Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, küresel enerji krizinin Türkiye ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkilerine dair çarpıcı açıklamalar yaptı. Enerji fiyatlarındaki anormal artışların sadece sanayiyi değil, mutfaktaki gıda enflasyonunu da tetiklediğini belirten Kındap, vatandaşları zor günlerin beklediğini ifade etti.
9 Eylül Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serdar Yılmaz ile gazetemizin ekonomi yazarları Serkan Aksüyek ve Tolga Albay’ın sorularını yanıtlayan Kındap, “Yoksullaşacağız. 2026 senesine geldik, yılbaşını güzel bir şekilde kutladık, 2025'in zorluklarından daha iyi bir yıl geçirme dileğiyle başladık. Ama hemen yılın başında savaşları, gerginlikleri, işgalleri, enerji fiyatlarının öngörülemez şekilde artışını yaşadık. Geldiğimiz noktada toplumun tüm kesimlerini ek maliyetler bekliyor. Isınmadan ulaşıma ve gıdaya kadar her şey etkileniyor.” dedi.

FARKLI KULLANIM ALANLARI
Ali Kındap, jeotermalin diğer yenilenebilir enerji kaynaklarından farklı olarak entegre bir ekonomik zincir sunabileceğini vurguladı. Bir jeotermal kuyusundan sadece elektrik üretilmediğine dikkat çeken Kındap, Denizli’nin Sarayköy ilçesinde uygulama alanı bulunan entegre kullanım örneğini şöyle açıkladı:
“Yerin 2500-3000 metre derininden çıkardığımız jeotermal kaynağın önce ısısını alıyoruz ve elektrik üretiyoruz. Daha sonra jeotermal seralarda tarımsal üretim için kullanıyoruz. Kalan kaynağın bir kısmını Sarayköy ilçesinde 5 bin konutu ısıtmak için kullanıyoruz, diğer kısmını ise iki termal tesise vererek termal turizmin gelişimine katkıda bulunuyoruz. İçindeki karbondioksit gazını gıda sektörü için kuru buz haline dönüştürüyoruz. Yani kaynaktan çok farklı sektörlerde değer zinciri yaratabiliyoruz.”

2010-2020 ARASI TÜRK MUCİZESİ
Kındap, Türkiye’nin son 20 yılda yenilenebilir enerji alanında çok önemli başarılara imza attığını, 125 bin Megavat’ı (MW) aşan toplam kurulu güç içerisinde hidroelektrik dahil yenilenebilir kaynakların payının yüzde 62 seviyesine ulaştığını belirtti.
Jeotermal kaynaklı elektrik enerjisi kurulu gücünde 2010-2020 yılları arasındaki on yılda yüz kattan fazla artış kaydedildiğinin bilgisini veren Kındap, küresel jeotermal literatürünün dünyada örneği olmayan bu başarıyı ‘Türk Mucizesi’ olarak adlandırdığını vurguladı.
Sektörün yaşadığı Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) sorununa da değinen Ali Kındap, 30 Nisan 2023 tarihli ve 7189 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı’nda yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üreten YEK Belgeli tesislerin YEKDEM mekanizmasından yararlanması için 31 Aralık 2030 tarihine kadar işletmeye girmesi gerektiğini hatırlattı.
Bir jeotermal yatırımın devreye girebilmesi için lisans, izin, ruhsat, arazi alımı, ÇED, sondaj, kaynak verimliliğinin saptanması, santralin inşası ve devreye alınması gibi çok detaylı ve maliyetli aşamaların geçilmesi gerektiğinin altını çizen Kındap, şu değerlendirmeyi yaptı:
“DUVARA ÇARPABİLİRİZ”
“Bu maliyetlerin tüm riski yatırımcının sırtında ve yerin altına indikten sonra çoğu kez evdeki hesap çarşıya uymayabiliyor. Sondaj yaptığınız sahadaki kaynak verimliliği elektrik üretimine uygun değilse, onca masraf çöpe gidebiliyor. Bu aşamaların tümünün sorunsuz ve engelsiz şekilde geçildiğini varsaysak bile en iyimser koşullarda beş yıllık bir zaman dilimine ihtiyaç var. Bugün yatırım kararı alan bir yatırımcının, santralini devreye alması en erken 2031 yılını bulacaktır. Beş senenin altında bir yatırımı hayata geçirme şansımız yok. Santraller mevcut yasal mevzuata göre 31 Aralık 2030’dan sonra devreye alındığı için, 15 yıl sürecek YEKDEM desteğinden yararlanamayacak. Takvimde yaşanan sıkışıklık, sektöre yatırıma hazırlanan firmaların da “bekle gör” demesine neden oluyor.
