İNCİ ONGUN- Cumhuriyet’in ilk yıllarına tanıklık eden ve 1925 doğumlu olan Feriha Sultan Yazıcı, uzun ömrü ve yaşam enerjisiyle herkesi kendine hayran bırakıyor. 5 Şubat 2026 tarihinde 101 yaşına giren Yazıcı, “Allah’ın izniyle çok daha güzel yıllar beni bekliyor” sözleriyle yaşam sevincini dile getirdi. İki çocuğuyla birlikte yaşamasına rağmen günlük işlerini hiçbir destek almadan kendi başına yapabilen asırlık çınar, uzun ömrünün sırrını ve hayat hikâyesini anlattı.

SU GİBİ BİR ÖMRÜM OLDU
Uzun yaşamın sırrını tek bir nedene bağlamayan Yazıcı, alışkanlıklarının bu süreçte önemli rol oynadığını vurguladı. Günde en az 3 litre su içtiğini söyleyen Yazıcı, bu alışkanlığını şu sözlerle ifade ediyor: “Eskiler çocuklara dua ederken ‘su gibi uzun ömrün olsun’ derdi. Benim de gerçekten su gibi bir ömrüm oldu.”
Beslenme konusunda özel bir diyet uygulamadığını belirten Yazıcı, asıl önemli olanın düzenli uyku ve stresten uzak bir yaşam olduğunu dile getirerek, “Her şeyi yedik içtik zamanında. Ama erken yatıp erken kalkarım. Stresi sevmem” diyen Yazıcı, günümüz yaşam tarzına dair de dikkat çeken bir noktaya değiniyor: “Şimdi gençlerin elinde bile cep telefonu var, hepsi stresli. Bizim evde cep telefonu yok. Ben stresten uzak durmayı seçtim” dedi.

İSTANBUL’DAN İZMİR’E UZANAN BİR ÖMÜR
Aile kökenlerinin İran’a dayandığını belirten Yazıcı, babasının genç yaşta Türkiye’ye geldiğini ve burada bir hayat kurduğunu belirtiyor. İstanbul Kasımpaşa’da doğup büyüyen Yazıcı, çocukluk yıllarını şu sözlerle hatırlıyor: “Babam 17 yaşında Türkiye’ye gelmiş, sonra annemle evlenmiş. Biz dört kardeştik ama üçü vefat etti, bir tek ben kaldım. En büyük bendim. Şu an 101 yaşındayım, 5 Şubat’ta yaşıma girdim. Tabii bu kadar ömür kolay geçmedi.” İstanbul’un Kasımpaşa semtinde doğup büyüdüğünü dile getiren Yazıcı, çocukluk yıllarını şu sözlerle anlattı: “Ben Kasımpaşa’da doğdum, orada büyüdüm. Hâlâ gözümün önüne gelir o günler. Babam havagazı şirketinde müteahhitti. Sonra işleri bozuldu, zor günler yaşadık.” Gençlik yıllarında eşiyle bir arkadaş ortamında tanıştığını belirten Yazıcı, evlilik sürecini ise şöyle aktardı: “18-19 yaşlarındaydım, bir arkadaş toplantısında tanıştık. Çok istemesem de kader diyelim, evlendik. Sonra İzmir’e geldik. İzmir’e yerleştikten sonra uzun yıllar Konak’ta yaşadık, sonra Damlacık’a önce kiracı olarak geldik, sonra evi satın aldık. Şu an yaşadığım evimde yaklaşık 60 senedir oturuyorum.”

‘EN MUTLU ANIM ATATÜRK’Ü GÖRDÜĞÜM GÜNDÜ’
Bir asrı aşan yaşamında sayısız hatıra biriktiren Yazıcı için en unutulmaz an, çocukluk yıllarında yaşadığı bir karşılaşma: “Hayatta en mutlu olduğum gün, Atatürk’ü gördüğüm gündü. 8 yaşındaydım. Galata Köprüsü’ne İran Şahı gelmişti, Mustafa Kemal Atatürk de oradaydı. Gözlerimle gördüm, o anı hiç unutmadım.” Cumhuriyet değerlerine bağlı bir yaşam sürdüğünü ifade eden Yazıcı, bu bağlılığını şu sözlerle dile getiriyor: “Cumhuriyet kızıyım ve bununla gurur duyuyorum. Gençliğimde Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye oldum. Çocuklarımı da Atatürk sevgisiyle yetiştirdim.”
‘İZMİR’İ ÇOK SEVİYORUM’
İleri yaşına rağmen hayatını bağımsız şekilde sürdüren Yazıcı, sağlık sorunlarına da değiniyor: “Sağlığımı sorarsanız çok iyi değil aslında. Böbreğim yüzde 50 çalışıyor, tansiyon var, kalp var ama Allah’a şükür kendi işimi kendim yapıyorum.”
Bugün İzmir’in Damlacık semtinde yaşayan Yazıcı, geçmişle bugünü kıyaslarken özellikle komşuluk ilişkilerinin zayıfladığını ifade ediyor. Eski mahalle kültürünün yerini daha bireysel bir yaşamın aldığını söylese de İzmir’e olan sevgisini şu sözlerle anlatıyor: “Evin terasına çıkıp İzmir Körfezi’nin doyumsuz manzarasını izlemeyi çok seviyorum. Bu şehir insanın ömrüne ömür katıyor.”




