“Avazeyi bu aleme Davud gibi sal,

Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş.”

Cümle yaratıklar gibi insanın da birincil çabası survival, yani yaşamı sürdürmek içindir. İletişimin temel amacı da, bu isteğe yardımcı olmaktır. Kuşun cıvıldaması, bebeğin ağlaması, itfaiye ya da cankurtaran aracının sireni, daha nice sesli, çizgili ya da hareketli simgeler, yaşamı kolaylaştırmaya yöneliktir. Bunun bir adım ilerisi, giderken ardından hoş bir hikaye bırakmaktır. “İşte geldik gidiyoruz, Hoşça kal Halep şehri” demek değil, adını sevgi ile andıracak işler yapmaktır. Bunun başka türlü söyleyişi, “ya kitap yaz ya da kitabı yazılacak işler yap” olsa gerektir... Yıl 1979.

TRT İzmir Radyosu Eğitim Yayınları Şube Müdürüyüm ama, her yıl ve her program dönemi öncesi öneri sunuyorum. Şahsen veya kitaplardan adını öğrendiğim, insanlar için olumlu işler yapmış kişilerle ilgili bir dizi yapmak istiyorum. Dağlarca'nın dediği gibi, “isim yakışmalı cana” ve de programa. Önce “Konup Göçenler” geçti aklımdan ama düşündüm ki; bu dünyaya gelip, yaşayıp ölmüş binlerce insan var. Önemli olan, programı yapılmaya değer başarılı kişileri bulup işlemek. Kafamda şimşek çaktı: “İz Bırakanlar”. Şubemdeki arkadaşlara, “Bu öneri kabul edilir” dedim. Raslantıya bakın ki; Ankara ve İstanbul başta olmak üzere, hemen tüm bölge radyolarından benzer öneriler gelmiş. Program dönemi öncesi Ankara'da yapılan koordinasyon (eşgüdüm) toplantısında benim önerim kabul gördü. 1980 yılında TRT radyolarında 51, ertesi yıllarda TV’de 13'er program yaptım. Bilinir ki 1981 sonrası “İz Bırakanlar” nice yazıya başlık oldu... (Helal olsun.)

Bu başat amacı ulaşmada kimi zaman şans insana yardım eder ama daha çok, kişinin kendi şansına yardımcı olması gerekir. Bende ikisi de vaki oldu. Profesyonel meslek yaşamımda, 1964 yılında Ege Ekspres Gazetesinde yayınlanan “İzmir'in Asırlıkları” yazı dizisiyle “Yılın Gazetecisi” seçildim. 1974 yılında TRT radyolarında yayınlanan “Bahara Bakış”, “İzmir'in Batısına Bir Gezi” ve “Olmayaydı Dilimiz, Nic' olurdu Halimiz” programlarıyla TDK “Radyo-TV Dil Ödülü”nü kazandım. Zaman, huyunca akıp giderken, Muğla'nın Ula ilçesine bağlı Akyaka Belediye Meclisi, o sıralar yazladığımız sokağa adamın verilmesini kararlaştırdı. Bunun sevinci sürerken, doğup büyüdüğüm Gökova Beldesinin dört caddesinden, baba evimin bulunduğu caddeye ismim verilmez mi? “Ben bunlara layık mıyım? diye düşünürken, Muğla Büyükşehir Belediyesi, Sıtkı Koçman Üniversitesi karşısında TOKİ'nin inşa ettiği 3 bin 500 kişilik muhteşem açık hava tiyatrosuna adımı vererek, bana bir faninin duyabileceği en büyük onuru tattırdı. Artık bu kadarı yeter denilecek ama, bunlardan hiç geri kalmayacak bir şerefe nail oldum. Doğduğum ve soyadını aldığım Gökova'da benim adımı taşıyan bir Kültür Evi hazırlanıp hizmete açıktı. Şimdi orayı ziyaret edenler; bendenizin kaynak kitapları, aldığım yüzlerce ödül sertifika ve plaketin onlarcasını; daha önemlisi, araştırma yapan gençleri, başta satranç olmak üzere çeşitli bilim ve sanat dalında kurs gören çocuklarımızı görmenin heyecanını yaşayacak. Muğla BB Başkanı Dr. Osman Gürün'ün vefasının anıtsal kanıtı olan bu yapının bir salonu “Gökova Halk Kitaplığı” olarak görev yapıyor. Bu iki irfan yuvasının hizmetlerini, Gökovalı veya burayı masken tutmuş kadınlı erkekli gönüllüler yürütüyor. Son bombayı da, 60 yıldır yaşayıp yazılı yapıt ürettiğim Konak ilçesinin Mimar Sinan Mahallesinde 40 yıldır oturduğumuz 1394 sokağa adımın verilmesi oldu. Bu hareketin başını çeken Mahalle Muhtarımız Gülay Pekcan ve bu konunun gerçekleşmesi için imza veren sokak ve mahalle sakinlerinin önerisine, Konak'ın yaratıcı belediye başkanı Mimar Abdül Batur kayıtsız kalmadı. Kendisi, yakın çalışma arkadaşlarıyla birlikte hanemize gelerek, muştuyu bizzat kendisi verdi. Elbette yanında, Mimar Sinan Mahallesinin başarılı muhtarı Gülay Pekcan ile birlikte. Georges Lois Borges'in “Anlar” şiirinde belirttiği 85 yaşa beş yılım kala bu büyük onurlandırılmaya nail oldum. Dilerim, her layık olana böyle şeref, onlar henüz hayatta iken nasip olur. Bir kişiye bu onuru vermek, o kişi öldükten sonra yapılmasını pek anlamlı bulmuyorum. Ölen kişi bundan haberli olmayacak ki! Haa, unutmadan yazayım. Benim, kalıcı bir ismim de, Salihli'nin Barış Mahallesindeki, 425 yaşındaki çınarın dibindeki 7 tonluk mermer blokundaki şu yazıtın altındaki imzamdır:

“Merhaba!

Ben Anadolu çınarı (Platanus orientalis). Üçüncü bin yıla 410 yaşımda giriyorum. Atalarınızın selamını torunlarınıza götürüyorum.

Metin: Şadan GÖKOVALI 1999

Böyle durumlar için dilimden dökülen dua şudur:

“Sebep olanlardan Allah razı olsun.” Dilerim öyle olsun...