Dünyamız, sanayi devriminden bu yana karşılaştığı en büyük çevresel krizlerden biri olan iklim değişikliği ile zorlu bir sınav veriyor. Mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar ve yağış rejimlerindeki düzensizlikler, özellikle su kaynaklarına bağımlı olan tarımsal üretimi derinden sarsıyor. Gelecekte yaşanması muhtemel gıda krizlerine karşı şimdiden önlem almak isteyen bilinçli nesiller ise yüzünü doğanın sunduğu alternatif kaynaklara çeviriyor. Bu kapsamda İzmir sınırları içerisinde faaliyet gösteren Sürdürülebilir Kalkınma Gençlik Liderleri Eğitim Programı (SÜGEP) üyesi lise öğrencileri, bilimsel meraklarını yerel değerlerle birleştirerek dikkat çekici bir çalışmaya imza attı. Genç araştırmacılar, buğday, arpa ve mısır gibi stratejik tahıl ürünlerinin veriminde yaşanan düşüşe karşı, Ege Denizi'nin bereketli sularında çözüm aradı. Karaburun ilçesinin kırsal Eğlenhoca Mahallesi'nde yürütülen saha çalışmalarında, kıyıya vuran deniz çayırı tohumlarının besin potansiyeli ortaya çıkarıldı.

Tarımsal üretimde alarm zilleri çalıyor

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine yansıyan rakamlar, tahıl üretimindeki düşüşün ciddiyetini gözler önüne sererken, bu tablonun ana nedeni olarak artan kuraklık gösteriliyor. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan SÜGEP Akademi Başkanı Mehmet Umut Dilsiz, mevcut su kıtlığı ve iklimsel değişimlerin tarımı zorladığını, bu nedenle alternatiflere yönelmenin bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini vurguladı. Projenin bilimsel temelini oluşturan deniz çayırlarının, sadece bir besin kaynağı olmadığını, aynı zamanda gezegenin nefes almasını sağlayan güçlü bir karbon tutucu olduğunu belirten Dilsiz, bu bitkilerin ekosistem için taşıdığı hayati öneme dikkat çekti. Mayıs ve haziran aylarında doğal döngü içinde kıyıya vuran tohumların toplanarak ekonomiye kazandırılmasının sürdürülebilir bir model oluşturduğunu ifade eden Dilsiz, bu alanda yerel yönetimlerin ve devletin politika geliştirmesi gerektiğinin altını çizdi. Deniz çayırları, hem küresel ısınmayla mücadelede stratejik bir müttefik hem de sofralarımız için yeni bir gıda kaynağı olma potansiyeli taşıyor.

Kadim bilgiler genç zihinlerle buluştu

Projenin en can alıcı noktalarından biri, modern bilimin ışığında ilerleyen gençlerin, bölgenin yerel hafızasından yararlanması oldu. Karaburun bölgesinin yerlilerinden Halise Derya, geçmişte atalarının bu tohumları nasıl kullandığını genç kuşaklara aktararak projenin kültürel ayağını oluşturdu. "Gençlerimize köyü, toprağı ve denizi anlatmak için bir araya geldik" diyen Derya, toplanan tohumların yoğrulup pişirilerek ekmeğe dönüştürülme sürecine rehberlik etti. Bölge halkı arasında "karasaman" olarak bilinen bu bitkinin sadece tohumlarının değil, yapraklarının da değerlendirildiğini belirten Derya, narenciyelerin kış aylarında bu yapraklar sayesinde 5-6 ay boyunca tazeliğini koruyabildiğini aktardı. Gençlerin hem karada hem de denizde aç kalmamayı öğrenmesi gerektiğini savunan Derya, denizin sadece bir manzara değil, aynı zamanda ikinci hayat kaynağı olduğunu vurgulayarak çevre temizliği konusunda da uyarılarda bulundu.

Yüz binlerce genci zehirleyecek sevkiyat Bornova'da durduruldu
Yüz binlerce genci zehirleyecek sevkiyat Bornova'da durduruldu
İçeriği Görüntüle

Geleceğin sofraları için mavi reçete

Dünyada giderek artan su ve besin kıtlığına karşı somut bir çözüm üretmek amacıyla yola çıkan öğrencilerden Utku Baysa, su kaynaklarının azalmasıyla birlikte geleneksel tahıl üretiminin her geçen gün daha maliyetli ve zor bir hale geldiğine işaret etti. Bu zorluğa karşı deniz çayırı tohumundan un elde etme fikrinin doğduğunu belirten Baysa, yaptıkları denemeler sonucunda lezzetli ve besleyici bir ürün elde ettiklerini kaydetti. Projede yer alan bir diğer öğrenci Erdem Çınar Dikbaş ise gerçekleştirdikleri geniş kapsamlı literatür taramaları sonucunda, bu deniz bitkisinin alternatif tarım kaynağı olarak literatüre girebileceğini kanıtladıklarını ifade etti. Gençler, sadece teorik bilgiyle yetinmeyip mutfağa girerek ürettikleri ekmeğin tadımını da gerçekleştirdi.

Besin değeri yüksek doğal kaynak

Projenin besin analizi boyutuna dikkat çeken Ela Kuyumcuoğlu, amaçlarının yoktan bir şey var etmek değil, doğada halihazırda bulunan ancak göz ardı edilen endemik bir değeri topluma kazandırmak olduğunu vurguladı. Deniz çayırı tohumlarının protein, yağ ve tahıl bakımından son derece dengeli ve zengin bir içeriğe sahip olduğunu belirten Kuyumcuoğlu, denizcilerin tarih boyunca sıklıkla tükettiği bu ürünün İzmir ve çevresindeki su kıtlığına karşı güçlü bir alternatif olabileceğini dile getirdi. Projenin bir diğer üyesi Ela Gümüş ise "Umut Tohumları" adını verdikleri bu girişimin sadece ekmekle sınırlı kalmadığını, tohumların balla karıştırıldığında lif oranı yüksek, besleyici bir ek gıdaya dönüştüğünü hatırlattı. Gençler, iklim krizinin gölgesinde geçen günümüzde, geçmişin bilgeliği ile geleceğin teknolojisini birleştirerek gıda güvenliği adına umut verici bir adım atmış oldu.

Kaynak: haber merkezi