Çeşme-Alaçatı’da bir sokak sanatçısının “sanatını sergilemesini” belediye zabıtaları yasakladı.

Yıllardır Türkiye’de ve dünyada gösterilere çıkan sanatçı, kendi ifadesiyle “yassah kardeşimciler’’den dilenci muamelesi gördü, polis marifetiyle de karakola götürüldü.

Hem de üzerinde canlı heykel kostümü ve makyajıyla...

Yolda düşünüyordu sanatçı Erdal Çoban; “Daha önce 24 saat 34 dakika olarak kırdığım aralıksız canlı heykel performansını önümüzdeki sene 35 saatte çıkarmak için Belçika ve Hollanda ile görüşürken şu başıma gelenlere bak. Dilencilikle suçlanıyorum.’’

Bir zabıtanın ‘Ne yani işte bu da dilencilik değil mi’ demesiyle irkildi sanatçı, o anda da üç beş tane Suriyeli çocuğun ellerindeki sakız kutuları ile kendisine gülümsediğini fark etti.

Ceza kesildi “Kabahatlar Kanunu’’na göre; 144 lira (!)

Sonra ne yaptı Erdal Çoban?

Kızına bir mektup kaleme aldı; sonunu da şöyle bitirdi:

"Eftelyam,
Hayallerimi kaldırımlara serdim, buyursunlar ezip geçsinler.
Er ya da geç birileri yerden alıp hak ettiği yere koyacaktır."
Bekir Yurdakul’un şu sözü “zihniyeti” özetler sanki; “Kitaplardan, sanatta uzağa düşmüşse insan,

eksiktir yaşadığı hayat, o bunun ayırtında olmasa bile…’’

***

Eski’sinde de Yeni’sinde de zordur sanat-çılık, kültür insanlığı bu ülkede.

İktidarı da muhalefeti de sanat-çılıktan hazzetmezler asla.

Kendi sanatlarını, sanatçılarını yaratmaya (!) çalışırlar.

Kültürel tarihimizin simgeleri tiyatrolar, “kapısı sokağa açılan sanat mekanı’’ demek sinemalar,

sahneler, güzide sanat mekanları yok olur gider.

O tiyatrocular ki 1960’lara kadar sanatçı sayılmaz, hatta mahkemelerde şahitlikleri kabul edilmezdi.

(Hala bazı kıt akıllılar günümüzde aşağılama deyimi olarak tiyatroyu kullanır)

Şarkılar, türküler, şiirler, piyesler, oyunlar, konserler yasaklanır.

Dünyanın tanıdığı sanatçılar hapis cezaları ile terbiye edilmeye çalışılır.

Biat etmeyen sanatçı işinden edilir.

Kitap bombadan tehlikeli bulunur, yakılacaklar listesinde ilk sıradadır.

Şaire, “Yazılarım otuz kırk dilde basılır/Türkiye’mde Türkçe’mle yasak” dedirtilir.

O şairin kitaplarını yayınlayanlar, basanlar, resimleyenler; sevk zincirleriyle zindana atılır.

TV dizilerden çıkarılırlar sanatçılar, TRT’de de kara listeye alınırlar.

Heykeller ucubedir, içine tükürenler de çıkar...

***

Sanatçı bir güzellik bulan, bir güzellik yaratan; bunu birlikte okuyup dillendirelim, zevkimize

zevk katalım’’ diyebilene örnektir.

Sanatçı “bilgece” kendi özgürlük düşüncesini toplum için de isteyen ama bunun ütopik bir çaba olduğunu da asla kabul etmeyen bir inatçı keçidir.

Sanatçıya “dilenci muamelesi’’ gören zihniyete bizim de sözümüz var.

“Utancı bilerek yaşamak; korkunçtur.

Daha korkuncu da var; utancı bilerek yaşatmak...’’

Sanat-çı; sevgidir, insanlıktır, özgür düşünce kalesidir...