Gelmiş dünyanın dört bir ucundan

Dün, Nazım Hikmet’in doğum günüydü... 118 yıl önce dünyaya gelen şairi, 1956’da Prag’da yazdığı bir şiirle anmak istiyorum:

“Gelmiş dünyanın dört bir ucundan

Ayrı diller konuşur, anlaşırız

Yeşil dallarız dünya ağacından

Gençlik denen bir millet var, ondanız.”

Nazım’la başladık, sinemayla devam etmek istiyorum. Çünkü, Nazım’ın şiirinde dediği gibi, ayrı diller konuşup, pek güzel anlaştığımız bir alandır sinema… Geçen yazımda, yılın -bana göre- en iyi yapımlarından söz etmiştim. Birini unutmuşum, Pelin Esmer’in “Oyun” adlı ilk belgeselinin devamı niteliğindeki “Kraliçe Lear”. Yılladır tiyatro sevdalarından vazgeçmeyen Mersin Arslanköylü kadınların Toroslar’ın dağ köylerinde yaptıkları bir turnenin öyküsünü anlatıyor Pelin Esmer. Filmin oyuncularına, bu yıl Adana Film Festivali’nde, “Tiyatro hayatınızda neyi değiştirdi?” diye sorulduğunda verdikleri yanıt çarpıcıydı: “Kocalarımız köyde, biz buradayız işte!” Evet, tiyatro değiştirir, özgürleştirir… Tıpkı, sinema gibi…

Sinemanın gücü, tiyatronun da üzerinde. Çünkü, gelişen teknoloji ve iletişim olanakları dünyanın öteki ucunda yaşanan bir olayı yanı başımıza getirebiliyor. Şuhaib Gasmalbari, “Ağaçlardan Bahsetmek” adlı filminde Sudan’da kurdukları sinema kulubünün serüvenini paylaşırken, artık yalnız değil. Dünyanın dört bir yanındaki sinemaseverler bu serüvenin bir parçası oluyor. Ayrı diller konuşsalar da…

20. yüzyıldan, 21. yüzyıla uzanan serüveninde, sinema insanların gerçeklerini ve düşlerini yansıttı beyazperdeye. Evet, bir ‘ilüzyon’ sanatıydı sinema, ama insanı ve içinde yaşadığı toplumu anlatma derdini hiç terk etmedi… Şu günlerde, ard arda adaylar ve ödüller açıklanıyor, son yılın en başarılı yapımlarını gündemimize taşıyan… Listelerde yer alan filmlerin ortak özelliği, günümüz insanının yaşadığı sorunlar üzerine odaklanmaları.

Yılın filmi, Güney Kore’den geldi. Bong Joon-ho’nun yönettiği “Parazit”, Güney Kore’deki sınıf çatışmasını, iki ailenin öyküsünde anlatan olağanüstü bir kara mizah örneği. Henüz izlememiş okurlarımızın, 2019 Cannes Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan ve halen gösterimde olan bu filmi izlemelerini öneririm. Bir yıl önce yapılmış olmasına karşın, ülkemizde 2019’da gösterime giren, Lee Chang-dong’un “Burning / Şüphe” adlı filmi de, yılın en iyileri arasında yer alan bir diğer Güney Kore yapımı. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD)’ın değerlendirmesinde üçüncü sırada yer alıyor. Asya sinemalarının yükselişine bir diğer örnek de, dördüncü sırada yer alan, bir Japon yapımı: 2018 Cannes’ında Altın Palmiye kazanan Hirokazu Kore-eda’nın “Shoplifters /Arakçılar”ı.

Sinema yazarları listesinin ikinci sırasında ise, bir Fransız filmi var: Celine Sciamma’nın yönettiği “Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi”. 18. Yüzyıl sonlarında geçen, iki kadın arasındaki aşkın öyküsü. Duyarlı anlatımı kadar, estetik mükemmelliği ile öne çıkan bir yapım. Bu yıl Cannes’da izlediğimiz bir ilk film, Ladj Ly’nin “Sefiller”i, günümüz Fransa’sının düzene başkaldıran gençlerini anlatıyor. Film, bu yılın Oscar’larında En İyi Uluslararası Film dalında “Parazit”le yarışacak. Avrupa Sinemalarından bir başka önemli yapım Birleşik Krallık’tan. Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un “The Favourite /Sarayın Gözdesi”, Avrupa Film Akademisi tarafından En İyi Film seçildi. Amerikan sinemasında da, 2019’a damgasını vuran iyi filmler yapıldı. Sam Mendes’in “1917”si Altın Küre’yi aldı, şimdi Oscar ve BAFTA (İngiliz Akademisi) ödüllerinde şansını deneyecek. Martin Scorsese’nin “İrlandalı”sı, Todd Phillips’in “Joker”i, Quentin Tarantino’nun “Bir Zamanlar Hollywood’da”sı ile birlikte… Küçük bir olasılık ama, gönlüm Oscar’ı “Parazit”in kazanmasından yana…

YORUM EKLE