Oysa söz gelimi güneş enerjisinde bir yatırımı 6 ayda hayata geçirebilirsiniz. Öngörülemez bazı aksaklıklar nedeniyle geri adım atsanız bile en geç bir sene içerisinde toparlarsınız. Rüzgâr enerjisinde bu belki bir senenizi alır. Ama jeotermalde 5 sene toparlanmanız çok zor. Sektör olarak önerimiz, jeotermal enerji yatırımlarının YEKDEM kapsamında üretim yapabilmesi için devreye alınma tarihinin 31 Aralık 2030’dan 31 Aralık 2040’a uzatılması yönünde. Herhangi bir teşvik ya da destek istemiyoruz. Şayet bu öteleme gerçekleşmez ise 2027 yılı ve sonrasında tüm yatırım planlarının askıya alınma riski bulunuyor. 2020-2023 yılları arasında ‘İkinci YEKDEM’ olarak adlandırdığımız dönemde sektörümüz tüm ivmesini kaybetmiş adeta serbest düşüşe geçmişti. Hatta duvara çarpmıştı bile diyebiliriz. Türk jeotermal enerji sektörü olarak ikinci kez aynı duvara çarpmak istemiyoruz. Bu nedenle 2026 yılını köprüden önceki son çıkış olarak değerlendiriyoruz. Takvimde yaşanan bu sıkışıklığı aşabilirsek, 2035 yılında 3 bin MW ile dünyada ABD’den sonra ikinci olmaya adayız. Bunun sözünü rahatlıkla verebiliriz.”

SEFERBERLİK ÇAĞRISI
JED Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, yaşanan sorunun yalnızca yatırım değil; aynı zamanda politika, finansman ve toplumsal farkındalık eksikliği olduğunu savunarak, Türkiye’nin bu alanda hızlı ilerleyebilmesi için bütüncül bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini belirtti
“Yapmamız gereken şey bir seferberlik. Kamuoyunun bilinçlendirilmesinden mevzuata, finansmandan destek mekanizmalarına kadar geniş kapsamlı bir seferberlik gerekiyor” diyen Kındap, 2020-2023 yılları arasında jeotermal enerji sektöründe yaşanan travmanın etkilerinin henüz tam olarak atlatılamadığını, aynı hatanın tekrarlanması halinde sektörün bir daha toparlanamayacağı uyarısında bulundu.
Sektörün ikinci kez yatırımdan soğuması durumunda üçüncü kez yatırıma ısınmasının imkansız hale geleceğine işaret eden Kındap, “İkinci YEKDEM olarak adlandırdığımız 2020-2023 dönemi sektörün önünü kesti, oyuncuların hızını düşürdü, motivasyonunu düşürdü, inancını düşürdü. Yeni girişler olacaktı, onların da iştahını ortadan kaldırdı. 2020 sonrası YEKDEM'in nasıl devam edeceği neredeyse 2020'nin içerisinde açıklandı. Oysa 2016'dan beri kamu otoritesini, Bakanlığımızı uyardık. Dedik ki, bir teşviğe tabi olacak mıyız, olacaksak ne kadar olacağını bilmemiz lazım ki sektör ona göre projesini, fizibilitesini, finansmanını, kadrosunu ayarlasın. Ama bunu başaramadık.” dedi.

JEOTERMALDE LİTYUM ZENGİNİ
Jeotermal Enerji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, özellikle batarya teknolojilerinde kullanılan lityum gibi stratejik madenlerin yer altındaki sıcak sulardan ayrıştırılması için yerli bir AR-GE seferberliğine ihtiyaç olduğunu söyledi.
Batı Anadolu'daki jeotermal sahalarda ciddi lityum rezervleri bulunduğunu, ancak ayrıştırma teknolojisinin tam olarak geliştirilemediğini belirten Kındap, şu bilgileri verdi:
“Özellikle Batı Anadolu’daki sahalarımızda, ülke olarak ihtiyacımızı karşılayacak lityumu jeotermalden çıkarabiliriz. Ama bunu çıkarmak için teknoloji geliştirmemiz lazım, bu teknolojiye yatırım yapmamız lazım. Jeotermal kaynaklar yerin altından gelirken, oradaki basınç ve sıcaklığın etkisiyle kayaçların içindeki mineralleri çözüyor. Suyun içinde lityum varsa lityum, altın varsa altın gelebilir. Ama bu işin mühendislik fikrini teknolojiye dönüştürme işi bizim kendimizin yapması gereken bir şey. Dışarıdan yaptırmaya çalıştığınızda çok büyük paralar ödersiniz, işin ekonomisi bozulur. Eğer bunu başarabilirsek, kendi sahalarımız için lityumu çıkarabilecek bir teknolojiye makul bir zaman içerisinde ulaşır ve bu varlığımızı ekonomik olarak da değerlendirebiliriz.”
