ALİ EKBER ATAŞ- Cumhuriyet’in en özgün aydınlanma devrimlerinden biri olan Köy Enstitüleri, yalnızca bir eğitim modeli değil; aynı zamanda bozkırın ortasında filizlenen bir vicdan ve emek örgütlenmesiydi. Bu söyleşide, Sercan Ünsal’ın arşiv belgeleri, tanıklıklar ve unutulmuş hayat hikâyeleri üzerinden yürüttüğü çalışmalarla; Pamukpınar’dan Pulur’a, kırsal kalkınma ve sağlık kolundan ustaöğreticilere uzanan geniş bir tarihsel panorama açılıyor. Resmî anlatının kıyısında kalmış isimler, suskun bırakılmış emekler ve gölgede kalmış yöneticiler yeniden görünür kılınıyor.
Ünsal’ın çalışmaları, yalnızca bir kurum tarihini değil; Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle yoğrulmuş bir eğitim idealini de tartışmaya açıyor. Şinasi Tamer, Osman Yalçın ve “Rus Hasan” gibi figürler üzerinden; liderliğin, adanmışlığın ve “iş içinde işle eğitim” anlayışının bugüne neden taşınamadığı sorusu gündeme
geliyor. Söyleşi, geçmişle hesaplaşmadan geleceğe bakılamayacağını hatırlatan bir tarih bilinciyle yapılmaya çalışıldı.
Bozkırın aydınlığında saklı kalan hikâyeleri gün yüzüne çıkaran bu metin, yalnızca bir araştırmacının emeğini değil; aynı zamanda kolektif hafızanın direncini de görünür kılıyor. Eğitim tarihimize estetik bir dikkat ve toplumsal sorumlulukla bakan bu söyleşi, dün ile bugün arasında vicdani bir köprü kuruyor.
-Köy Enstitüleri neden yalnızca “iyi bir eğitim deneyi” olarak anılıyor? Oysa siz çalışmalarınızda bunun açıkça sınıfsal (Cumhuriyetimizin) bir dönüşüm hamlesi olduğunu ima ediyorsunuz. Türkiye bu gerçeği konuşmaktan mı kaçıyor?
SERCAN ÜNSAL: İstiklal Savaşımız cephelerde tüm şiddetiyle sürerken Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, TBMM'in açılış konuşmaları ile düzenlediği I. Maarif Kongresi'nde Milli Eğitimin durumu ve önemini daima öne çıkardığını biliyoruz. Cephede savaş zihinlerde eğitim diye özetleyebileceğimiz süreç Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte öncelenmesine rağmen uzun süre özellikle kırsalın eğitim sorununun çözülemediğini biliyoruz.
1936 yılında Köy Eğitmen Kursları denemesiyle başlayan ve 1940 yılında Köy Enstitülerinin kurulmasıyla devam eden Köy Enstitüleri Eğitim Sistemi projesi Cumhuriyetimizin dönüşüm hamlelerinden en önemlisidir. Kuruluş aşamasından itibaren Cumhuriyetimiz karşıtlarınca gerek TBMM görüşmelerinde gerekse kamuoyunda sürdürülen karalama ve saldırılarla karşılaşan Köy Enstitüleri 1954'de kapatılarak öğretmen okullarına dönüştürülmüştür. Aslında 1947 proğram değişiklikleriyle sistemin özünde yapılan değişikliklerle kapatılma sürecine girilmiştir. Tonguç'un sistemin içinde düşündüğü örneğin Köy Bölge Okulu ve Dispanserleri planı uygulanamamış, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ve Köy Sağlık Kolu uygulaması, karma eğitim sonlanmıştır.
Buna rağmen Köy Enstitülerin ilk mezunlarıyla kırsalda başlayan eğitim, kırsal kalkınma ve sağlık çalışmaları sistematik olarak tam anlamıyla uygulanamasa bile ülkemizde kalıcı izler bırakmış, bugün özgün bir eğitim deneyi olarak anılarda yer etmiştir.
Köy Enstitülerinin kapatılmasının üzerinden 72 yıl geçmesine rağmen ülkemiz eğitiminin uluslararası eğitim değerlendirme anketlerindeki sonuçları ortadadır. Kısa süren Köy Enstitüleri projesi Cumhuriyetimizin ülkemizde kökleşmesinde etkili olmuş, Cumhuriyetimize nefes aldırmıştır. Bu gerçeği tartışıp önlemler alamadığımız içinde genel anlamıyla eğitimimizin, ekonomimizin ve demokrasimizin geldiği nokta ortadadır.
ARŞİVLER KORUNMADI
-Osman Yalçın gibi müdürlerin arşivlerde kalmış yönlerini gün yüzüne çıkarıyorsunuz. Bu isimlerin sistemli biçimde geri planda bırakıldığını düşünüyor musunuz?
