Okumuş kadın farklı oluyor; hele bir de yazıyorsa, güzelliğine güzellik katıyor.

Erken gençliğimden beri hep böyle kadınların izini sürdüm. İlk çağ kadınlarından Hitit İmparatoriçesi Pudu Hepa, Miletli Aspasia, Karia kraliçeleri Birinci ve İkinci Artemisia'lar, tarihe “Tloslu Kadın” deyimini armağan eden Muğla'nın Kemerdere ilçesinin Döğer köyünde yaşamış Diodetes'in kızı Antiokhis, şairler kraliçesi “18. Mousa” Lesbonlu Sappho, Efesli Arkesiannase... Modern zamanlarda yaşamış Halide Edip Adıvar, Latife Hanım, Azra Erhat, Türkan Seylan, Adalet Ağaoğlu, Gülten Akın, Füreye Koral, Feyza Hepçilingirler gibi öncü kadınlar hep ilgi alanım içerisinde yer aldı.

Şehirler güzeli İzmir, okumuş kadınlar açısından son derece şanslı. Kentimizin söylensel (efsanevi) kurucusu Smyrna'nın çağımızdaki temsilcileri arasında oldukça fazla sayıda yazar, politikacı, iş kadını, sanatçı ve akademisyen var.

Telefonunuza gelen mesajların tümünü okumaya yetişemediğiniz oluyordur. Çoğu, tanımadığınız kişilerden ve hiç sizi ilgilendirmeyen konular içerir. Ama bazıları vardır ki; yaşamınızda yeni bir sayfa açacaktır. Bir gün ekranıma düşen iletilerden birinde; beni kitaplarımdan tanıdığını, Şirinceliler'in, “Köyümüzü Şadan Gökovalı tanıttı” dediklerini yazıyordu. İmzaya baktım: Emekli Eğitimci Yazar Firdevs Tuncay. Bir imza günümde, imzalamam için iki kitabımı uzattı; öbür elinde “Kalbim Rumeli'de Kaldı” adlı kendi kitabı vardı. Ayaküstü, şimdi de, Anadolu'dan Ege'nin öte yakasına göçmüşlerin (Anadolu Rumları) öyküsünü yazmakta olduğundan söz etti. Sonraki günler, telefon iletileriyle ilişkide kaldık. Kibarlığı ve öğrenmeden duyduğu sevinç, alkışı hak edecek düzeydeydi.

Kalbim Anadolu'da Kaldı

Bana, aradan fazla zaman geçmeden, beklediğim kitabı elimi öptü: “Kalbim Anadolu'da Kaldı.”

Öne hızlıca göz atıp, sonra dikkatlice okuduğum kitabın arkadaki boş sayfaya şu notu düşüverdim:

“Anlatı düzgün; anlatanlar da, okuyanlar da üzgün.”

İlkinde olduğu gibi, ikinci kitabında da, olmaz olası savaş yüzünden yaşadığı topraklaradn koparılanların yurtsamaları okunuyordu.

“Kalbim Anadolu'da Kaldı”, “Teşekkür”, “Sunum”, “Önsöz” ve “Giriş”ten sonra şu bölümleri içeriyor:

“Büyükada Bir Masaldı”, Hasretim İstanbul”, “Haybeliada Sevgilim”, “Atina'daki Eski Anadolu”, “Isparta'nın Mis Kokulu Gülleri”, “Kayıp Cennet Vourla”, “Ah Anneciğim!”, “Bir Sinasos Sevdalısı”. Bölüm başlıkları, içeriğini ifşa ediyor.

Ben yazarınız, kitapta anlatılan hakkında yorum yapmak yerine, Attila İlhan'ın bir nezarethane duvarında görüp çarpıldığı beyti aktarmakla yetineceğim:

“Kişi kendi arzusuyla terk-i diyar etmez /

Sebepsiz gurbetin kahrını kimse ihtiyar etmez!” (La edri)

Şirince

Adı, “her türlü ağacın, özellikle üzüm bağlarının bulunduğu büyük bahçe, cennet” anlamına gelen Atatürk kadınına, Şirince konusunda bilgi vereyim:

Selçuk'un 8 km doğusunda, çanak gibi bir yerde kurulmuş olan bu yerleşim yerine ilk olarak, Selçuk Noteri Mehmet Işıksoy ile gittim. Sonraları köylüler benim hemşehrim, ben onların onursal hemşehrisi oldum. Gazete ve dergilerdeki yazılarım, radyo program ve belgesellerim bir cilt oluşturur.

Türk işgalinden kaçan bir grup Efesli, “dağların arasında bir köy kurmuş, olasılıkla ilk olarak “Kırk iki kilise” demişler. Zaman zaman çarşıda pazarda karşılaştıkları Türkler onlara, köylülerin nasıl bir yer olduğunu sorduklarında “Çirkince” demişler, bu sıfat bu cennet yere isim olmuş. İzmir'in imarcı valisi Kazım Dirik Paşa, köye gelip, “Buraya Şirince diyelim” demiş. Köyün öğretmeni Suat Bey'in yazdığı şiir bestelenip “Şirince Marşı” olmuş:

Şirince Marşı

Köyümüz şeref saçar

Yaylaların üstüne

Küme küme kuş uçar

Tarlaların üstüne.

Soğuk kaynak suları

Şırıl şırıl şırıldar

Söğütlerin dalları

Sulara gölge yapar.

Kimdir diyen acaba

Bu yerlere Çirkince

Biz diyelim daima

Köyümüze Şirince.

Gece gökte yıldızlar

Birer elmas parçası

Her tarafı yıldızlar

Hain altın fırçası.

Kaval ile çobanlar

Dağdan dağa seslenir

Sürü sürü koyunlar

Yamaçlarda beslenir.

Kimdir diyen acaba

Bu yerlere Çirkince?

Biz diyelim daima

Köyümüze Şirince

(Muallim Suat Bey)