Sevgili okurlarım, Sezen Aksu'nun şarkı sözü, Sedef kabaş'ın bir Çerkez atasözü üzerinden Cumhurbaşkanı'nı eleştirmesi Türkiye gündeminde hala sıcaklığını koruyor. Sedef Kabaş, bir gece yarısı operasyonu ile evinden alınarak gözaltına alınıyor ve sonra da jet hızıyla çıkarıldığı mahkemece tutuklanıyor. Hem de elleri arkasından ters kelepçeli... Bir gazeteci, yazar ve bir iletişim uzmanı olan Sedef Kabaş'a vurulan ters kelepçe, aslında adalete vurulmuş bir ters kelepçedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Dillerini koparırız” diyerek hedef gösterdiği Sezen Aksu konusu daha kapanmadan, Sedef Kabaş, aynı çevreler tarafından linç girişimine maruz kaldı. Sedef Kabaş, "Cumhurbaşkanı'na hakaret" iddiasıyla tutuklanıp hapse atıldı. İktidarın amacı, toplum üzerinde bir baskı yaratıp, korku iklimini topluma yaymak ve gündemi değiştirmek. Bir iktidar, vatandaşına refah sunamıyorsa, vatandaşının sorunlarına çözüm üretemiyorsa, halkını yoksulluğa sürüklüyorsa, geriye başka bir şeyler kalıyor... O da şu: Topluma korku salmak, toplumda gerilim çıkarmak ve baskıyı sürdürüp toplumu sindirmek... Halbuki başarılı bir iktidar, yarattığı refah ortamıyla, hoşgörüsüyle her kesime karşı sevgi ve saygıyla vatandaşının gönlünde yer almalı. Olması gereken budur... Bu iktidar, hayat pahalılığı ve işsizlik içinde kıvranan vatandaşını korkutarak hizaya getirmeyi tercih ediyor. Bu iktidarın eleştiriye karşı hiç tahammülü yok. Halbuki eleştiri demokrasinin çiçeği gibidir.  Ne yazık ki Türkiye zulmün reva gördüğü, açan çiçeklerin hep soldurulduğu bir ülke haline getirildi. Adalet ve demokrasi yok edildi. Adaletin ve demokrasinin olmadığı bir ülkede,  insanın başına her şey gelir. Ve nitekim geliyor... Adalet buyruk altında olursa eğer, Sezen Aksu'nun dili de kesilmeye kalkışılır, Sedef Kabaş da bir Çerkez atasözünü söylediği için haksız ve hukuksuzca içeriye atılır. 21. yüzyılda ev basıp yakalama yapmak, yargıya talimat vermek, kişileri hedef göstermek hukukun işlediği devletlerde asla olmaz. Dil koparmak gibi linç terimleri kullanmak ve bir atasözünden suç üretmek demokrasinin olduğu devletlerde olmaz. Bu tür olaylar totaliter yönetimlerde olur. Bu tür yaklaşımlar toplumu gerer ve toplumu kutuplaştırır. Bu tür olaylar hukukun üstünlüğünü zedeler ve yok eder. Bu tür olaylardan medet ummak kimseye bir şey kazandırmaz. Toplum zaten çok gergin, vatandaş zaten zorda...  Vatandaş, ilacını eczaneden veresiye alıyorsa, saatlerce ekmek kuyruğunda bekliyorsa, doğalgaz faturası iyice şişmesin diye  kombisini kapatıyorsa, elektrik faturası az gelsin diye vatandaş televizyon ışığında gecesini geçiriyorsa ve bu gerçekler iktidar tarafından görmemezlikten geliniyorsa  bu yaşam biçimi acıdır, insani ve vicdani değildir. Vatandaş, çaresizlikten pazarda, manavda zedelenmiş meyve ve sebzeleri ucuza almak için bir çaba sarfediyorsa bu insani ve vicdani değildir. Ülkede hal böyleyken sorunları çözmekte zorlanan iktidar, sürekli bahane üretiyor, vatandaşının itibarını hiçe sayıyor. Baskı iklimi yaratarak toplumu sindirmeye çalışıyor. Şunu unutmayın ki korku duvarları çoktan yıkıldı. Son sözlerim şu ki: Mutlu olmak, iyi ki varım, iyi ki yaşıyorum ve iyi ki bu güzellikleri görebiliyorum diyebilmek için; memleketimin hasret kaldığı demokrasiye, adalete, insan hak ve özgürlüklerine, sevgiye ve merhamete ihtiyacı var. İnsanın baskıyla, zulümle, korkuyla yaşaması 21.yüzyılda olacak bir şey değil...Üzülerek söylemek isterim ki Türkiye'de insanın can ve mal güvenliği  baskı altında. Ülkemizde yaşananlar kaygı yaratıyor. Çünkü hukuk ve vicdan baskı altında...