Koltuk sahipleri sanata dayanamıyor  

Bilinen ilk sanat eseri bundan 30 bin yıl önce Neandertal insanlar tarafından İspanya’da Malaga’nın 35 km doğusunda bulunan Costa Del Sol şehrinde Nerja mağarasının duvarlarına çizilen 6 ayı balığını tasvir eden resimlerdir. İnsanoğlunun henüz tozlarını kaldırmadığı bir dünya keşfedilebileceği varsayılırsa belki de sanatın tarihi çok daha eskiye dayanıyor. Yani bu koca koca binalardan önce sanat vardı.  

 Hatta Dünya’nın en kötü zamanlarında sanat en somut haliyle hayatın en güçlü bağı olarak var oldu.  Albert Camus’un dediği gibi; “Dünya aydınlık olsaydı sanat olmazdı.” Sanat hep bu karanlığa karşı yakılmış bir fener oldu. O yüzden hala Ortadoğu’da barbarlar ilk önce sanat eserlerine saldırıyor. 2 bin yıllık heykelleri kırarak sanatı ortadan kaldırabileceklerini sanıyorlar.    
  

***  

Şimdi ben bunları niye mi anlatıyorum; aslında hepinizin az çok haberdar olduğu bir konu nedeniyle anlattım. Yaklaşık bir aydır İzmir’de hocasıyla öğrencisiyle onlarca sanatçı kendilerinin dilinden hiç anlamayan bürokratlarla eğitim alanları için mücadele ediyor.  

   

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Narlıdere Kampüsü’nden Tınaztepe’deki rektörlük için tasarlanan, atölyesi ve sahnesi olmayan binaya taşınmaya zorlanıyor. Aynı fakülte, üniversite rektörlüğü tarafından birkaç yıl önce Alsancak’taki yerleşkesinden Narlıdere’ye “mevcut binanın depreme karşı dayanıklı olmadığı” gerekçesiyle taşınmıştı. Fakülte, tekrar aynı gerekçe sunularak Narlıdere’den Tınaztepe’ye taşınmak isteniyor. Ne hikmetse sanatın girdiği bina depreme dayanamıyor.  

  
 Aslında binalar değil düzenin koltuk sahipleri sanata dayanamıyor. Zabıtaların sokak sanatçılarını işportacılar gibi kovalaması, toplu taşıma araçlarında müzik yapmanın yasaklanması, görkemli kültür merkezlerinin halk için değil bir avuç azınlık için tasarlanması bunun göstergesi. Bütün büyük rantsal meseleleri bir yana bırakırsak, Güzel Sanatlar Fakültesi’nin taşınmasının bir nedeni de budur. İnsanların içinde sanat yeşermesin, sanat ve halk iç içe olmasın diyedir. O politik ve ücretsiz oyunlar oynanmasın, o çıplak heykeller okul bahçesini süslemesin diyedir. Sanatın aydınlığı yayılmasın, karanlık hep hüküm sürsün diyedir.  

  Yazının başında söylediğim gibi, bundan 30 bin yıl önce binalar, devletler, iktidarlar yokken var olan sanat şimdide var, hep de olacak.  

İşte tam bu nedenle, “Mesele bina değil, kokuşmuş zihinleridir”, tam bu nedenle, ”Mesele bina değil sanattır.”  

  
 

YORUM EKLE