Kitaplardaki “sunuş-değerlendirme” yazılarından söz ediyorum. Bunun çok nitelikli ve nasıl yazılmasına dair seçkin örnekleri var. Yazarın önüne geçmeye, rol kapmaya, işlenen konuyu-temayı ele geçirmeye, “Keşke benim gibi düşünüp yazsaydı” demeye, kısaca “başkasının dükkânında tezgâh açmaya” kalkanlar, elbette bu örneklerin dışındadır. Kuşkusuz, bir kitaba “usta, kıdemli, deneyimli, uzman” kimliğiyle bir başka kalemden yazı almak önemlidir, değerlidir. Bu tür yazılar, dün ile yarın arasında o kitabın “bugün” ne dediğini açımlar, okuru kitaba hazırlar. Okuyacağımıza dair “referans” sunar, garanti verir, boşuna zaman harcamayacağımızı gösterir. Tarihsel bir konumlandırma yapıp, bizi öncesine-sonrasına dair bilgilenme yolculuklarına kışkırtır. Biz böylece yazarımızın, kitabının ve hayattaki karşılıklarının ipuçlarını elde ederek hazırlanır ve okumaya başlarız.

Kötü örnekler hemen sırıtır. En bilinenlerin ortak özelliği, okumamıza tahakküm koymaya kalkışmalarıdır. Abartılı övgüler, ancak türün ve zamanın ve en önemlisi okuyanın vereceği değerlendirme notunu koşullamaya kalkışmalar, dikkatleri kitaptan kaçırıp “Beğenip beğenmemeyi boş verin, aslında çok iyi insandır, yazarı sevin” mealinde sulandırmalar, kötü örneklerin başlıca göstergeleridir. 

***

Genç yazarların ilk kitaplarına yazılan “umutlu” yazılar, onları bir yandan onurlandırır, bir yandan da üretim-nitelik açısından sorumluluk altına sokar ve bu açıdan –kıvamı iyi tutturmak koşuluyla- öyle de olmalıdır. Bu dediğim, daha çok “edebi” türler için geçerlidir. Ancak, yaşını başını almış bir şairin bilmem kaçıncı kitabına “övgü ve yüreklendirme” yazısı değil, olsa olsa örneğin Asım Bezirci ustalığında değerlendirme-irdeleme yazıları yakışır. Bu bağlamdan uzak ve endazesi kaçmış yazılar, kalp kırmamaya çalışıyorum, saçmalıktır. Önsöz ya da sunuş niteliğindeki yazılara dair bu eleştirilere rahmet okutturacak biçimde, yakınlardaki yazarlardan amcaoğluna, iş arkadaşlarından teyzekızına, alayından derlediği “izlenim-temenni-teşekkür yazıları”nı kitabının sonuna koyanları da unutmayalım. Biz gariban okurlardan ne isterler, bilemem. Onlar gibi anlayamadığımız ve algılayamadığımız için, ne kadar zavallı olduğumuzu düşünmemizi mi? İçtenlikle yüz göz olma arasındaki çizgiyi kaçırmamalıyız.

Öyle kitap “sunuş” yazıları okudum ki, yazarın yazdıklarını okumamı frenlemiş, ilgi ve merakımın önüne takoz gibi yatmışlardır. Sakız gibi uzayanlardan ağdalı –ve yazanın da inanmadığı belli olan- anlatımlara, kitabın içeriği ve biçimiyle en küçük ilgisi olmayan “literatür” döktürmelerden kanırtıcı kuramsal çıkarımlara, hangisini saymalı? Beni en çok güldürenler ise örneğin şiir kitaplarına “sunuş” yazanların, şairden çok şiirsel anlatımlara abanmaları, dile sirk cambazı eziyeti çektirmeleridir. 

***

Ah evet, kitaba dair yazmayı fırsat bilip, önüne gelene saydıranları da anmalıyız. Savrulmaları, duruş bozuklukları ya da oyalanmalarıyla yüzleşeceklerine, tüm değerlerin, yaklaşımların, tercihlerin üstünde tepinerek, kitabı-yazarı kendileri için atış rampasına dönüştürürler. “Aşmış taşmış bilgelik” katında gördükleri herzelerini, üstümüze boca etmeyi marifet sayarlar. Hikmetinden sual olmaz bir hiddetle, kendileri dışındaki akımları, yaklaşımları ve ürünleri, hınçla kurşuna dizip, öfkeyle gömerler. Hele ki genç bir yazarın ve emeğinin üstünden gösterilen bu “tasarruf”, ne tuhaf bir hezeyandır. Doğrusu ya, hem şöyle ya da böyle kayda geçen adlarına, hem de kitabını “onurlandırdıkları” yazara haksızlık ve yazık ederler. Örnek vermedim, isterseniz siz kitaplığınızı bu gözle dolaşıverin. Çoğunu okumadan atlayıp, yazara ve kitabına geçtiğiniz için, kendinize teşekkür edebilirsiniz.

Biz her yazılanı sevip benimsememe hakkına ne kadar sahipsek, bir kitaba önsöz-sunuş yazısının da yazarın-yayınevinin seçimi olduğunu bilmek ve onaylamasak da anlamak durumundayız. Okumayız olur biter. Ama kimse talep etmemişken, hayata bir kitap arz ediliyorsa –ne büyük cesaret ve özveridir- biraz daha özen ve dikkat göstermek de ilgililerin sorumluluğundadır.

Başımızda bunca dert varken, değindiğin konuya bak demeyiniz. Bu konuyu belki de, içime çöken hüzünlerden ve kederlerden bir parça uzaklaşmak için yazdım. İşe yaramasını umarım.