“Keşke hiç okula başlamasaydım.” diye düşündü çocuk oflayarak yerine otururken. Kırk dakika çok uzundu dersler için ve teneffüsler çık kısa. Her ders azarlıyordu öğretmen, “Dolaşma, yerine otur! Bıktım usandım senden!” Ama benim içim kıpır kıpır, sınıfta dolaşmadan nasıl oturayım sırada zil çalana kadar? diyemiyordu çocuk. Tüm yetişkinler yanılıyor olamazdı, o da herkes gibi sırasında kırk dakika kıpırdamadan oturmayı öğrenmeliydi. Çok denemişti başaramamıştı, kendisini eksik hissediyordu.

Hikayemizdeki çocuğun bir eksikliği var mıydı gerçekten? Yoksa çok doğal bir durum muydu yaşadığı. Çocuk dokunsal hafızaya (Kinestetik) sahip, yeşil ya da mavi gözlü olmak yanlış olamayacağı gibi, görsel, işitsel, dokunsal hafızaya sahip olmanın da yanlış olması mümkün değildir. Hafıza türümüzü biz seçmiyoruz. Dokunsallar sürekli hareket etme, bir şeylere dokunma ihtiyacı duyarlar. Eğitim sistemimiz onlar için uygun değildir, öğrenci aktif yöntem ve işbirlikli (Kubaşık) öğretim teknikleri kullanmak mümkün olabilseydi, dokunsal öğrenciler hikayede bahsi geçen eksiklik duygusunu yaşamayacaklardı.

"Aslında herkes dâhidir. Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, tüm hayatını aptal olduğuna inanarak geçirir” diyor yirminci yüzyılın dahi bilim insanı Einstein. Dokunsallar el kol koordinasyonunu çok iyi yapabilirler, sportif aktivitelerde çok başarılı olabilirler. Ancak ülke koşulları tüm öğrencileri akademik derslerde başarılı olmaya zorlamaktadır.

Trajik olan şudur ki: Ne ebeveyn ne öğretmen ne de çocuğun çevresindeki herhangi bir yetişkin bu bilgilere sahip olmadığı için, çocuklar, yalnız ve seçeneksiz kalmaktadır. Yaşamı henüz deneyimleyen çocuk, bilmediği her konuda neyin doğru olduğuna karar verirken yetişkini gözlemler. “İçim kıpır kıpır anne” diyemez, dese bile yaşadığında yanlış bir şey olmadığını bilemez. Yaşadığı eksiklik duygusu bir ömür onu arkasından kovalayıp durur. Hiçbir yaptığı eylemde başarılı olup olmadığını bilemez, hep bir şeyleri eksik yaptığını düşünür.

Bu noktada ebeveyni de eleştiremeyiz, hiçbir ebeveyn bilerek çocuğuna bu kötülüğü yapmaz. Bilmeyeni bilmediğinden sorumlu tutamayız. Çocukların hafıza türlerini, bireysel farklılıklarını ortaya çıkarmak öğretmenin de sorumluluğu değildir. Bu, farklı, uzmanlık gerektiren bir çalışmadır.

Eğitimde dünya dördüncüsü olan Finlandiya’da “tam öğrenme modeli” uygulanmaktadır. Temel prensip şudur: Herkes her şeyi öğrenebilir ancak herkes farklı sürede ve farklı teknikle öğrenebilir. Çocukları geleceğe hazırlamak, sadece onları meslek sahibi yapmak değildir; onların mutlu bireyler olarak bir mesleğe sahip olmalarını sağlayabilirsek görevimizi yapmış oluruz. Ebeveynlerin, eğitimcilerin, yöneticilerin; ez cümle ülkenin tüm yetişkinlerinin temel sorumluluğu kendine yetebilen mutlu bireyler yetiştirmektir. Hoş kalın.