Ne kadar Türkçe?

Abone Ol

Dilimizi yozlaştıran, çirkinleştiren batı ve doğu kaynaklı yabancı sözcükleri kullanmaya yeniden özenir gibi olduk!

Gençler, yetişkinler, kimi gazete köşe yazarları, sanatla, yazınla uğraşanlar, radyo ve televizyon sunucuları, sosyal medya diye adlandırdığımız sanal ortam yazıcıları (!), yabancı kaynaklı sözcükleri kullanmak için yarışıyorlar sanki! Çoğu kullanımdan, yürürlükten kalkmış Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca sayısı azımsanamayacak denli bir yığın yabancı sözcük.

Gelip uzaklardan dilimize demir atmışlar! Kendi sözcüklerimiz yetersiz mi kalıyor? Düşüncelerimizi anlatamıyor muyuz Türkçemizle?

***

Geçtiğimiz hafta Bornova Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi’nde bu konuları da içeren bir etkinlik vardı.

Dil Derneği İzmir Temsilcisi GÜRSEL GEZEN, Yürütme Kurulu üyeleri ABDULLAH BOLULU, DÜRİYE AYYILDIZ görsellerle donattıkları söyleşilerinde dilimizdeki kirlenmeyi, yozluğu, yanlış kullanımı, umursamazlığı Türkçenin varsıl olanaklarıyla anlattılar, bilgilendirdiler izleyicileri.

Dil Derneği’nin kuruluşunun 39. yılına da denk gelen etkinlikte, yürütme kurulu üyeleri FERZAN SARPKAYA’nın, ÖZLEM AVCI ERAKMAN’ın da özverili çabalarını alkışlamamak olanaksız.

***

O gün konuşmacıları dinlerken, çarşıları, pazarları, sokakları tutsak alan yeme-içme, eğlence, giysi yerlerinin adlarına takılıyordum. Konuşmacılar da bunu dile getiriyorlardı. Birkaç örneği ben de paylaşmak isterim: Dürrüm’s, Dürümland, Ali’s Cafe, Cafehane, Hom Collection, Shalgam, Yemish, Kebapchi, Quzu, Petshop, Enjoy Bebe, haute coutur, chanta.

Özgeçmiş yerine “CV”lerle iş aranıyor artık. Cankurtaranlarla “center hospital”lara yetiştiriliyoruz. Sevincimizi “oleyy”lerle, “okey”lerle “vaavvv”larla anlatır olduk. “Bay bay”lar olağanlaştı günlük kullanımımızda.

“YON”la biten Fransızca sözcüklere nasıl da sarılıyoruz tutkuyla…

Say say bitmez; lokasyon, adaptasyon, aksiyon, vizyon, misyon, revizyon, promosyon, popilasyon, navigasyon, rekreasyon, dezenformasyon, motivasyon, konsültasyon, dejenerasyon, kombinasyon, oryantasyon, erozyon.

İşin ilginç yanı toplumun bir kesiminde söylenişi bile zor olan yabancı kaynaklı bu sözcükleri Türkçe sananlar bile var.

Gözümüz aydın artık son bir kaç yıldır PEFORMANS’la da yatar kalkar olduk!

Hele bir televizyon kanalı var ki, bütün izlencelerdeki sunucular, katılımcılar, yarışmacılar “performans”sız ağızlarını açmıyorlar!

Arapça, Farsça sözcüklerin baskınını, egemenliğini de görmezden, duymazdan gelmek olanaksız. Bir bölümünü anımsayalım isterim:

Haiz, müteakiben, akabinde, teşrif, maruz, iltisak, istikşaf, imtina, camia, müsemma, beka, kainat, tahsis, mahsus, mukayese, alaka, muallak, tensip, muamele, malumat, beis, alelade, amil, elzem, aşina.

Sürer gider bu örnekler.

***

Dil aydınlanmanın, uygarlığın, yaşamın, ekinin güçlü taşıyıcısıdır. Kimlik duygusunun, yapısının temelinde dil bilinci vardır.

Türkçe kısır bir dil değil. Varsıl, üretken, köklü bir dildir. Güncel sözlüklerde 120 binden çok sözcük bulunması; ağızlar, deyimler, türetme yeteneğiyle Türkçe, dünyanın sayılı köklü dillerinden olduğunu da unutmamak gerekir.

***

Türkçe karşılığı varken, yıpranmış, eskimiş, dili zorlayan, iç karartan sözcüklerden kendimizi arındırsak, Türkçe düşünsek, Türkçeyi doğru kullansak, doğru yazsak, düzgün iletişim kursak daha iyi olmaz mı dostlar?

Bu bağlamda şair, öykücü, romancı, denemeci, eleştirmen, basın emekçileri, radyo-televizyon sunucularına, yazın emekçilerine sorumluluk, görev düşüyor elbette.

Haydi o zaman hep birlikte Türkçeye.