Türkiye’de son yıllarda yerel yönetimlerle merkezi iktidar arasında giderek derinleşen yetki ve kaynak tartışmaları, bu kez İzmir’de yaşanan bir müdahale üzerinden yeniden gündeme geldi. Özellikle muhalefet belediyelerine yönelik idari ve hukuki süreçlerin sıklaşması, yalnızca bir yönetim tartışması değil; aynı zamanda kamu hizmetlerinin niteliği ve yurttaşların haklarına erişimi açısından da kritik bir mesele haline gelmiş durumda. CHP İzmir Milletvekili Ümit Özlale, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında İzmir’deki tarihi Meslek Fabrikası’na yönelik polis ablukasını sert sözlerle eleştirdi.
Özlale, sabaha karşı gerçekleştirilen müdahalenin hukuki dayanağının bulunmadığını belirterek, uygulamanın doğrudan gençlerin eğitim hakkını hedef aldığını söyledi. Özlale’nin aktardığına göre, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Meslek Fabrikası binası sabah saat 05.00 sularında polis tarafından ablukaya alındı. Herhangi bir güvenlik tehdidi ya da suç unsuru bulunmayan binada yüzlerce gencin mesleki eğitim aldığına dikkat çeken Özlale, bu müdahale nedeniyle eğitim faaliyetlerinin aksadığını ve belediyeye ait ekipmanlara erişimin engellendiğini ifade etti.
“DİYELİM Kİ HAKLILAR… PEKİ BU ABLUKA NEYİN MANTIĞI?”
Özlale, açıklamasında iktidar kanadının iddialarını da dikkate alarak değerlendirmede bulundu. AK Parti’nin iddialarının doğru olduğu varsayılsa dahi ortaya çıkan tablonun kabul edilemez olduğunu belirten Özlale, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün elinde kullanılmayan çok sayıda bina bulunduğunu hatırlattı. Buna karşın, restorasyonu İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan ve uzun süredir gençlere mesleki eğitim verilen tarihi Meslek Fabrikası’nın ablukaya alınmasının “anlaşılır bir tarafı olmadığını” ifade etti. Müdahalenin sonuçlarına dikkat çeken Özlale, “bu intikam kültürü, bu öç alma günün sonunda geliyor, İzmir'in başta gençleri olmak üzere bütün kıymetli hemşerilerimizi vuruyor” dedi.
“VAKIFLAR KANUNU’NUN 30. MADDESİNE AYKIRI”
Özlale, Meslek Fabrikası’nın mülkiyetine ilişkin tartışmalara da değinerek, yapının 1926 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne tahsis edildiğini ve 1940 yılında tapuya bağlandığını hatırlattı. Buna karşın Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün hak iddiasına ilişkin yargı sürecinin devam ettiğini belirten Özlale, kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan yapılan müdahalenin hukuka aykırı olduğunu vurguladı. Ayrıca, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün dayanak gösterdiği Bayezid Baba Vakfı’nın 1893 yılında
kapatılarak “münderis vakıf” statüsüne geçtiğini ifade eden Özlale, bu nedenle yapılan işlemin Vakıflar Kanunu’nun 30. Maddesine de aykırı olduğunu söyledi.
“BEDELİNİ İZMİR’İN GENÇLERİ ÖDÜYOR”
“Burada yaşanan tartışmanın bedelini İzmir’in gençleri ödüyor” diyen Özlale, iktidara çağrıda bulunarak sürecin yeniden değerlendirilmesini ve uygulamadan geri adım atılmasını istedi. Basın toplantısını, Meslek Fabrikası’ndaki eğitim faaliyetlerinin bir an önce yeniden başlaması gerektiğini belirterek tamamlayan Özlale, yaşananların hukuk devleti ilkesi açısından da ciddi bir sorun teşkil ettiğini ifade etti.
Özlale’nin Açıklaması şöyle:
“Değerli basın mensupları, kıymetli yurttaşlarımız ve İzmir'imizin çok değerli hemşerileri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün bu basın toplantısını yapmamızın sebebi bildiğiniz gibi İzmir'de dünden beri başlayan bir hukuksuzluğun artık had safhaya ulaşmış olması. Dün sabaha karşı saat 5'te polis bir binayı kuşatma altına aldı, ablukaya aldı. Bu bina ne içinde şüpheli birilerinin olduğu bir yerdi, ne bir terör örgütünün hücre yuvasıydı, ne de bir cezaevi, adliye ya da herhangi bir şekilde devletimize aykırı bir eylemin yapılması planlanan bir binaydı.
Bu bina tarihi meslek fabrikasıydı ve burada yüzlerce gencimiz mesleki eğitim görüyordu. Evet yanlış duymadınız, sabaha karşı bu devletin polisi bu ülkenin gençlerine mesleki eğitim vermekten başka hiçbir kaygısı olmayan bir hizmet binasını ablukaya aldı. Öğrencilerimiz mesleki eğitimden mahrum kaldı, mahrum bırakılacaklar anlaşılan o ki. Ve aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin de içeride yüzlerce, yüz milyonlarca liralık malı şu anda maalesef rehin bırakıldı. Büyükşehir Belediye Başkanımız, milletvekillerimiz, ilçe başkanlarımız, il başkanımız, ilçe belediye başkanlarımızın hiçbir tanesinde binaya girilmesine izin verilmiyor. Şimdi burada hukuksuzluğun birkaç tane tarafı var ama ben kimsenin konuşmadığı bir yerden bu konuya yaklaşmak istiyorum. Diyelim ki AK Partili sayın vekillerin iddiaları doğru. Diyelim ki böyle olsun.