Köy Enstitüsü kurucu kadrosu dahil öğretmen, öğrenci ve çalışanların yakın tarih yaklaşımıyla yazılması ve okura ulaştırılmasında bürokratik engeller dışında bir niyet sorunu olduğunu düşünüyorum. İsimleri ve gelişmeleri geri bıraktıracak bir durum göremiyorum. Sadece konuya derinlemesine girilmediğini söyleyebiliriz. Öncelikle Köy Enstitülerinin kurucu kadrosunda görev alan öğretmenlerimizin öykülerinin gereğince yazılmadığı ortadadır.
Bir kere şunu bilelim Köy Enstitüleri arşivlerinin son 20 yıl hariç araştırmaya açık olduğunu biliyoruz. Bu arşivler bugüne kadar korunmadığı için son yıllarda bakanlık genelde akademisyenlere izin verdiğini duyuyoruz. Ama kimse alınmasın tez, doktora vb. çalışmalara bakıyorsunuz bilinenin tekrarını aşan çalışmalar çok sınırlı düzeyde. Ben çalışmalarımda arşivler için izin alamadım. Arşivlerin hepsi çuvallara doldurulmuş içinden çıkamazsın teziyle karşılaştım. Evet Köy Enstitüleri konusuna iktidarlar hep soğuk yaklaşmışlardır. Bu yaşanılan bir durum ama 1960'lı yıllarda aktörler sağken ve olanaklar genişken bu yapılabilirdi düşüncesindeyim. Bu bir niyet sorunudur dedim. İlginç bir tespitimi söyleyeyim. Çalışmalara başladığım dönemde aşamalı olarak Pamukpınar ve Akçadağ Köy Enstitüsünü kuran Şinasi Tamer ile Pulur Köy Enstitüsü Müdürü Osman Yalçın'ın yakınlarına ulaştım. Tanışma faslından sonra babalarının vefatından sonra Köy Enstitüleri çalışması için kendilerini ilk defa benim aradığımı söylediler. Şaşırmadım dersem yeridir. Sadece üzüldüğümüz söylemek isterim.
Ben Köy Enstitülülerin önemli bir kısmının edebiyatla ilgilendiğini, anılarını yazdığını, arşivci olduklarını biliyordum. Aradan çok zaman geçsede, sürgün yollarında bir kısım belge kaybolsada aramaya, yakınlarına ulaşmaya karar verdim ve zor olanı yaptım. Köy Enstitülü yönetici, öğretmen ve mezunların yakınlarına ulaşarak kalan belge, bilgi ve kişisel arşivlerle çalışmalarımı tamamladım. Son yayınlanan Osman Yalçın ve Rus Hasan kitaplarım bunun kanıtıdır. Geçikmenin dışında zorlanmadım, ulaştığım Köy Enstitülülerin yakınları ve öğrencileri çok anlamlı bir imece örneği gösterdiler, onlara minnettarım.
KIRSALIN EĞİTİM SORUNU
-Akçadağ, Pamukpınar, Pulur hattında görev yapan Şinasi Tamer ve Osman Yalçın’ın temsil ettiği yönetici profili, bugün neden “fazla idealist” ya da “fazla eşitlikçi” bulunuyor?
Köy Enstitüleri yönetici ve öğretmen profilinin bugün "fazla idealist veya eşitlikçi” bulunması kaybedettiğimiz değerlerin göstergesidir düşüncesindeyim. Cumhuriyet devrimlerinin kahramaları olan bu öğretmenlerimizin yaşam boyu süren. örnek mücadelelerinin bir ölçeği olmamalıdır düşüncesindeyim.
-Köy Enstitüleri’nin kapatılma sürecini tarihsel belgeler ışığında okuduğunuzda, asıl kırılma noktası neydi: Soğuk Savaş mı, toprak ağalarının baskısı mı, yoksa devletin kendi içindeki ideolojik yön değişimi mi?
Kırsalın eğitim sorunu Cumhuriyetimizin kuruluşundan beri hep sorunlu olmuştur. Köy Eğitmen Kursları ile başlayan süreç Köy Enstitülerinin kurulmasıyla uygulamaya geçilmiştir. Köy Enstitüsü kanunun TBMM'de görüşülme aşamasında eğemenlerin gösterdiği direnç, uygulamanın her aşamasında büyüyerek devam etmiş, sonuçta kapatılmıştır.
Köy Enstitülerinin kapatılmasında en önemli etkenin Cumhuriyet devrimlerine karşı olan eğemen işbirlikçiler ile ABD baskısının olduğunu düşünüyorum. Kırılma noktası ise İnönü'nün 1946 sonunda yaptığı bakan değişikliği ile başlamış, kapanışa kadar sistemin özü zaten değiştirilmiştir.
