KAZİM BOZKURT/Ege Bölgesi'nin eşsiz tarım alanlarına ve biyoçeşitliliğine ev sahipliği yapan İzmir'in Menderes (Cumaovası) ilçesi, ekosistemi kökünden sarsacak ısrarlı bir madencilik tehdidiyle yeniden karşı karşıya. İlçe sınırları içerisindeki Çakaltepe Mahallesi'nde (90079 sicil ve 3420040 erişim numaralı saha), iş insanı Ceyhan Okkaoğlu tarafından hayata geçirilmesi planlanan kalker ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi için hazırlanan dosya İzmir Valiliği'ne sunuldu. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 16. maddesi kapsamında yapılan ilk incelemenin ardından ÇED süreci resmen başlatılırken, bu hamlenin arkasında oldukça dikkat çekici bir bürokratik manevra yatıyor. Zira aynı proje, doğaya vereceği ağır tahribat nedeniyle 2023 yılının şubat ayında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından kesin olarak iptal edilmişti. O dönem 99 hektarlık devasa bir ruhsat alanını kapsayan proje, bugün yasal engelleri aşabilmek umuduyla 19,98 hektara daraltıldı. Yıllık 1.000.000 ton üretim kapasitesiyle valiliğin masasına yeniden konan bu proje, geçmişteki iptal kararlarını "arka kapıdan" dolanarak delme girişimi olarak yorumlanıyor.
Zeytin kanununa takılan maden ısrarı şekil değiştirdi
Projenin geçmiş dosyalarına bakıldığında, devletin tarım kurumlarının ekolojik yıkıma karşı nasıl güçlü bir fren mekanizması oluşturduğu net bir şekilde görülüyor. Geçtiğimiz yıl projenin fişini çeken iptal kararının en güçlü yasal dayanağı, doğrudan bölgenin can damarı olan zeytinlikleri koruyan yasalardı. O dönemki incelemelerde İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, proje sahasının üç kilometre çapındaki etki alanı içerisinde verimli zeytin ağaçlarının bulunduğunu resmi raporlarla kayıt altına almıştı. Kurum uzmanları, ocağın faaliyetleri sırasında ortaya çıkacak devasa toz emisyonlarının, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun'un 20. maddesini açıkça ihlal ettiğini vurguladı. "Zeytinlik sahalarına 3 kilometre mesafede toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez" şeklindeki emredici yasa hükmü gereğince, projenin bölgede varlık göstermesi imkansız kılınmıştı. Şirketin bugün proje alanını küçülterek bu üç kilometrelik koruma kalkanının dışına çıkmaya çalışması, bölgedeki tarımsal geleceği ciddi şekilde tehdit ediyor.
Büyükşehir belediyesi telafisi imkansız tahribata dikkat çekmişti
Geçmişteki iptal gerekçeleri sadece zeytinliklerin korunmasıyla da sınırlı kalmamıştı. Alanın doğal morfolojisinin ve orman dokusunun geri dönülemez şekilde bozulacağına dikkat çeken İzmir Büyükşehir Belediyesi, projenin çevre düzeni planlarında açıkça "Tarım Arazisi" ve "Orman Alanı" olarak işaretlenen bölgelere kurulmasının ekolojik bir cinayet olacağını belirtmişti. Yerel yönetimin resmi itiraz belgelerinde, faaliyet süresi boyunca bitki örtüsünün tamamen yokedileceği ve topografyanın dev iş makineleriyle kazınacağı vurgulanmıştı. Maden şirketlerinin sıklıkla öne sürdüğü "faaliyet bittikten sonra alanı rehabilite edeceğiz" savunmasını çevresel ciddiyetten uzak bulan belediye yönetimi, böylesine değerli bir doğal mirasın geçici maden faaliyetleri uğruna tahribata maruz bırakılamayacağını raporlamıştı. Bakanlık, her iki kurumun bu ağır ve haklı itirazlarını dikkate alarak altıncı madde uyarınca ÇED sürecini tamamen iptal etmişti.
Havayı zehirleyecek toz bulutları ve atık kabusu
Geçmişte reddedilen ancak bugün küçültülmüş bir makyajla yeniden onay bekleyen yeni ÇED raporu, yaklaşan tehlikenin boyutlarını kendi teknik verileriyle itiraf ediyor. Kurulması planlanan tesis, bölgede devasa bir toz ve zehirli gaz üretim merkezi gibi çalışacak. Yüzeydeki bitkisel toprağın sıyrılması, dinamitlerin patlatılması ve sürekli hareket halindeki ağır tonajlı kamyonların taşıma işlemleri, rüzgarın da etkisiyle civardaki yerleşim yerlerini ve tarım arazilerini yoğun bir toz bulutuna boğacak. Ayrıca sahada aralıksız mesai yapacak dev ekskavatörlerin ve delicilerin atmosfere salacağı yoğun karbonmonoksit, kükürtdioksit ve azotoksit gazları kentin temiz havasını zehirleyecek. Tehlike sadece hava kirliliğiyle de kalmıyor; üretimden arta kalan yüz binlerce tonluk pasa malzemesi ile atık motor yağları, ömrünü tamamlamış dev lastikler ve sızma riski taşıyan kimyasal sıvılar, toprağı zehirlemek için adeta pimi çekilmiş bir bomba gibi bekliyor. Raporda, ocağın hemen kuzeyinden geçen Hacılar Deresi'nin bu zehirli atık sızıntılarının potansiyel kurbanı olabileceği açıkça belirtiliyor.
Dinamit şokları ve iş kazaları bölgenin huzurunu kaçıracak
Menderes'in bereketli topraklarında yaşayanları bekleyen kabus sarmalı sadece çevre kirliliği değil. Milyonlarca ton sert kayayı parçalayabilmek için açık ocakta uygulanacak olan agresif delme ve patlatma işlemleri, bölgede her gün suni depremler yaratacak. Dinamitlerin ateşlenmesiyle ortaya çıkacak zemin titreşimleri ve ürkütücü hava şokları, civardaki köylerde ve hassas yapılarda büyük bir korkuya neden olma potansiyeli taşıyor. Patlayıcıların mühendislik kurallarına uygun sıkılanmaması durumunda yüzlerce metre öteye fırlayabilecek dev kaya parçaları, çevredekiler için ölümcül birer silaha dönüşebilir. Şantiye içindeki dar ve dik alanlarda manevra yapan dev iş makinelerinin çarpışma riski, ani şev kaymaları, ezilmeler ve ormanlık alanın göbeğinde yaşanabilecek yangın ihtimalleri, bu kârlı madencilik girişiminin ardında yatan karanlık bilançoyu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.