Kitaba Teslim Ol Çağrısı

Karadan denizden havadan

Kuşatıldın dört bir yandan

Elimde makinalı tüfek

Ağzımda sesbüyüten

Sana sesleniyorum kitap:

-Aklını başına topla

Çık dışarı teslim ol

Verilen süre bitmeden!

Kitabın saklandığı mavi

Yerle bir ediyorum

Sayfaları delik deşik

Sözcükleri lime lime

Ama gebermiyor kitap

Ben öldürüyorum o diriliyor

Işıktan kanatlarıyla

Uçuyor çağdan çağa

(Ali Yüce)

“Kimseden ümmid-i feyz etmem

dilenmem perr ü bal”

(Kimseden bağış ummam

kol kanat dilenmem)

(Fikret)

Geçen Cumartesi 9 Eylül Gazetesi'ni elime alıp, kendi yazımı okurken, kapımızı kargocu Ağrılı Cemal çaldı:

-Şadan Hoca'ya kitap var... Başka ne olacak?..

Özdemir Asaf'ın yazdığı gibi:

“Bana bir mektup geldi

İçinden ben çıktım!”

Buna benzer bir tansık (mucize) gerçekleşti. Kargo zarfından, ilk eleştirmeni olduğum; Muğla Öykü Günleri'ne de çağırdığım “Öykü Güzeli” Feyza Hepçilingirler'in son iki kitabı çıktı. Biri, “Öyküyü Okumak.” Seçkin bir öykücünün, seçtiği öykücüler gözümüzün önüne getiriliyor. İkişer öyküsü konu edinilen 12 öykücünün adlarını vereyim: Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Adalet Ağaoğlu, Füruzan, Tomris Uyar, Nursal Durual, Necati Tosuner, Erendiz Atasü, Ülkü Ayvaz, Attila Şenkon, Aslı Erdoğan ve Ahmet Bülent Tetik.

(12 yazar arasında Ömer Seyfettin, Halikarnas Balıkçısı, Yaşar Kemal, Memduh Şevket Esendal vb'nin yer almayışı sizin de dikkatinizi çekmiştir.)

Kitabın kapağını açınca ilk sayfada, yazarımızın özgeçmişini okuyoruz. “Gençlere... Her yaştan...” adanmış olan kitabın ilk yazısı “Öykü Hep 'Zor' Kalacak” başlığını taşıyor.

Yazarımız, “...alıntılı konuşmayı/yazmayı hiç sevmem” diyor ama ben, Feyza'nın bu kitabını, kendisinden şu alıntıyla yorumluyorum: “Öykü yumuşak yumuşak okşamaz; başında ya da sonunda sarsar okuru. Bir tümceyle, bir ünlemle, bir sözcükle; kimi zaman da susarak...”

İçinde Kendimi Bulduğum Kitap

Hani, kabak çekirdeği çitlerken, en kabadayı, daha doğrusu en gösterişli olanını sona saklarsınız ya... Hani, tadı ağzımda kalsın gibilerden.

Ben de, Feyza'dan gelen iki kitaptan, kapağında, modern (!) kente gelmiş Hitit Prensesi olan “Arinna”yı sona bıraktım. Yazarının, layık olmaya çalışacağım sunusuyla elimi öpen kitabın 84. sayfasında kendimle karşılaştım. Gelen konuğun gizemini çözmede yardımcı olacağım inancıyla bana baş vuruluyordu. Öyle ya; eski Anadolu ekinine (kültür) tutkum cümlenin malumu idi.

Gelen, Hitit Prensesi Arinna idi. Kendisi, bu topraklarda 3 bin 500 yıl kadar önce yaşamıştı. Benim “Masalsı Türkiye” kitabımdaki Neşalı Kız gibi. Ne zordu onu günümüze up to date etmek!

Neydi gökdelenler, arabalar, uçaklar, televizyonlar falan filan? O anlamakta, yazar ve ailesi anlatmakta güçlük çekiyordu. Alıntı yapmam gerek, açıklama yapmaya hakkım yok. İlgilenen kitabı bulup okur. Beni sevindiren, bir kitapla ortaya attığım düşüncenin yeni fikir ve eserler doğurmasıydı. Sözün kısası: Yazarlığın ustalık döneminde olan Feyza Hepçilingirler, onun yolundan yürüyeceklere pek güzel rehberlik ediyor. “Fabrika yapan fabrika gibi” eser doğuracak bir eser.

Parmağında takat, bilgisayarında toner bitmesin feyiz veren Feyza!

Sevdalı sözcükler

Beni tanımadın mı dedi

Bir sözcük bir sözcüğe

Çevir zamanın sayfalarını

Belleğini iyi yokla

İyi bak gözlerimin içine

Anılar devşir yüzümden

Bir yağmur sonrasıydı

Yan yana düşmüştük hani

Bir şiirin ilk dizesinde

Göz göze gelmiştik birden

Bir şey kımıldamıştı içimizde

Sonra sürülmüştük şiirden

İzinsiz öpüştük diye

Sesin sesime değince
İçimdeki süt denizleri
Köpürmeye başladı gene
Öpüşe banınca dudaklarımızı
Kendi kokusunu duydu yosun
Şiirin gizli aynasında
Kendi rengini gördü menekşe

Haydi gel dedi
Dişi sözcük erkek sözcüğe
Başka bir şiire girelim
Görünmeden ozan abiye

(Ali Yüce)