İBB İzmir Planlama Ajansı (İZPA) tarafından Kültürpark Atlas Pavyonu’nda düzenlenen ve kentin gelecek 50 yılına ilişkin düşünme, tartışma ve birlikte düşleme alanı sunacağı vurgulanan ‘İki Çizgi Arasında Geleceğin İzmir’ine Bugünden Bir Bakış’ adını taşıyan serginin açılmış olmasını önemli ve son derece değerli buluyorum. Açılış konuşmasını yapan İZPA Başkanı Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu’nun,” serginin yalnızca bir plânlama çalışması olmadığını” söyleyerek “aynı zamanda kentlinin katılımıyla biçimlenen kolektif bir düşleme süreci” olduğunu söylemesi bence daha da değerli.
Yazar Nahid Sırrı Örik’in (22 Mayıs 1895-18 Ocak 1960) 1933 ilâ 1957 yılları arasında çoğunluğu Tanin gazetesinde olmak üzere pek çok gazete ve dergilerde çıkmış yazılarını (*) dikkatlice okuduğumuzda İstanbul’u konu alan yazılarının ağırlıklı olduğunu görürüz. Yazar Örik, “en kıymetlimizi teşkil eden” diye tanımladığı İstanbul’un korunmasına ilişkin düşüncelerini aktarırken bir yazısında da “Boğaziçi Müzesi” kurulmasını önerir ve bunu ömür boyu savunur. Bu öneriyi okuyunca Sayın Dr. Ali Nail Kubalı’nın, İzmir için dünyanın bir numaralı mimarına yaptırılacak bir arkeoloji müzesinin kurulması konusunda yıllar boyu dil dökmesini anımsadım ve bunun merkezi ile yerel yönetimlerce bugüne değin ilgiye alınmamasına bir kez daha hayıflandım.
Bu kez de ben, “ya tutarsa!” diyerek, Nahid Sırrı Örik’den esin alarak, yerini de söyleyerek “İzmir’e bir KÖRFEZ MÜZESİ” önerisinde bulunacağım.
Körfez’in, İzmir’in tâcı olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Varlığı, kente bir çok değer katan Körfez, bilimsel ve estetik yönleriyle ele alındığında kattığı değerlerin listesi uzar gider. Hemen bir ikisini söylemem gerekirse; Dibinde yaşayan canlılar, barındırdığı arkeolojik katmanlar, İnciraltı Kent Ormanı, Balçova Bahçeler Arası, özellikle de bugüne değin algımıza yerleştirerek tam anlamıyla değer veremediğimiz Kuş Cenneti ve dezavantajlı bölge Aliağa Gemi Söküm Tesisleri alanı vs..
Körfez denildiğinde barındırdığı değerler denli bugün taşıdığı kirlilik ve neden olduğu olumsuzlukların da ilgiye alınması ayrıca gerekir.
İşte, kısa tuttuğum bu girişin ardından Müze’nin işlevi ne olmalıdır? konusuna gelirsek; barındırdığı estetik değerlerle su varsıllığı öncelikle sergilenmeli, müze, ‘Yaşayan Müze’ olarak tasarlanmalıdır. Bunun dışında herkesin anında bilgi sahibi olabileceği, Körfez’in temizlenmesine dönük neler yapılıyor, sorusuna yanıt alabileceği bir laboratuvarın kurulması da temel alınmalıdır.
Peki, nereye kurulmalı?
Önerisini yaptığım Körfez Müzesi için tartışmalı iki kamu alanını öneriyorum: Birinci alan, Konak’taki yıkılan belediye binasının bulunduğu yer ve ikinci alan, birinci alanla bağlantılı ‘Basmane Çukuru’. Kamuya ait her iki alanda da fazla çokkatlıya kaçmadan, en fazla iki kat üzerine yapılacak modern mimariye dayalı yapılar, ekonomik yönden uygun olabileceği gibi kente ivme kazandıracaktır.
Dileğim; İzmir Plânlama Ajansı (İZPA)’nın, Körfez Müzesi konulu, biliminsanları ile sanatçıların ve tartışmaya değer katacakların oluşturacakları bir çalıştay düzenleyerek kentin dinamik yapısını gerçekçi ölçekte değerlendirme yolunda adım atmasıdır.
Nahid Sırrı Örik, İSTANBUL YAZILARI. Yayına Haz. Bahriye Çeri, Türk Tarih Kurumu yay., 2011-Ankara.