“Kubilay Devrim uğruna; vatan sevgisi ve bütünlüğü yolunda, yalnız başına, kuvvet hesabı yapmayan bir yurtseverin örneğidir. Bunca yıldan sonra taze, canlı bir minnet duygusuyla Kubilay'a saygılar sunmaya kendimizi borçlu hissetmeliyiz (Zamanın Başbakanı İsmet İnönü)

Halaskar beni (Yurdun kurtarıcısı Cumhuriyet'in kurucusu) Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Nutuk'tan sonra en kapsamlı konuşmasını (İktisat Kongresi açış konuşması) İzmir'de yapmış, Cumhuriyet'le ilgili en özgün sözlerinden birini (Cumhuriyet fazilettir) bu şehirde söylemiş, çeşitli devrimlerle ilgili olarak ilk adımı yine çok sevdiği bu şehirde atmıştır. Her biri birer atasözü kıvam ve değerinde olan sözlerinden birini, o kutsal 9 Eylül 1922 Cumartesi günü öğle üzeri yakın komuta arkadaşlarıyla geldiği Belkahve'de İsmet İnönü'ye söylemiştir:

“Paşam, Anadolu seferi yüzaklıyla sona erdi. Bundan sonra başka işlerimizle bakarız.”

Yazık değil midir; ona karşı suikast girişimi kurtardığı bu kentte gerçekleşti; kurduğu “Mukaddes” Cumhuriyet'e karşı ilk ciddi kalkışma İzmir'in Menemen kasabasında oldu. Ben yazarınızın, 1960'tan bu yana, hemen her 23 Aralık için gazete yazıları, radyo ve Tv program metinleri yazdım. O kadar ki; olayın görgü tanıklarını, Kubilay'ın oğlu Vedat Koplay'ı bulup kendileriyle röportaj yaptım. Zamanın Başbakanı İsmet İnönü'den, özel mesaj aldım. Bu yazılarımın hemen hepsinde, “Yaşayan En Büyük Türk Şairi” Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şiirlerini kullandım. Her metni de Dağlarca'ya (P.K 33- Kadıköy/İstanbul) gönderdim. Usta ile 1968 Nisan ayının ilk günleri, “Şiir İkindileri” dolayısıyla Salihli'de bir arada olduk. Bu konuyu konuştuk; Kubilay olayının, Dağlarca şiirlerine birer ön cümle yazılarak anlatabileceğini söylemiştim. İşte şimdi o sözümü yerine getirmeye çalışacağım; daha doğrusu, sadece Dağlarca şiirlerinin başlıklarını vermekle yetineceğim:

Menemen önleri

23 Aralık 1930 dur,

Gece yeşilimsi dağlar ak.

Bir altın çizgi gibi yerle gök arasında

Gün doğdu doğacak.

Yalancı Mehdi Derviş Mehmet

Yürümüş Manisa'dan bir sarı su gibi,

Beş on adamıyla Menemen'e varmak üzere

Yılan uykusu gibi.

Görev

-Başüstüne yarbayım, dedi Kubilay,

Geçti takımının önüne.

Sevinçle başladı “Günaydın” diyerek,

Yeni başlayan bir güne.

Baktı ki şaşkın bir kalabalık doldurmuş yolları

Mermisiz erlerini dağıttı kavşaklara hemen

Bir devrim oku gibi yöneldi ıpışık

Tekbir seslerinin geldiği yere hemen.

Olay

Ne yapıyorsunuz, Hükümete baş mı kaldırıyorsunuz,

Dağılın haydi kan dökülmeden, diye gürledi Kubilay

Ama gözü dönmüş, yüreği sönmüş yalancı Mehdi,

Çekti tabancasını ateşledi aydınlığa

Ak anasından süt emer iken bir ak tay.

Kan boşalıyordu göğsünden yüreklerce al

İlk kuşlar öter iken

Ak anasından süt emer iken bir ak tay.

Göğe yansımak

Hükümet Konağına ulaştı, yok.

Kapalı.

Dolaşmak istedi yandaki cami avlusundan arka kapıya

İnancın al kartalı.

Saptı, ilerledi, sendeledi.

Düştü o.

Birdenbire yurt üzere

Büyümüştü o.

Yaralıdan baş almak

Üşüştüler karanlıklardan

Gözleri irin gibi sarı.

Daha ölmemiş Kubilay'ın üstüne

Yeryüzünün en iğrenç yobazları.

Yalancı mehdi'nin şerbeti

Yalancı Mehdi haykırarak durdu:

-Kan haramdır ama

Bunun kanını içmek helaldir.

Götürdü avuç avuç sarı ağzına

Şehit Kubilay'ın altın kanını

Doldu iğrenç avurdu.

Gerçeğe uzanan

Düştü Kubilay'ın başsız gövdesi

Bir çınar dalı gibi yere.

Sarktı yakasında anasından gelmiş

Mavi çiçek mor çiçek bir çevre.

Düştü Kubilay'ın başsız gövdesi

Bir zeytin dalı gibi yere.

Düştü cebinden bir kitap, açıldı

Göklere.

Son gösteri

Taktılar Kubilay'ın kanlı başını

Yeşil bayrağın ucuna.

Türkiye bir eldi, kocaman elin kızgınlıktan

Bütün kanı toplanıyordu avucuna.

Karanlığın sonu

Durur mu karanlık, güneşe karşı, güneşe karşı,

Doğmuştu gün.

Aydınlığın gücü fırlamıştı kışlasından.

Süngü takmıştı, süngü olmuştu, yerden göğe büsbütün...

Ey okuyucum;

Bu kanlı kalkışmada Yedeksubay Öğretmen Kubilay ile birlikte bekçi Hasan ve Şevki de katledildiler.

Şimdi, Menemen Yıldız Tepe'de, heykeltraş Ratip Aşir Acudoğu'nun başyapıtı anıtı yükseliyor. Üzerinde şu anlamlı yazıt:

“İNANDILAR DÖVÜŞTÜLER ÖLDÜLER.

BIRAKTIKLARI EMANETİN BEKÇİSİYİZ.”

Biz de öyle...

ŞİİRLER: Dağlarca Fazıl Hüsnü, Kubilay Destanı, İstanbul 1968