım. Barışla geldim Türkiye'ye. İnsanlara kızmıyorum, kırılmıyorum, kırılamıyorum. Hayatımın başka bir boyutunda yaşıyorum. Buraya tekamül etmeye geldim. O yüzden o kadar güzel besteler yaptım ki. Daha duygusal, insanı anlatan bestelerimle, sözlerimle geldim. Projemde de onu anlatmaya çalışıyorum. İsterseniz spiritüel diyebilirsiniz fakat bir saplanma değil.

Bu tekamül Seferihisar'da mı başladı?
Orada başladı sonra buraya gelmem gerektiğini, burada dolmam gerektiğini hissettim. Burası başka bir ülke. Çok başka. İçinde yaşadığınız ülkenin değerini anlayamayacağınız kadar müthiş güzel bir ülke. 32 ülke gezdim. Hiçbiri bu kadar güzel değildi. Dilinden mi, suyundan mı, güneşinden mi, doğduğum için mi, gerçekten en güzeli. Gerçekten güzel insanların Türkiye'ye gelip tekamül edip döndüklerini gördüm. Neden bütün dünya Türkiye'ye gelip 5-6 yıl yaşayıp kendisini gözlemliyor. Burada bir şey var. Buradan uzaklaşamam. Burası zaten benimmiş.

Bunu anlamak için uzun yıllar yurtdışında yaşamak mı gerekiyor?
Gerekmiyor. Burada yaşayan insanlar Türkiye'nin kıymetini bilmiyor demiyorum. Ben kendi duygularımdan bahsediyorum.

Yeni bir albüm çalışman var mı?
Hiç bilmiyorum. Bir planım yok. Ama bir albüm çalışması yapmayı gerçekten istiyorum. Fakat bu sefer çok farklı bir şey yapacağım. Daha çok içe dönük, farklı bir proje çıkarmak niyetindeyim. Ve onun parçalarını biriktirmem gerekiyor. Daha içsel, öze dönük olacak. Önceki çalışmalardan çok farklı olacak. Aranjman değil, çok fazla enstrümanın olmadığı minimalist işler yapacağım.

Türkiye'de yapılan müziği nasıl buluyorsun?
Müziği bir torbanın içine koyup sallayıp sallayıp fırlatmak olmaz. Müzik fal gibi yapılmaz. Taşları dışarı attığınız zaman bir armoni olmalı. Orada biraz zorlanıyor müzisyenler. Tabi hepsi için geçerli değil. Armoni olmayınca sesler de doğru yere düşmüyor.

Senin izinden gelen sanatçılar olduğunu düşünüyor musun?
Şunun farkına vardım. Birçok kadın önceden farklı erkek tonlarında şarkı söylüyordu. Şimdi kadınların sesleri kadın gibi olmuş. Kadınlar kadın gibi söylemeye başladılar. Bu bir akım. Bunda bir etkim olduysa ne mutlu.

Resim çalışmaların da var. Resim nasıl gidiyor?
Şuan resim yapmıyorum ama birgün yeniden yapabilir. Enerji patlaması gelirse yeniden tuvalin başına geçebilirim. Benim çalışmalarım nasıl biliyor musunuz? Ben Senem olarak nasıl biriyim? Bir proje verilir bana üzerinde çalışırım, ama deliler gibi çalışırım. Kendime bir zaman veririm, şu kadar zamanda hazırlayacağım diye. Ve büyük bir aşkla çalışırım. Kendim oturup resim yapayım demiyorum. Amaçsız hiçbirşey yapamadığımı anladım.

Türk müziği çok zengin
Türk müziği çok zengin. Temaları çok zengin. Araplar bile Türk müziği yapıyor. İsrailliler de Türk müziği yapıyor. En iyi İsrailli müzisyenler bizim müziklerimizi, temalarımızı alıp başkalaştırıp hop Amerika'nın burnuna sokuyor.

Herkes birşey deniyor
Ben artık birşey denemek istemiyorum. Türk cazı için yapılabilecek en iyi şeyleri yaptım. Hem de bunu bir görev gibi yaptım. Şimdi artık kendime olan görevimi yapacağım. Bu benim tekamül etme müziğim olacak.

Güncelleme Tarihi: 18 Kasım 2018, 13:45
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER