Ne güzel şey hatırlamak

Abone Ol

“Yaşamak şakaya gelmez” diyorsa dünya şairi Nâzım Hikmet, doğrudur, haklıdır.

İnanmalıyız ki “yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşcesine” olmalı; bu söylem bizim hasretimizden, özlemimizden çıkmalı.

Tüm zorluklara, baskılara, yıldırmalara karşın yaşamanın, savaşımın önemini vurgulayan şiir, aynı zamanda, yaşamın ötesine geçmek isteyenlere de yaşama bildirisi gibi yol gösterir.

***

İzmir’in orta yeri Kültürpark’a yolum düştükçe, 26 Ağustos kapısından girmeyi severim.

Bir utkuya doğru açılan tarihle anıldığı için belki de. Bu kapı bana yakın gelir. Bir başka neden, az ötede İzmir Sanat Merkezi’nin yanı başında Nazım Hikmet yontusuyla ayaküstü buluşmak da rahatlatır içimi.

Gölgesi, esintisi, esenliği ile genç bir çınar ağacının beklediği Nazım yontusunun olduğu yerde, yalnızlığın dingin, duru ortamında Nazım’la söyleşmek, dizelerini duyumsamak gönendirir beni.

***

Mart 2010. Şimdi hangi dergide yer aldığını anımsamıyorum; ama YAZININ GÖNLÜYLE (Bence Kitap Y.2016) kitabımda yer alan mektubumu yeniden buldum.

Şöyle seslenmişim Nâzım Ustaya :

“Sana bu mektubu kıvançla, umutla, keyifle yazmak isterdim… Memleketten muştulu haberler vermek, aydınlık görüntüler sunmak isterdim…

1963’te ülkene, halkına yaban ellerde, özlemin bulutlarına çıkarak el salladığını, arka cebinde tuttuğun beyaz mendilinin ıslak olduğunu duyumsayarak sana güzel, iyi şeylerden söz etmek isterdim… Ne var ki bunların hiç birini yerine getiremiyorum bugün. Bağışla bizi!”

***

Nâzım Hikmet’in öldüğü tarihte Urfa Lisesi’nde öğrenciydim. Komünist şair, vatan haini diye sunulan bir ad, bir şair diye bellemiştim.

Yaşamıyla, yapıtlarıyla ilgili bilgim yoktu. Ansiklopedilerde kısaca bilgilerle geçiştiriliyordu.

Şiirle, yazınla ilgilendikçe, yazdıkça, dergilere bulaştıkça Nâzım adı hep merakımdaydı, ilgimdeydi.

Ölümünden nice sonra Nâzım’ın anlamına varılmış, değerine inanılmış, şiirleri belleklere kazınmış, adı sokaklara, caddelere, bulvarlara, salonlara verilmiş, onun yontuları bir çok kentimizin parklarında yaşam bulmuş.

Yarın Nâzım’ın 124. doğum yıldönümü. Nâzım’ı anmamak, anımsamamak olanaklı değil.

Mektubumu İzmir’li imbatın kanatlarına iliştirdim, sana, evrensel ölçekli şairim Nâzım’a ulaştırsın diye.

Kültürpark’ta, görkemli yontununun bulunduğu yerde, ağaçlar altında bizimle olduğunu duyumsayarak…

Biliyorum İzmir senin için de önemli, anlamlı bir kenttir. Kuvayi Milliye Destanında yüreklerimize kazıdığın o onurlu, anlamlı dizelerde belleğimizden kazınır mı hiç?

Anısına yeniden ve hep saygıyla.

A.NEYZAR KARAHAN’I HATIRLAMAK…

Ocak ayına girince, 50 yıllık sarsılmaz dostluğun adresi şair A.NEYZAR KARAHAN’ı anmadan geçmem olanaklı değil.

İzmir sevdalısı, Karşıyaka tutkunu, hatırlı, incelikli, çelebi, sevecen, gönüldeş …

7 Ocak 2017 günü ”alzheimer” denen umarsız sayrılık ivedilikle aramızdan alıp sonsuzluğa uçuruverdi onu! Ülkesine, İzmir’e, Karşıyaka’ya, şiire doyamadan…

Yazmaya başlasam sayfalar yetmez; en iyisi gazeteci, şair dostum ÜNAL ERSÖZLÜ’nün 9 Eylül Gazetemizde yayımladığı yazısından bir kesiti paylaşayım:

“İzmir’de edebiyatımızın mütevazı ama iz bırakan şairlerinden biri olan Abdullah Neyzar Karahan’ı 2017 yılında yitirmiştik. O edebiyat yaşamının gölgesinde kendine özgü bir şiir dünyası kurmuş harika bir emekçiydi. Onun dizeleri, sıradan insanların duygularına tercüman olurken, aynı zamanda derin bir estetik anlayışının ürünüydü.”

Beklerim ve isterim ki; değerbilirlik gösterilip yıllarca yaşadığı Alaybey’de bir adı bir sokağa verilsin ABDULLAH NEYZAR KARAHAN’ın.

Anılsın, yaşasın.

Birileri sesimi duyar mı ola?