Birazdan doğru olmadığını söyleyeceğim ama. Ve diyelim ki bu binanın sahibi de hakikaten Vakıflar Genel Müdürlüğü olsun. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün elinde kullanmadığı onlarca bina varken restorasyonu tamamıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmış, çok uzun bir süredir
Türkiye'nin ve İzmir'in en büyük ihtiyaçlarından bir tanesi olan mesleki eğitimi, İzmirli başta gençlere, İzmir'in bütün hemşerilerimize veren bir tarihi meslek fabrikasını ablukaya almak neyin mantığıdır? Yani böylelikle AK Partili vekiller, bu iktidar ve bu iktidarla beraber hareket eden yargı hakikaten neyi amaçlamaktadır?
Dediğim gibi diyelim ki haklı olsunlar.
Diyelim ki AK Parti sonuna kadar haklı olsun. Bunun karşılığı restorasyonu İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan, içeride yüzlerce çocuğumuzun mesleki eğitimi aldığı bir binayı ele geçirmek midir? Bu binanın içerisindeki mallara, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin mallarına el koymak mıdır? Bu çocukları mesleki eğitimden mahrum bırakmak mıdır? Yani bu intikam kültürü, bu öç alma günün sonunda geliyor, İzmir'in başta gençleri olmak üzere bütün kıymetli hemşerilerimizi vuruyor. O yüzden haklı haksız bir tarafa dün yapılan bu girişim, mesleki fabrikamızın ablukaya altına alınmış olması AK Parti'nin İzmir'e yaptığı bir kötülüktür. Şimdi gelelim işin hukuki tarafına. Bildiğiniz gibi bu mesleki meslek fabrikası 1926 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne verilmiş. 1940 yılında bunun tapusu alınmış, tapunun üzerindeki ufak bir şerh de Aziz Kocaoğlu Başkanımız zamanında kaldırılmıştı.
Dolayısıyla burada mülkiyetin İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne ait olduğu zaten kesin. Bunun yanında diyelim ki burada vakıflar genel müdürlüğü bir hak iddia ediyor, bir yargı sonucu da yok. Burada da başka bir hukuksuzluk ortaya çıkıyor. Bakın burada getirdim, 3 tane vakıflar genel müdürlüğüne verilmesi gereken ve yine ileride de ablukaya alınacak ve İzmir'i gerçekten üzecek, kızdıracak 3 tane binamız var. Bunlardan bir tanesi Meslek Fabrikası, bir tanesi Gasilhane binası, bir tanesi de Egemenlik Evi. Arkadaşlar bunlarla ilgili yargılama hala devam ediyor.
Kesinleşmiş bir karar yok. Yargılaması devam ederken İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin haklı itirazları orada dururken tutup polisin yargılaması devam eden bir binaya abluka altına alması neyi göstermektedir? Kaldı ki yapılan bu şey vakıflar kanununun otuzuncu maddesine de aykırıdır. Bakın adı geçen vakıf Bayezid Baba Vakfı.
Bu vakıf Sultan İkinci Abdülhamit zamanında 1893 yılında kapatılmış, Marif Nezaretine devredilmiş ve bir münderis vakıf olarak nitelendirilmeye başlamıştır. Dolayısıyla bu vakıf bir mazmut vakıf olmadığı için, münderis vakıf olduğu için yapılan işlem de vakıflar kanununun otuzuncu maddesine göre hukuk
dışıdır. Vakıflar kanununun otuzuncu maddesine aykırıdır.
Şimdi hal böyleyken yargılama devam ederken verilmiş bir hüküm yokken ve aynı zamanda bizim iddialarımıza göre bu vakıflar kanununun otuzuncu maddesine aykırı bir işlem yapılırken tapusu tamamıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde olan ve daha da önemlisi İzmir'in gençlerine mesleki eğitim konusunda yıllardan beri özenle faaliyet gösteren, binlerce öğrencimize, gencimize mesleki eğitim, iş kazandıran bu fabrikayı kapatmak hukuksuzluktur, vicdansızlıktır. Bir devlet böyle
yönetilmez. Eğer İzmir'i de ileride yönetmek istiyorsanız bunun yolu da bu değildir. Ne İzmir'in kalbini ne de İzmir'in kararını, İzmir'in vicdanını böyle fethedemezsiniz. Dolayısıyla bir an önce ben AK Partili vekillerden ve AK Parti'den bu konuyla ilgili geri adım atmalarını rica ediyorum. Burada bizim AK Parti ile olan tartışmamızın günün sonunda İzmir'in gençlerine zarar verdiğini görmelerini istiyorum. Ve bu hukuksuzluğun, bu haksızlığın, bu vicdansızlığın, bu İzmir'in yapılan haksızlığın bir an önce son bulmasını diliyorum.”