Türkiye'nin batısı ve özellikle Ege kıyıları, son dönemde meteorolojik açıdan oldukça hareketli günler geçiriyor. İklim değişikliğinin somut etkilerinin hissedildiği İzmir, 2009 yılından bu yana kaydedilen en şiddetli ve sürekli yağış periyoduyla karşı karşıya kaldı. Toprağın su tutma kapasitesinin sınırlarına dayandığı bu süreç, kentte sadece su baskınlarını değil, çok daha tehlikeli bir doğa olayını, toprak kaymalarını gündeme taşıdı. Geçtiğimiz günlerde Menemen ilçesinde yaşanan ve yürekleri ağza getiren toprak kayması, tehlikenin boyutunu gözler önüne sererken, konunun uzmanlarından peş peşe uyarılar gelmeye başladı. Jeoloji Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Koray Çetin Önalan, mevcut tablonun ciddiyetine vurgu yaparak, riskin yağmurlar dinesiye kadar değil, önümüzdeki aylarda da devam edeceğini belirtti.

I Z M I R I N Y A M A C L A R I N D A H E Y E L A N T E H L I K E S I 1173723 348654

Tehlike çanları önümüzdeki aylar için çalıyor

Meteorolojik veriler ışığında kentin jeolojik yapısını değerlendiren Önalan, yağış rejimindeki bu olağanüstü artışın zemin üzerindeki yıkıcı etkilerini analiz etti. Yamaç eğimi, aşırı sağanak yağışlar ve bölgenin jeolojik karakteristiğinin bir araya gelmesiyle heyelanların kaçınılmaz hale geldiğini belirten Önalan, bu üçlü faktörün birleşmesini "felaketin formülü" olarak nitelendirdi. Özellikle orman yangınları veya yapılaşma nedeniyle bitki örtüsünün tahrip edildiği lokal bölgelerde, toprağı tutacak bir mekanizma kalmadığı için riskin katlanarak arttığına dikkat çekildi. Uzmanlar, yağışlar kesilse dahi toprağın doygunluk seviyesi nedeniyle önümüzdeki birkaç ay boyunca İzmir'in heyelan tehdidi altında yaşamaya devam edeceğini öngörüyor. Bu süreçte yerel yönetimlerin ve vatandaşların teyakkuzda olması gerektiği ifade ediliyor.

I Z M I R I N Y A M A C L A R I N D A H E Y E L A N T E H L I K E S I 1173724 348654

Plansız yapılaşma ve kontrolsüz kazılar felaketi çağırıyor

Yaşanan doğa olaylarının birer afete dönüşmesinde insan faktörünün rolüne değinen Koray Çetin Önalan, kentleşme politikalarına sert eleştiriler yöneltti. Şehirleşmenin getirdiği ağır faturanın bugün toprak kaymalarıyla ödendiğini belirten Önalan, sorunun sadece Menemen ile sınırlı olmadığını, Ege Bölgesi'nin eğimli araziye sahip tüm kıyı kentlerinde benzer bir tablonun hakim olduğunu dile getirdi. Plansız kentleşme pratiğinin, yamaçlarda yapılan kontrolsüz kazıların ve bina inşaatlarına başlanmadan önce alınması gereken tedbirlerin ihmal edilmesinin heyelanları bizzat insan eliyle tetiklediği vurgulandı. 2009 yılından beri görülen en kuvvetli yağışların, bu yapısal hataları gün yüzüne çıkardığı ve zemin stabilitesini bozduğu belirtiliyor.

Deprem var!
Deprem var!
İçeriği Görüntüle

I Z M I R I N Y A M A C L A R I N D A H E Y E L A N T E H L I K E S I 1173727 348654

Zemin etütleri ve mikro bölgeleme hayati önem taşıyor

Kent planlamasında "kervan yolda düzülür" mantığının terk edilmesi gerektiğini savunan Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı, bilimsel raporlamanın önemine işaret etti. Yamaç alanlara bina inşa edilirken jeolojik, jeoteknik ve mikro bölgeleme etüt raporlarının sadece birer prosedür olarak görülmemesi, aksine hayati birer belge olarak incelenmesi gerektiği belirtildi. Türkiye genelinde imar planlarına esas teşkil edecek bu etütlerin hızla tamamlanması gerektiğini söyleyen Önalan, raporların eksikliğinin en büyük sorun olduğunu kaydetti. Etütler sonucunda riskli görülen alanların "potansiyel veya aktif heyelan bölgesi" olarak imara kapatılması gerektiğini savunan uzman isim, yamaç kazılarının mutlaka kontrollü yapılması, drenaj sistemlerinin kurulması ve sondaj verilerine dayalı istinat duvarlarının inşa edilmesi zorunluluğunu hatırlattı. Aksi takdirde, her şiddetli yağışta yeni bir toprak kayması haberiyle karşılaşılmasının kaçınılmaz olduğu ifade edildi.

I Z M I R I N Y A M A C L A R I N D A H E Y E L A N T E H L I K E S I 1173730 348654

Kadifekale örneği ve deprem gerçeği unutulmamalı

İzmir'in geçmişinde de benzer acı tecrübelerin yaşandığını hatırlatan Önalan, kentin heyelan gerçeğiyle bugün tanışmadığını vurguladı. Geçmiş yıllarda Narlıdere, Uzundere ve özellikle Kadifekale bölgelerinde meydana gelen büyük toprak kaymalarını örnek gösteren Önalan, Kadifekale'nin heyelanlar sonrası "afete maruz bölge" ilan edilerek yerleşime kapatıldığını anımsattı. Bir bölgenin afete maruz bölge statüsünden çıkarılabilmesi için çok ciddi teknik çalışmaların yapılması ve stabilite sorununun çözüldüğünün kanıtlanması gerektiğini belirten Önalan, aksi halde bu alanların imara açılmasının cinayetle eşdeğer olduğunu ima etti. Ayrıca heyelan riskinin sadece yağışlarla sınırlı olmadığını, sismik aktivitelerin de bu süreci tetiklediğini belirten Önalan, bir deprem ülkesi olan Türkiye'de, geçmişte heyelan yaşanmış bölgelerin üzerine bina yapılmasının büyük bir risk barındırdığını, bu alanların deprem anında da harekete geçebileceği uyarısında bulundu.

Kaynak: DHA