Hukuk cinayetlerinin yüksek düzeye ulaştığı günümüzde hukuk kullanılarak yapılan adaletsizlikler kadar, bu adaletsizliklerin fiziksel ve ruhsal işkence şekline evrilmesi de vicdanları rahatsız ediyor.
Geçmişte, hangi ülkelerde hangi hukuk cinayetlerinin işlendiğini araştırırken karşıma, bu yazıya sığmayacak kadar büyük bir liste çıktı. Gelecek kuşaklara “ibretlik” ders olsun diye dünyanın her yanında çok sayıda müzeler açılmış. Bilgisayar yoluyla ziyaret edilebilsin diye dijital arşiv/müzeler düzenlenmiş.
Bu müzelerde anlatılmak istenen şu: İşkence her zaman yasa dışı değildir. Kimi zaman tam tersine ‘yasadan destek alabilen’ bir mekanizmadır.
Yani işkencenin içinde her zaman somut bir fiziksel şiddetin olması beklenmemelidir:
Uydurulmuş suçlar.
Göstermelik mahkemeler.
“Tutulmuş” yalancı tanıklar.
Susturma ve sürgün etme tehditleri ile.
“Aileye zarar verme” göz korkutmalar.
Hepsi “hukuk” adına yapılan işkencelerdir.
DESPOTLARIN HUKUKSUZLUĞU
Bu adaletsizlik müzelerini görünce, ister istemez şu sorular akla geliyor: İşkence ile cinayet arasında yakınlık var mıdır?
Evet vardır. Ama her ikisinde hedef farklıdır. İşkence insana, cinayet ise hukuka karşı işlenmektedir. Hukukun öldürülmediği yerde insana işkence yapılamaz.
Otoriter rejimlerde, devlet şiddetine varan hukuksuzluk ve zulümlere ait belgeleri bu açık veya dijital/müzelerde görünce, insanın vicdanı sızlıyor.
Irak’ın Saddam’ını, Pinochet’nin Arjantin’ini Almanya’nın Hitler’ini, Uganda’nın İdi Amin’ini, o müzelerde izlerken insanın aklına başka şeyler de geliyor. Gel de söyle!
Devletin hukuksuzluğu sadece fiziksel baskı getirmiyor; muhalefetin sistematik baskılanması, hukuk üstünlüğünün ortadan kaldırılması, seçim ve yargı süreçlerinin manipüle edilmesi de bu hukuksuzluğun somut göstergelerinden.
DEMOKRASİ İLE GELENLER DE
Sadece darbe yapan diktatörler değil demokrasi yoluyla iktidara gelen liderler de hukuku ayaklar altına alabiliyor. Hukukun üstünlüğünün zayıflaması sonucu korku ve sistematik baskı devreye girince, “şiddet devleti” kavramı ete kemiğe bürünüyor…
O zaman, devletin resmi adında “Cumhuriyet” olsa da bunun demokrasi ile ilişkisi kalmıyor. Tıpkı; teokratik İran ve komünist Kuzey Kore’nin adındaki Cumhuriyet sözcükleri gibi.
Ne dersiniz böyle bir müzenin adı; Hukuk Müzesi mi, yoksa Hukuksuzluk Müzesi mi olmalı?