Köy Enstitüleri’nin kuruluş aşamasından itibaren verilen mezunların köylerdeki etkisinin görülmeye başlamasından sonra özellikle Köy Enstitülerinin yabancı heyetlerce ziyareti ve incelemelerin yapıldığını biliyoruz. Sistemin etki ve yansımalarının artmasıyla bu incelemelerin arttığı görülüyor. Osman Yalçın anılarında
ABD Kültür ataşesinin Pamukpınar ziyaretini ve görüşmelerini yazıyor. Aynı ataşenin Ladik, Hasanoğlan ve Arifiye'ye ziyaretler yaptığı kayıtlarda var. Bu ziyaretlerden sonra nelerin raporlandığını bilmiyoruz. Diğer ziyaretçilerinde neleri raporladığını, görüş ve önerilerinin neler olduğunu bilmiyoruz. Arşivler serbest olmasına rağmen bu konuda yapılmış bir çalışmaya ben rastlamadım. Ancak, bu ziyaretlerin hayra alamet. olmadığını düşünüyorum.
Bence Köy Enstitüleri 14 yılda hedeflenen sonuçlara ulaşılamasa da Köy Enstitüleri Eğitim Sisteminin yarattığı etkiden duyulan korku kapatılmasına etken olmuştur.
KÜLTÜR VE SANAT ETKİNLİKLERİ
-Osman Yalçın’ın anılarında gördüğümüz estetik duyarlılık –sanatla, yazıyla, halk kültürüyle kurduğu bağ– sizce bilinçli bir kültür politikası mıydı? Enstitüler, Anadolu’da alternatif bir kültürel atılım mı kuruyordu?
Osman Yalçın'ın anılarında değindiği kültür ve sanat etkinlikleri Köy Enstitüsü Eğitim Sisteminin ana kültür temelini oluşturuyor. Osman Yalçın, değindiğiniz özellikleri nedeniyle bu sisteme uygun bir profil. Osman Yalçın'da öğretmenliğinden başlayarak bunları uygulamaya çalışıyor.
Şimdi Pamukpınar çalışmamda belirttiğim bir örneğe burada yer vermek isterim. Pamukpınar Köy Enstitüsü öğrencisi Erzincanlı Mustafa Uçar; resim, müzik ve folklörle ilgilenenen bir öğrencidir. İlgili işliklerde diğer yetenekli öğrencilerle özel eğitime tabi alınan Uçar, keman dahil tüm enstrümanları çalmakta, tüm yöresel halk oyunlarını bilmektedir. Köy Enstitülerinde yapılan uygulama gereği Mustafa Uçar ustaöğretici olarak iki aylığına Ortaklar Köy Enstitüsüne gönderilerek orada Ege bölgesi Zeybek oyunlarını öğrenmesi, kendisininde Sivas-Erzincan halk oyunlarını orada öğretmesi sağlanıyor. Bizim yörede Zeybek oyunu bilinmezken Pamukpınar'da Sivas, Erzincan ve Tokat'lı öğrenciler Zeybek oynamaya başlıyorlar. Mustafa Uçar ise öğretmen olarak çalıştığı Erzincan'da bu atılımı halk kültürü, müziği ve folkloruyla ilgili çalışmalarıyla yerele taşımıştır.
- Sizce bugün Köy Enstitüleri’ne yönelik nostalji, gerçek bir tarihsel yüzleşmenin önünü mü kesiyor? Enstitü deneyimi romantize ediliyor mu?
Maalesef özellikle son yıllarda Köy Enstitüleri konusu nostalji barajını aşamamıştır. Her konuda olduğu gibi objektif ve derinleme araştırma değerlendirme yapamadığımız için konunun hamasetine takılıp kalıyoruz. Evet, Köy Enstitüleri kuruluşundan beri hep saldırılara maruz kalmış, mezunlarının yaşamın çok ciddi sıkıntılarla geçmiştir. Buna rağmen mezunların sahada yaptıkları faaliyetler yerelde ve genelde kalıcı izler bırakmıştır. Bu izleri topluma yaşanmışlıklarla yansıtabilseydik Köy Enstitüsü gerçeğini önyargılardan arındırabilirdik düşüncesindeyim.
Ben uzatmamak için enstitülülerin kırsal kalkınma ve sağlık kolu çalışmalarının örneklerine girmedim. Dönemin koşulları dikkate alınarak sistemin bütüncül yapısıyla değerlendirilmesinde ülkemiz gerçeklerine ne kadar uygun bir model olduğunun görüldüğü kanaatindeyim.