DEPREM İDDİASI BİLİMSELLİKTEN YOKSUN
Türkiye’de özellikle Ege Bölgesi’nde yoğunlaşan jeotermal yatırımların depremi tetiklediği yönünde basında ve kamuoyunda yer alan söylentilere de açıklık getiren Ali Kındap, bu iddiaların bilimsellikle bağdaşmadığını, Türkiye’nin önde gelen deprem bilimcilerinin de bu yönde pek çok kez görüş ifade ettiklerini vurguladı. Yer altında yapılan üretim ve reenjeksiyon faaliyetlerinin sadece mikrosismik hareketlere yol açabileceğini söyleyen Kındap, konuyu şu sözlerle detaylandırdı:
“Yerin altındaki çalışmalar sismik etkiler yaratabilir. Bunu mikrosismik hareketler olarak adlandırırız. Bu faaliyetler depremi tetiklemez. Çünkü yeryüzünün azami 2500-3000 metre derininde jeotermal faaliyetler yapılabilir. Depremleri gerçekleştiren fay hatları, bu seviyenin en az 5-6 kilometre daha derininde. Çalıştığımız yerler zaten çatlaklı yapılar ve bu hareketler günde onlarca kez oluyor. Yapılacak çalışmalarda bu hareketlerin hızlanması, yavaşlaması veya frekansının değişmesi söz konusu olabilir. Ama bu hareketler insanların hissedebileceği tarzda değil. Yaptığımız tüm çalışmalar mikrosismik etkinin ötesine geçemez. Dolayısıyla depreme sebep olma potansiyeli yoktur.”
JEOTERMAL KİRLETMEZ
Kamuoyunda jeotermal enerjinin çevreye ve tarımsal üretime zarar verdiğine dair bir algı oluşturulmaya çalışıldığına değinen Ali Kındap, bu iddiaların bilimsel temelden yoksun olduğunu savundu. Jeotermal enerji üretiminde çevreye, doğaya ve insana zararlı madde bulaşmadığını belirten Kındap, süreci teknik olarak şöyle özetledi:
“Biz jeotermale dokunmuyoruz. Jeotermal, yerin altından binlerce metre derinlikten olduğu gibi geliyor, kapalı borular içerisinde yüzeye çıkıyor. Sistemde sadece ısısı alınıyor ve aynı şekilde yerin altına geri gönderiliyor. Dokunmadığınız, çevreye bulaşmayan ve çevreye dokunmayan bir kaynağın nasıl zarar verebileceği düşünülüyor, anlamış değiliz.”
Kındap, bugüne kadar hiçbir kamu kurumunun, üniversitelerin ve araştırma kuruluşlarının jeotermal enerjinin zararlı olduğuna dair tek bir bilimsel rapor yayınlamadığının altını çizdi. Kirli enerji kaynaklarına karşı ses çıkarılmazken, temiz bir kaynağın hedef alınmasının arkasında lobi ve algı çalışmalarının olabileceğini kaydeden Kındap, bu durumu çarpıcı bir soruyla sorguladı:
“Acaba bizim bu lobi kaynaklarımız olmadığı için mi bu kadar sessiziz? Doğal gaz ve petrolü hayatımızın her aşamasında kullanıyoruz. Her bir parçasının zararları var. Ama onlarla ilgili hiçbir söylem, hiçbir söylenti yok. Oysa jeotermale dokunma şansınız yok, görmüyorsunuz bile. Görünmeyen, dokunulmayan, etrafa saçılmayan bir kaynağa bu kadar şiddetle karşıyız. Bu kaynak ayaklarınızın altında, tamamıyla sizin ve ülkenizin. Çıkarırken ve kullanırken kimseden izin almıyorsunuz, kimseye bir ödeme yapmıyorsunuz, kimseye hesap vermiyorsunuz. Enerji üretiminden tarıma, konut ısıtmasından turizme kadar çok farklı alanlarda ülkeye değer yaratıyorsunuz. 7 gün 24 saat bu değeri sürdürülebilir şekilde üretiyorsunuz. Buna neden karşı çıkılır anlayabilmiş değiliz. Dolayısıyla sizin olan jeotermale karşı olmak, sizin olmayan ithal kaynaklara destek olmaktır.”
JEOTERMAL SEKTÖRÜNDEN KISA KISA...
Jeotermal kaynaklı elektrik üretiminde 1772 MWe kurulu güç seviyesine ulaşan Türkiye; potansiyelinin çok altında kalan bu seviye ile dünyanın dördüncü, Avrupa’nın lider ülkesi konumunda.Türkiye, enerji üretiminin yanı sıra konut ısıtması, jeotermal seracılık, termal turizm, jeotermal balıkçılık ve sebze meyve kurutma alanlarında 7 bin MW’ın biraz üzerinde jeotermal kullanıma sahip.
Maden Tetkik Arama Kurumu (MTA) Türkiye’de keşfi tamamlanan jeotermal potansiyelini 62 bin MW olarak açıklarken, bu potansiyelin ancak yüzde 11’i kullanılıyor.
150 bin dönüm jeotermal ısıtmalı sera potansiyeline sahip olan Türkiye, halen 7 bin dönüm jeotermal ısıtmalı seraya sahip. Türkiye, potansiyelinin % 5’i seviyesinde olan bu kapasite ile dünyada 7'inci, Avrupa'da ise 1'inci sırada yer alıyor.




